Boşanma davasında temyiz süresi aşımı, tamamen kusurlu davacı erkeğin kendi kusuruyla boşanma talebinin reddi ve davalı kadının eylemlerinin af kapsamında değerlendirilmesi.
Özet: Davacı erkeğin temyiz başvurusu süreden reddedilirken, davalı kadının boşanma kararına yönelik itirazı kabul edilmiş; Yüksek Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kadına yüklediği kusurların soyut, affedilmiş veya tepkisel nitelikte olduğunu belirterek kadının kusursuz olduğuna hükmetmiş, buna karşılık erkeğin evlilik yükümlülüklerini ihmal, fiziksel ve sözlü şiddet uygulama ve ortak yaşama son verme nedenleriyle tamamen kusurlu olduğunu tespit etmiş ve Türk Medeni Kanununun 166. maddesi gereğince tamamen kusurlu eşin kendi eylemine dayanarak boşanma elde edemeyeceği, boşanma kararı verilebilmesi için davalı eşin de az da olsa kusurunun bulunmasının kaçınılmaz olduğu ilkesini hatırlatmıştır.
2. Hukuk Dairesi         2025/3047 E.  ,  2025/9852 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/325 E., 2025/355 K.
DAVA TÜRÜ : Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bor 3. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2024/92 E., 2024/20 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın vekili tarafından davanın kabulü, kusur belirlemesi, nafaka miktarı ve davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi yönünden; davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Davacı erkek vekilinin vekilinin temyiz dilekçesinin incelenmesinde;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçesinin süresinden sonra verilmesi hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar, davacı erkek vekiline 23.02.2025 tarihinde tebliğ edilmiş; temyiz dilekçesi ise yasal süre geçirildikten sonra 11.03.2025 tarihinde verilmiştir. Bu nedenle davacı erkek vekilinin temyiz dilekçesinin süreden reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı kadın vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı tarafından davalı aleyhine evlilik birliğinin temelinden sarsılması talebiyle açılan boşanma davasının yapılan yargılamasının sonucunda İlk Derece Mahkemesince tarafların evlilik birliği devam ettiği zaman zarfında davalı kadının evlilikten doğan yükümlülüğünü yerine getirmekten imtina etmesi ve davacı erkeğe karşı hakarette bulunması nedeniyle kusurlu olduğu; erkeğin, evlilikten doğan yükümlülüklerini ihmal ve ihlal ettiği, kadına fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığı, davacı tarafça ortak yaşama son verildiği bu haliyle davacı erkeğin davalı kadına nazaran daha kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmasına karar verilmiştir
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166/1-2 maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa kadına kusur olarak yüklenen vakıalar bakımından dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı 4721 sayılı Kanun'un 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan soyut beyanlar olup, bir kısım beyanlarında geçen vakıalardan sonra ise evlilik birliğinin devam ettiği, bu nedenle af ve hoşgörü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yine tanık beyanlarında geçen bir kısım beyanların ise sebep ve saiki açıklanmayan, davacıyı davada haklı çıkarmaya matuf beyanlar olduğu, kadının hareketlerinin tepkisel ve sitem niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. O halde; kadına bu vakıaların kusur olarak yüklenmesi doğru olmamıştır. Diğer yandan mahkemece belirlenen ve gerçekleştiği anlaşılan kusurlu davranışlara göre erkeğin, evlilikten doğan yükümlülüklerini ihmal ve ihlal ettiği, kadına fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığı ve erkek tarafından ortak yaşama son verildiği görülmüş olup erkeğin tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde "evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2).
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacı erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalı kadına atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Hiç kimse sırf kendi kusurundan yararlanarak boşanma hükmü elde edemez. Bu durumda, davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı erkek vekilinin temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE,2.Davalı kadın vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre davalı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.