İş kazası sonucu felç geçiren işçinin, üst ve alt işverenlerden talep ettiği maddi tazminat davasının ilk derece ve istinaf mahkemelerince reddine ilişkin temyiz incelemesi.
Özet: Bu dava, çalışırken felç geçirdiğini ve ekonomik geleceğinin sarsıldığını iddia eden bir işçinin, asıl ve alt işverenlerin tam kusurlu olduğunu belirterek maddi tazminat talep ettiği, ancak işverenlerin sorumlulukları olmadığını, kazanın iş kazası dahi sayılamayacağını veya üst işveren niteliğinde olmadıklarını savunarak davanın reddini istediği, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinin davayı reddetmesi üzerine davacı vekili tarafından yapılan temyiz başvurusu ile yüksek mahkeme önüne gelen bir uyuşmazlıktır.
10. Hukuk Dairesi         2025/4263 E.  ,  2025/13323 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/312 E., 2024/4204 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/789 E., 2022/944 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...üst işveren diğer davalı ...ise ihale ile iş alan alt işveren olduğunu, müvekkilinin 04.12.20 16... .30 sularında davalı işveren yanında çalışırken iş kazası yaşadığını, müvekkilinin çalışmasını sürdürdüğü esnada işverenin ve sair kişilerin tam kusuru ile müvekkilinin felç geçirdiğini, işveren dosya kapsamında hiçbir bilgi vermeden işçisini çok tehlikeli bir yerde çalıştırdığını, sadece kağıt üzerinde bir kısım tedbirleri aldığı gibi gösterdiğini, davalıların ağır kusuru mevcut olduğunu, işbu elim kaza nedeniyle davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığını, müvekkilinin felç geçirdiğini, bundan sonra çalışabilecek bir durumunun kalmadığını, vücudunun büyük kısmının kullanamaz hale geldiğini, ekonomik geleceğinin sarsılmasından dolayı zarar gördüğünü, iş kazasında ruhsal ve bedensel bütünlüğü zedelendiğini, yargılamanın icrası ve haklı davamızın kabul edilmesi ile müvekkilim davacı için çalışma gücünün azalması/ yitirilmesi (sürekli/geçici iş gücü kaybı) nedeniyle 5.000,00 TL, belgelenebilen ve belgelenemeyen tedavi giderleri nedeniyle 1.000,00TL, bakım parasından kaynaklanan giderler için 100,00 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklı 100,00 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkilim davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin her türlü hakkımızın saklı tutularak davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Koski cevap dilekçesinde; davacı vekilinin 18.09.2018 tarihli dava dilekçesi ile fazlaya dair hakkını saklı tutarak maddi tazminat istemi ile müvekkil idaremizden talepte bulunması haksız ve hukuka aykırı olduğunu, şöyle ki; davacının idaremizden 2016 yılı içerisinde Konya Merkez Su şebeke ıslahı ile Meram ve Karatay ilçeleri su şebeke ve tesisi ıslahı işini yapan ... Mühendislik Hizmetleri Taahhüt İmalat ve Turizm Ticaret Limited Şirketinin alt taşeronu olarak kiralık kamyon şoförü olarak çalıştığını, burada üst işveren müvekkil idaremizden ihale alan .... Mühendislik Hizmetleri Taahhüt İmalat ve Turizm Ticaret Limited Şirketi olduğunu, Yüksek Mahkeme pek çok kararında, kanuna göre, üst ve alt işveren ilişkisi niteliğini kazanamayan durumlarda bağımsız işverenin varlığından bahsettiğini, hizmet tespiti davasında husumetin asıl işverene değil, hizmet akdinin taraft olan bağımsız işverene yöneltilmesi gerektiğini, Yargıtay kararı gereği, dava dilekçesi ile müvekkil idaremizin asıl işveren olarak nitelenerek maddi tazminat talebinde bulunulması mümkün olmadığını açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının kamyon şöförü olarak görevli bulunduğunu, kanaldan çıkartılan topraklar kepçe tarafından yol kenarına atılırken, kamyon şöförlerinin de, davacı dahil kenardaki söğüt ağacı altında beklediğini, çayını içtiğini, simidini yediğini, çay molasına kadar da davacının hiç bir iş yapmadığını, davacının yanındakilere usta ben rahatsızlanmaya başladım, demesi üzerine müvekkil firmaya ait servis aracı ile davacının hemen hastaneye götürüldüğünü, müvekkilinin ihmali davranışı olmadığını, müvekkilinin işçisine değer veren hukuka ve iş güvenliği mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerine riayet ederek, bu yükümlülüklerini tam olarak yerine getiren duyarlı bir firma olduğunu, somut vakıda, iş kazası dahi sayılması mümkün olmayan bir halden dolayı, müvekkile bu şekilde kusur atfedilme ve maddi bir kısım haklar elde etme çabasının yerinde olmadığını ve müvekkile izafe edilebilecek bir kusur olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf sebepleri olarak; iş kazasının meydana gelmesinde davalının kusurunun bulunduğunu, bu durumun dosya içinde mevcut 2. raporda belirtildiğini, diğer raporların hüküm kurmaya elverişli olmadığın, kaçınılmazlık ilkesinin şartlarının oluşmadığını belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kamu düzenine aykırı bir hususun tespit edilmemiş olmasına, hükme dayanak teşkil eden bilirkişi kusur raporunun maddi olgular, olay ve sigortalıya ilişkin veriler ile iş güvenliği mevzuatına uygun olmasına, iş kazasının meydana gelişinde tarafların herhangi bir kusurunun bulunmadığı ve kusursuz sorumluluk için gerekli şartların oluşmadığının anlaşılmış olmasına göre yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilmiş ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçeleri ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının davacı kazalı ...’ın davalı KOSKİ’nin Konya Merkez su şebeke ıslahı ile Meram ve Karatay ilçeleri su şebeke ve tesisi ıslahı işini yapan ... Müh. San Tic. Ltd. Şirketinde kamyon şoförü olarak çalışmaktayken 04.12.2016 tarihinde saat 09:30-10.00 sularında, yapılan içme suyu şebekesi boru hattı döşeme işinde çalıştıkları sırada mola verdikleri esnada yüzünde ve kolunda uyuşma ile başlayan rahatsızlanması sonucu hastaneye götürülmesi ve sonucunda beyin kanaması geçirmesine bağlı olarak Kurum Sağlık Kurulu kararına göre %15 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması şeklinde meydana geldiği, Mahkemece kusur oran ve aidiyetinin tespitine yönelik 23.06.2022 tarihli kusur heyet raporları aldırıldığı, aldırılan raporda davaya konu olayın meydana gelmesinde davalı işverenlere kusur atfedilmediği, olayın meydana gelmesinde %100 oranında kaçınılmazlık etkisinin bulunduğunun tespit edildiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alınması suretiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında kusur oranlarının tespiti noktasında uyuşmazlık bulunduğu gözetilerek kusur oranının belirlenmesine ilişkin ilkelere de değinmek faydalı olacaktır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda davaya konu iş kazasının %100 oranında kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği tespitine yer veren bilirkişi raporuna itibarla hüküm tesis edilmiş ise de hükme esas alınan raporda iş kazasının meydana gelmesinde bünyesel faktör değerlendirmesi yapılması gerekirken kaçınılmazlık ilkesine değinilmesi hatalı olmuştur. Ayrıca heyeti oluşturan bilirkişilerden kazanın beyin kanaması şeklinde meydana gelmesi dikkate alındığında heyette nöroloji uzmanının yer alması gerekirken kalp ve damar cerrahi uzmanının yer aldığı görülmekle usulünce teşkil ettirilmeyen heyetçe düzenlenen rapora itibarla hükmüm tesisi bu yönden de hatalıdır .
Mahkemece yapılacak iş; var ise rücu dosyası da getirtilerek hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından yukarıda bahsedilen kusur raporlarını düzenleyen heyetlerden farklı dosyanın nöroloji hekimin de yer aldığı, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi heyetine; davacı itirazlarını karşılar şekilde var ise rücu ve uş bu temyize konu dava dosyasındaki raporları da değerlendirir ve çelişki olur ise giderecek mahiyette tarafların somut verilere dayalı iş güvenliği açısından alması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemlerin alınıp; hangi önlemlerin alınmadığı, iş kazası olayının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde oransal olarak tespit ettirmek ve sonucuna göre usulünce bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.