Hazinenin kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı iddiasıyla tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım talebiyle açtığı davada, bozma sonrası bilirkişi raporuna dayalı kısmi kabul ve ret kararına karşı yapılan temyiz incelemesi.
Özet: Davacı Hazinenin, bir köydeki 1303 parsel sayılı taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı iddiasıyla tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım talebiyle açtığı davada, mahkemenin başlangıçta ölü olan davalı sebebiyle davanın reddine karar vermesi üzerine üst mahkeme kararın bozulmasına hükmetmiş, bozma sonrası yapılan yargılamada taşınmazın bir kısmının kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı tespit edilerek bu kısma ilişkin tapunun terkini, elatmanın önlenmesi ve yıkımına karar verilmiş olup, hem davacı Hazine hem de bir kısım davalılar, bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğu, davanın tamamının kabul veya reddi gerektiği gerekçeleriyle bu kararı temyiz etmiştir.
1. Hukuk Dairesi         2025/4562 E.  ,  2025/4610 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2016/427 E., 2023/153 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı Hazine vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekili; ................. Köyü, dava konusu 1303 parsel sayılı taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek tapu iptali elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
II. CEVAP
Bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemece; dava konusu taşınmazın paydaşlarından ...'un dava tarihinde önce öldüğü gerekçesiyle taraf sıfatı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 07.04.2005 tarihli ve 2005/3832 Esas, 2005/4214 Karar sayılı kararı ile; dava tarihinde ölü olduğu belirlenen davalı ... yönünden davanın reddinin doğru olduğu, ancak dava konusu taşınmazda davalılar ve dava dışı kişilerin paydaş olduğu, dava dışı veya davanın reddine karar verilen bir kısım paydaşlara ait paylar yönünden sicil ayakta kalırken, diğer paylar yönünden dava kabul edilerek sicilin terkini ile tapu sicillerinin niteliğine ve amacına uygun düşmeyecek ve kamu malının hukuksal içeriğinden uzak bir durumun ortaya çıkacağına değinilerek ölü olduğu gerekçesiyle hakkındaki dava reddedilen kişinin mirasçıları ve dava dışı paydaşlar bakımından dava açılmasının sağlanması, açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, tespit edilecek bulgu ve olgular değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, bilirkişi raporunda (A), (B), (C) harfleri ile ve ''harf verilmemiş'' olarak belirtilen kısımlar üzerinde toplam 227, 88... 'lik alanın kıyı-kenar çizgisinin kıyı tarafında kaldığı gerekçesiyle bu kısma ilişkin tapu kaydının kıyıya terkinine, anılan kısımlara yapılan el atmanın önlenmesine ve kal'ine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; asıl ve birleştirilen davalarda reddedilen kısımlara ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, raporun eksik inceleme ile verildiğini, jeomorfolojik yapıya aykırı ve hatalı rapor düzenlendiğini, yeni kıyı-kenar çizgisi belirlemesi yapılmadığını, sondaj çukurları, gözlemsel çukurların profil incelemeleri ve alınan örneklerin fotoğrafları, değerlendirme ve teknik hususlar dikkate alındığında taşınmazın tamamının kıyı çizgisi içinde kaldığını, kök rapor ve ek rapora itirazların incelenmediğini ve denetime elverişli rapor verilmediğini, sadece hava fotoğrafına dayanılarak eksik inceleme yapıldığını, emsal olarak sunulan mahkeme dosyaları, kararlar ve bilirkişi raporlarına dair hiçbir inceleme ve kıyas yapılmadığını, kararın infaz edilemeyeceğini, Hazine aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin ve ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, gerekçeli karar başlığında birleştirilen davanın tarafları hem asıl davada hem de birleşen davada davalı olarak yer aldığından ayrı vekalet ücretine hükmedildiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla Mhkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
Birleştirilen 2017/286 Esas sayılı davada davalılar ............ vd. vekili temyiz dilekçesinde özetle; kısmen kabul gerekçesinin ve kısmen kabul kararının dosya kapsamına, toplanan delillere, somut olaya uygun olmadığını, usule, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, toplanan delillerle davalılara ait taşınmazların kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalmadığının bilirkişi raporları ve bilirkişi ek raporlarıyla da sabit olduğunu, davalıların tazminat ve sair haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi gerektiğini, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, eksik inceleme ile karar verildiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava; çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptali-terkin, elatmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Hazine vekili tarafından .............. Köyünde bulunan dava konusu 1303 parsel sayılı, 1.900,00 metrekare yüz ölçümlü taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı iddiası ile ... ve bir kısım paydaşlar aleyhine dava açıldığı, Dairenin bozma kararı üzerine, asıl dava açıldığı tarihte ölü olan ... mirasçıları aleyhine açılan Mudanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/52 Esas sayılı dosyası ve asıl davadaki dava dışı paydaşlar bakımından açılan Mahkemenin 2017/286 Esas sayılı dosyasının eldeki asıl dava dosyası ile birleştirilmek suretiyle yapılan yargılama sonunda yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; uyuşmazlığın niteliğine göre öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde İdarece oluşturulmuş kıyı-kenar çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden sorularak belirlenmelidir. İdarece oluşturulmuş ve kesinleşmiş (tarafları bağlayıcı hale gelmiş) kıyı-kenar çizgisi var ise buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeleri ile kroki ve haritasının birlikte getirtilip dosya arasına konulması, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanması, çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmesi gerekir.
İdarece oluşturulmuş kıyı-kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ve davalının itirazına uğramışsa adli yargı mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak aynı Kanun'un 5 ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılıp açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı-kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken varsa İdarenin önceden kıyı-kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
İdarenin kıyı-kenar çizgisi çalışmalarında, o yere ilişkin kamu görevlilerince önceden oluşturulmuş Komisyon çalışmalarını içerir kayıt ve belgeler getirtilmeli, bunlardaki verilerle Mahkemece kıyı-kenar çizgisi oluşturmak için bilirkişilerce yapılan çalışmalarda elde edilen veri ve bulguların örtüşmemesi durumunda, bunun nedenleri hakkında bilirkişilerden bilimsel gerekçelere ve maddi bulgulara dayalı, doyurucu ve denetime açık ek rapor alınmalıdır. Başka bir anlatımla, eldeki uyuşmazlıkta idari saptamalardan takdiri delil olarak yararlanılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2003 tarihli ve 97/110 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yapılacak bu araştırmalarla dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra oluşacak durum, dosya içeriği, iddia ve savunma doğrultusunda toplanan diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın toplam 227, 88... 'lik kısmının kıyı-kenar çizgisinin kıyı tarafında kaldığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmak için yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, Mahkemece yapılan keşifte 2 adet dava konusu taşınmaz sınırları içinde, 1 adet taşınmaz sınırları dışında olmak üzere 3 adet gözlem çukuru açıldığı, hazırlanan bilirkişi heyet raporundaki krokilerden söz konusu kazı yerlerinin taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kara tarafında bulunduğunun görüldüğü, raporda 1 nolu gözlem çukurunda nebati toprak, kil bandı, daha sonra kum malzemesine rastlandığı, 2 nolu gözlem çukurunda nebati toprak, kil bandı ve devamında oldukça gevşek yapıda kum malzemesi olduğu, kavkı kalıntıları bulunduğu, 1.80 metre derinlikte suya rastlandığı, 3 nolu gözlem çukurunda ise yine nebati toprak, kil bandı gözlendiği, kum malzemesine rastlandığı ve oldukça gevşek yapıda olduğuna yer verilmiş, jeoloji haritalarına göre dava konusu yerde fay bulunduğu, bölgedeki tektonik faaliyete bağlı hareketliliğin denizel kökenli malzeme ile karasal kökenli malzemenin karışmasına neden olduğundan bahsedilmiş, ayrıca Bakanlıkça onaylanmış kıyı-kenar çizgisinin zorunlu haller olmadıkça değiştirilemeyeceğine, parsel bazında kıyı-kenar tespiti yapılamayacağına da yer verilerek yapılan değerlendirme sonucu İdarece belirlenen kıyı-kenar çizgisinin usulüne uygun olduğu sonucuna ulaşılmış ise de bu haliyle raporun bilimsel gerekçelere dayalı, denetime açık ve hükme elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmadığı gibi, itirazlar üzerine alınan ek raporlarda da maddi bulgulara dayalı ve yeterli bir açıklama yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan, çevre parseller (özellikle dava konusu taşınmaza yakın 1297, 1298, 1307, 1314, 1315 parseller) hakkında kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunup bulunmadığına ilişkin olarak yeterli bir araştırma yapılmaması, davacı tarafça bildirilen taşınmazlara ilişkin görülen davaların akıbetlerinin araştırılmaması da isabetsizdir.
Hal böyle olunca; 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmek suretiyle 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar, aynı Kanun'un 5. ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı göz önünde tutularak 3621 sayılı Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi heyeti (önceki bilirkişilerden farklı) oluşturulup dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı-kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı-kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı-kenar çizgisinin fen bilirkişisi tarafından kroki üzerinde ayrı ayrı gösterilmesi, her ikisinin çakışmaması halinde çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa kesinleşen kıyı-kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, gerektiği takdirde bilirkişi kurulundan bu hususları da karşılayacak şekilde rapor alınması, önceki bilirkişi raporları dikkate alınarak çelişkiler olduğu takdirde bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin nedenlerinin de denetime açık, bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, raporda kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın renkli olarak belirtilmesi, dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının, kıyı-kenar çizgisi içerisinde ise ne kadarlık kısmının kıyı-kenar çizgisi içinde olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, toplanan ve toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; karar başlığında, birleştirilen davalardaki bir kısım davalıların asıl dava bakımından da davalı olarak gösterilmesi hatalı olmuştur.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı Hazine vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Temyiz eden davacı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 36/A maddesi gereğince davalılardan harç alınmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Mudanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.