Eşinin hizmet tespiti talebiyle açılan davada, murisin tüm mirasçılarının taraf teşkili sağlanmadığı gerekçesiyle verilen hükmün bozulmasına ilişkin Yargıtay kararı.
Özet: Bu dava, davacının eşinin 1968-1969 yılları arasındaki sigortalılık günlerinin tespiti talebiyle açılmış olup, eşe ait işe giriş bildirgesine rağmen dönem bordrosu eksikliği nedeniyle önceki başvurunun reddedilmesi ve ilk derece ile istinaf mahkemelerinin usulden ret kararı sonrasında, yüksek mahkeme tarafından müteveffanın tüm mirasçılarının zorunlu dava arkadaşı olarak davaya dahil edilmemesi sebebiyle taraf teşkilinin sağlanamadığı, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamında tüm mirasçıların usulüne uygun tebligatla davaya katılımının sağlanması gerektiği belirtilerek, eksik inceleme nedeniyle kararın bozulmasına hükmedilmiştir.
10. Hukuk Dairesi         2025/9541 E.  ,  2025/16793 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1261 E., 2024/1838 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Muğla 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/75 E., 2024/21 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde, eşi ... ...’nin 05.08.1968 tarihli işe giriş bildirgesine istinaden sigortalılık günlerinin verilmesini, kuruma 29.09.2014 tarihinde başvuru yapıldığını ancak dönem bordrosu verilmemesi nedeni ile talebin reddedildiğini müteveffanının çalıştığı günlerin tespitini talep etmektedir. 15.02.2016 havale tarihli dilekçesi ile: 05.08.1968-01.04.1969 arasını dönem bakımından tespit talep ettiğini beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı taraf cevap dilekçesi sunmamıştır.
Feri müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarını belirterek, davacının 29.09.2014 tarihinde başvuru yaptığını ancak dönem bordrosu verilmemesi nedeni ile talebinin reddedildiğini işverenin hasım gösterilmesi gerektiğini, talebinin reddini ve davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davanın usulden reddine," karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde temyiz isteminde bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde:
a.Davanın eksik araştırma ile reddedildiğini, müteveffanın çalıştığının işe giriş bildirgesi ile tespit edildiğini, müvekkilin sağlığı nedeni ile sigortalılığa ihtiyaç duyduğunu, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 05.08.1968-01.04.1969 tarihleri arasında davacının eşi ... ...'nin davalı nezdinde çalıştığının tespitine ilişkindir.
1. 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “taraf ehliyeti” başlığını taşıyan 50’inci maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni hukuktaki haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti hak ehliyetini oluşturmakta, gerçek ve tüzel kişiler bakımından geçerli olmaktadır. Hak ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesinde ise, kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiği hüküm altına alınmış olup, gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır.
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; Mahkemece, ... ...'nin nüfus kaydına göre başka mirasçılarınında mevcut olduğu, ancak bu kişinin davaya katılımının sağlanmadığı, mirasçıların tümü davaya dahil edilmeden yargılamanın bir kısım mirasçı (eş ...) tarafından yürütülerek hüküm kurulduğu anlaşılmakla; murisin tüm mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın karar verilmiş olması isabetsizdir.
Hal böyle olunca, Mahkemece, davacı mirasçısına usulüne uygun olarak tebligat yapılmalı, mirası reddetmeyen mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davada yer almaları sağlanmalı, davaya dâhil edilen mirasçının gösterdiği deliller toplanmalı ve elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
2. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Anayasa m.36'da vurgulanan temel kurala göre:"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." Mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte hukuk mahkemelerinde, taraflar yargılamaya katılmasalar bile, mutlaka dava ve duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi, ilgilinin yokluğunda davaya devam edip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanarak işin esasına girildikten sonra, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle, tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri tamamen şeklidir. Kanunun amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Davanın görüldüğü tarihte yürürlükte olan 7201 sayılı Tebligat Kanunun 35. maddesinde  "Kendisine ve adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza  merciine bildirmeye mecburdur. Bu taktirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği taktirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır."  hükmü düzenlenmiştir.
Yine 7201 sayılı Tebligat Kanununun ilanen tebligatı düzenleyen 28. maddesinin 2. fıkrasında "Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir." hükmü düzenlenmiştir.
Belirtilen adres araştırma biçimi kısıtlayıcı değildir, nitekim 28. maddenin 2. fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebliği çıkaran merciin adres soruşturmasını resmi ve özel kuruluşlardan yapması gerektiği vurgulanmıştır. Belirtilen resmi kuruluşlar içinde adres tespitinin yapılabileceği nüfus, tapu idareleri, belediye, kişinin çalıştığı kurumlar ile ticaret ve sanayi odaları gibi özel kuruluşlar da vardır.
Buna göre,muhatabın adresi mechul olarak bildirilmişse, tebligatı çıkaran mercii araştırma yapmalı, yapılan araştırma sonucunda tebligata yarar adres saptanamamışsa ilanen tebligat yoluna gidilmelidir.
İnceleme konusu davada ise 05.08.1969 tarihli işe giriş bildirgesinde işveren "... İnş. Ltd. Şti taşeronu" ifadesi bulunmakta olup davacı tarafından da işveren olarak ...'e dava yönetilmiştir. Ancak mahkemece davalı tarafa tebliğ yapılamaması ve adresi tespit edilememesi nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında araştırma genişletilmeli, davalı tespit edilemediği takdirde 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun ilanen tebligatı düzenleyen 28. maddesinin 2. Fıkrası gereği ilanen tebligat yapılmalıdır.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup, sair hususlar incelenmeksizin bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple,
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.