Organize Sanayi Bölgesi yönetim kurulu kararıyla arsa tahsisinin iptali talepli davada 6102 sayılı Kanundaki üç aylık hak düşürücü sürenin uygulanması.
Özet: Davacı, organize sanayi bölgesi yönetim kurulunun daha önce kendisine tahsis edilmiş bir parseli hukuka aykırı şekilde başka bir şirkete tahsis etme kararının iptalini talep etmiş; ancak ilk derece ve istinaf mahkemeleri, Organize Sanayi Bölgeleri Kanununda özel bir süre bulunmadığı gerekçesiyle Türk Ticaret Kanununun üç aylık hak düşürücü süresinin uygulanması gerektiğini belirterek, davanın bu süre içinde açılmaması nedeniyle reddine karar vermiş, davacı vekili ise temyiz başvurusunda, dayanak alınan yasal düzenlemenin değiştiğini ve kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia etmektedir.

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2197 E., 2024/2319 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Bor 1. Asliye Hukuk (Ticaret) MahkemesiSAYISI : 2023/368 E., 2024/394 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı ... (OSB) arasında 24.07.2020 tarihli kısmen bedelsiz parsel tahsis sözleşmesi düzenlendiğini ve Organize Sanayi Bölgesinde bulunan 13 15... parselde kayıtlı taşınmazın müvekkil adına tahsis edildiğini, davalı tüzel kişiliğin icra organı olan yönetim kurulunun 30.07.2021 tarihli kararı ile müvekkili şirkete yapılan arsa tahsisinin iptaline karar verdiğini, Bor Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/148 E. sayılı dosyası üzerinde halihazırda derdest olan mezkur yönetim kurulu kararının iptaline ilişkin dava açıldığını, işbu dava devam ederken ve taşınmazın kullanım hakkına ilişkin olarak ihtilaf mevcut olmasına rağmen davalı OSB yönetim kurulunun 18.07.2022 tarihli kararı ile taşınmazın müvekkiline bir bildirimde bulunulmadan diğer davalıya tahsis edildiğini, tahsis kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; 13 15... parsel sayılı taşınmazın davalı şirkete tahsis edilmesine ilişkin OSB yönetim kurulunun 18.07.2022 tarihli kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı OSB vekili; davanın 3 aylık hak düşürücü süre içinde açılmadığından usulden reddi gerektiğini, davacı ile düzenlenen kısmen bedelsiz arsa tahsis sözleşmesinin feshedildiğini, davacının yönetim kurulunun aldığı kararın tarafı olmadığını, tahsis işlemin iptali isteminde hukuki menfaatinin bulunmadığını, diğer davalıya yapılan arsa tahsis işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Davalı Şirket vekili, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının ve taraf sıfatının bulunmadığını, müvekkiline yapılan tahsis işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nda (4562 sayılı Kanun) iptal işlemlerine ilişki hak düşürücü süre düzenlenmemiş ise de, aynı Kanunun 25. maddesinin atıf yaptığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) ilgili hükümleri gereği davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği, bu konu da Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK) 2013/4-329 E., 2014/147 K. sayılı ve 26.02.2014 tarihli kararında özetle "Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iptal davasının açılması için öngörülen hak düşürücü sürenin belirlenmesine ilişkin olup, iptal davasının karar tarihinden itibaren Türk Ticaret Kanunu’nun 381. maddesi uyarınca üç (3) ay içinde mi yoksa Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği (Yönetmelik) gereğince bir (1) ay içinde mi açılmasının gerektiği noktasında toplandığı, kanunda açık bir düzenleme olmadığından Türk Ticaret Kanunu’nun 381. maddesi uyarınca üç (3) aylık sürenin uygulanması gerektiğine karar verilmiştir.” denildiği, buna göre davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; OSB yönetim kurulu kararlarının iptaline yönelik olarak açılacak davalarda dava açma süresi yönünden 4562 sayılı Kanunda özel olarak bir düzenleme bulunmadığı, YHGK'nın 2013/4-329E.2014/147 K. sayılı kararında da bu tür uyuşmazlıklarda iptal davası açmak için kanuni süre olarak 6102 sayılı Kanunun 445. maddesinde belirtilen üç aylık hak düşürücü sürenin benimsenmiş olduğu, dava konusu edilen davalı yönetim kurulunun verdiği 18.07.2022 tarihli yönetim kurulu kararının iptaline ilişkin olarak 15.05.2023 tarihinde açılan davanın, İlk Derece Mahkemesince işbu davanın 3 aylık hak düşürücü süre içinde açılmamış olması nedeniyle reddine dair verilen kararında bir isabetsizlik ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; kararda atıf yapılan 4562 sayılı Kanunun 25/son maddesinin değişiklikten önceki halinin belirtilmiş olup, Kanun değişikliği ile birlikte anılan hüküm kaldırıldığını, 4562 sayılı yasada iptal işlemlerine ilişkin olarak zamanaşımı yahut hak düşürücü süre belirtilmediğini, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Derece Mahkemelerince karara esas alınan YHGK'nın 26.02.2014 tarihli ve 2013/4-329 E., 2014/147 K. sayılı ilamında; 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu’nun (4562 sayılı Kanun) 25. maddesinin 5. fıkrasının “Genel kurulun teşkilini müteakip bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, OSB'lerin organları ile ilgili olarak Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlerin organları ile ilgili hükümleri kıyasen uygulanır.” hükmünü içerdiği, dava tarihinde yürürlükte olan Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’nin 34. maddesinin 1. fıkrasında ise “Aşağıda yazılı kişiler, kanun, yönetmelik, kuruluş protokolü ve ana sözleşmede belirtilen hususlar ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiasıyla genel kurul kararları aleyhine, toplantıyı izleyen günden başlamak üzere 30 gün içinde, OSB'nin bulunduğu yerdeki ilgili mahkemeye başvurabilir.” düzenlemesine yer verildiği, normlar hiyerarşisine göre en üstte Anayasa’nın, ondan sonra sırasıyla kanun, tüzük ve yönetmeliklerin geldiği, yönetmeliklerle bir yasa hükmüne açıklık getirerek uygulamaya geçirilmesinin amaçlandığı, kanun ve tüzükte öngörülen hak sağlayıcı düzenlemelerin yönetmelikle kaldırılamayacağı veya daraltılamayacağı gibi, bu tür düzenlemelerde öngörülmeyen yasaklayıcı veya sınırlayıcı hükümlerin yönetmelikle getirilemeyeceği, 4562 sayılı Kanunda iptal davasının açılabilmesi için bir sürenin düzenlenmediği, aynı Kanunun 25. maddesinin gönderme yaptığı 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 381. maddesinde iptal davası açmak için üç aylık bir hak düşürücü süre öngörüldüğü, uyuşmazlık konusu olan, müteşebbis heyet tarafından alınan kararların iptali için hak düşürücü nitelikteki dava açma süresinin anılan Kanunun 381. maddesi uyarınca üç ay olduğu belirtilmiştir. Bu karardan sonra, 01.07.2017 tarihli ve 30111 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7033 sayılı Kanunla, 4562 sayılı Kanunun 25. maddesinin 5. fıkrası “OSB’lerde tutulacak defterler ve genel kurul toplantılarında görevlendirilecek Bakanlık temsilcisi konularında OSB mevzuatında hüküm bulunmayan hâllerde 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlere ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklinde değiştirilmiştir. Söz konusu maddede yapılan bu değişiklikle; önceki düzenlemeden farklı olarak, OSB’lerin organlarına yer verilmemiş, sadece OSB’lerde tutulacak defterler ve genel kurul toplantılarında görevlendirilecek Bakanlık temsilcisi konularıyla sınırlı olarak, 6102 sayılı Kanuna gönderme yapılmasıyla yetinilmiştir. Diğer bir anlatımla, yapılan bu değişiklik sonrasında, 6102 sayılı Kanunun anonim şirketler ile ilgili hükümlerinin, 4562 sayılı Kanunun 6. maddesinde OSB’lerin organları olarak sayılan; müteşebbis heyet (işletme aşamasında genel kurul), yönetim kurulu, denetim kurulu ve bölge müdürlüğü hakkında uygulanması söz konusu olmayacaktır. Diğer taraftan, 7033 sayılı Kanunla değiştirilen 4562 sayılı Kanunda iptal davası açılması için bir süre öngörülmemiştir. Ancak 02.02.2019 tarihli ve 30674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 22. maddesinde ise, genel kurul kararları aleyhine, toplantı tarihinden itibaren 3 ay içinde OSB’nin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurulabileceği düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen YHGK ilamında da açıklandığı üzere, 4562 sayılı Kanunda öngörülmeyen hak düşürücü süre ile ilgili olarak Yönetmelik ile bir düzenleme yapılması düşünülemez. Bu nedenle, söz konusu Yönetmelik hükmünün, OSB’lerin organları tarafından verilen kararların iptali için açılacak bir davada kıyasen uygulanması mümkün değildir. Öte yandan, 4562 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca OSB’lerin sevk ve idaresini yürütmekle görevli olan yönetim kurulu kararlarının; doğrudan OSB’nin katılımcıların kişisel haklarını etkilediği, aleyhine sonuçlar doğurduğu hallerde, ilgili katılımcının söz konusu yönetim kurulu kararının iptalini dava konusu edebileceği kabul edilmelidir. Gelinen bu aşamada, 05.09.2024 tarihli ve 32653 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 31. maddesi ile değiştirilen Yönetmelik’in “Arsa tahsisinin iadesi veya iptali” başlıklı 62. maddesinin açıklanmasında fayda bulunmaktadır. Söz konusu maddede yapılan değişiklikle, yönetim kurulu tarafından yapılan tahsis iptali işleminin, taraflara tebliğ edildiği tarihte geçerlilik kazanacağı hüküm altına alınmıştır. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir OSB katılımcısının, yönetim kurulu tarafından hakkında verilen arsa tahsisinin iptali kararına karşı, öğrendiği (Yönetmelikte yapılan değişiklikler sonrasında) tebliğ edildiği tarihten itibaren dava açması mümkündür. Ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Dürüst davranma" başlıklı 2. maddesinde yer alan;"...Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz..." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun maddesinde; hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifadesinin ardından, hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden hareketle; yönetim kurulu kararının iptali davasının, iptali istenen işlemin öğrenilmesine (Yönetmelikte yapılan değişiklik sonrasında tebliğ edilmesine) müteakip makul bir süre içerisinde açılması gerekir. Zira, aleyhe sonuçlar doğuran bir işlemin öğrenilmesine rağmen, dava açma hakkının aradan uzunca bir süre geçtikten sonra kullanılması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasını oluşturur (Dairemizin 24.11.2025 tarihli ve 2024/2427 E., 2025/5602 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir.). Somut olay değerlendirildiğinde; 13 15... parsel sayılı taşınmazın davacıya yapılan tahsisinin 30.07.2021 tarihli yönetim kurulu kararı ile iptal edildiği, söz konusu kararın iptali için davacı tarafından açılan Bor 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/148 E. sayılı davasının yargılaması devam ederken, söz konusu taşınmazın 18.07.2022 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalı şirkete tahsis edildiği, davalıya yapılan tahsise ilişkin yönetim kurulu kararının iptali için işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, yönetim kurulu kararlarının iptali için açılacak davaların, kararın öğrenilmesinden itibaren makul süre içerisinde davanın açılması gerekiyor ise de, öncelikli davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması gerektiği açıktır. Dava konusu yönetim kurulu kararı, davalı şirkete arsa tahsisine ilişkin olup kararın davacıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Taşınmazın davacıya yapılan tahsisi daha önce iptal edilmiş olup, artık dava konusu tahsis kararının iptalinde davacının bir yararı bulunmamaktadır. Kaldı ki yargılama devam ederken davacı tarafından, kendisi hakkında verilen tahsisin iptaline ilişkin yönetim kurulu kararının iptali için Bor 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2022/148 E. sayılı davanın reddine karar verilmiş ve söz konusu karar kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı ise de, karar sonucu itibariyle doğru bulunduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesinin 4. fıkrası uyarınca gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, sonucu itibariyle doğru bulunan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.