İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli davada, temyiz itirazları kapsamında maluliyet oranı, ücret, kusur ve manevi tazminatın kesinlik sınırı incelemesi.
Özet: Sürekli iş göremezliğe yol açan bir iş kazası davasında, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi tarafından davacının talep ettiği 972.066,40 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talepleri kabul edilmiş, taraflar kusur oranları, tazminat miktarı, faiz başlangıcı, maluliyet ve hesaplama yöntemleri gibi çeşitli gerekçelerle kararı temyiz etmiştir; ancak Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığın manevi tazminat bölümüne ilişkin temyiz başvurularının, manevi tazminat miktarının (20.000 TL) temyiz edilebilirlik kesinlik sınırı olan 544.000 TLnin altında kalması nedeniyle incelenemeyeceğini belirtmiştir.
10. Hukuk Dairesi         2025/5693 E.  ,  2025/13615 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1795 E., 2025/146 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 15. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/62 E., 2024/147 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 22.07.2013 tarihinde gerçekleşen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL maddi tazminat ile 20.000.00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 08.02.2024 tarihli dilekçesi ile maddi tazminata ilişkin talebini 972.066,40 TL olarak arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, SGK müfettiş raporunda kazanın meydana gelmesinde davacının asli kusurlu bulunduğunu, işyerinde iş güvenliği tedbirlerinin alındığını, eğitimlerin verildiğini, kaçınıtmazlık unsurunun değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile 972.066,40 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların esasa dair istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacının maluliyet oranının belirlenen %29,2 oranından daha yüksek olduğunu, davacının hesaplamalara esas alınan ücretinin düşük olarak tespit edildiğini, sosyal haklarının hesaba esas alınan ücrete eklenmediğini bu sebeple maddi tazminat alacağının eksik ve hatalı hesaplandığını, davalıya atfedilen kusur oranlarının düşük olduğunu, davacının iş kazasının meydana gelmesinde hiçbir kusurunun bulunmadığını, hükmedilen manevi tazminatın davacının çektiği acıları tatmin edici nitelikte olmadığını, düşük kaldığını, maddi ve manevi tazminat alacaklarına fiil tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi talep edilmişken Mahkemece verilen kararda bu taleplerinin dikkate alınmayarak hatalı ve eksik karar verildiğini, PMF tablosunun güncel içtihatlara göre esas alınmasının mümkün olmadığını, kararın bozulmasına hükmedilmesi halinde işbu dava dosyasında tekrar hesaplama yapılır iken yeni tarihe göre güncel asgari ücret ve geçen süreçte asgari ücrete yapılan tüm zamların da dikkate alınması gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın kısmi dava olarak açıldığını, bu nedenle de zamanaşımının yalnızca kısmi dava konusu yapılan miktar yönünden kesildiği göz önünde bulundurulmaksızın davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi ve zamanaşımına uğrayan alacak yönünden hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca işleyecek faizin de ıslah tarihi itibaren işletilmesi gerektiğini, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının maluliyet oranları arasında çelişki olduğunu ve bu çelişki giderilmeden karar verilmesinin mümkün olamayacağını, Mahkemece hükmedilen manevi tazminat oranının da fahiş olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
A.Davacı ve davalı vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı HMK'nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla davacı ve davalı vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
2. Davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Usuli kazanılmış hak, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar, “hukuk devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin, mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş, uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.). Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı).
6100 sayılı HMK'nun 266.maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun'un 281/1. maddesine göre "taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır.
Bilindiği üzere HMK'nun 30. maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan usul ekonomisi ilkesine göre de hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10 (21) -94 E.- 2021/111 K. sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)"
Dosya kapsamından, Sosyal Güvenlik Kurumunun 23.7.2014 tarihli sağlık kurul kararı ile davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının %24 olarak belirlendiği ve kontrol gerekmediğinin belirtildiği, 13.5.2015 tarihli celsede davacı vekilinin maluliyet raporuna bir diyeceği olmadığını beyan ettiği, davalı vekilinin itirazı ile Yüksek Sağlık Kurulunun 22.4.2016 tarihli kararı ile maluliyet derecesinin değiştirilmesine mahal görülmediğinin bildirildiği, davacı vekilinin karara itiraz etmediği ve dosyanın hesap bilirkişisine gönderilmesini talep ettiği, davalı vekilinin itirazı ile Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun 2.5.2018 tarihli kararı ile davacının 22.07.2013 tarihinde geçirdiği iş kazasına bağlı arızası sebebiyle kurul muayene tarihinden itibaren %28,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının bildirildiği, yine davalı vekilinin itirazı ile dosyanın gönderildiği Adli Tıp Kurumu 2.Üst Kurulunun 16.5.2019 tarihli kararı ile kurul muayene tarihinden(7.2.2018) itibaren %29,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirtildiği, hükme esas alınan raporda iş göremezlik oranının 7.2.2018 tarihine kadar %24 bu tarihten sonra %29.2 olduğu kabul edilerek hesaplama yapıldığı ,yine 7.10.2019 tarihli hesap raporunda bakiye ömür süresinin PMF 1931 tablosuna göre belirlendiği, davacı vekilinin hesap raporuna itirazında bu yönde açıkça itirazı olmadığı halde, Mahkemece TRH 2010 tablosu esas alınarak tazminat miktarının belirlendiği seçeneğe göre karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalara göre Mahkemece yapılacak iş, davacının Sosyal Güvenlik Kurumu ve Yüksek Sağlık Kurulu kararında %24 olarak belirlenen sürekli iş göremezlik oranına itirazının bulunmaması ve yine 7.10.2019 tarihli kök hesap raporunda bakiye ömür süresinin PMF 1931 tablosuna göre belirlenmesine davacı vekilinin itiraz etmemesi nedeniyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek, hükme esas alınan 01.11.2023 tarihli hesap raporundaki diğer veriler aynen korunmak suretiyle, bu hesap raporuna %24 iş göremezlik oranı ve PMF 1931 tablosuna göre tespit edilmiş olan bakiye ömür süresini uygulamak ve davacının maddi tazminat alacağını yöntemince hesaplayarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı ve davalı vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz dilekçelerinin miktardan REDDİNE,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan temyiz harcın istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.