Anahtar kelimeler: Hayriyenin Edirne Yıldır Parsele Annesi Mlik Parselde Komşu Fazlası İli
1. Hukuk Dairesi         2024/2256 E.  ,  2025/5599 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2010/514 E., 2023/453 K.
Mahkeme kararı asıl davada davacı vekili ve birleştirilen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Edirne ili, ... ilçesi, ... köyü, 117 parsel sayılı taşınmazın ... adına tespit ve tescil edildiğini, bu parsele komşu 120 parsel sayılı taşınmaz davacının annesi ...'na ait iken kadastro çalışmaları sırasında 1979 yılında davacıya devredildiğini, Hayriye'nin, yeri 70 yıldır kullandığını, bu taşınmazın miktar fazlası olan 12.000 m²'lik kısmının kadastro çalışmaları sırasında 117 parselde kaldığını belirterek Hazine adına kayıtlı 117 parsel sayılı taşınmazın 12.000 m²'lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleştirilen 2004/233 Esas sayılı davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu 117 parsel sayılı taşınmazın ... adına tespit ve tescil edildiğini, bu parsele komşu 104 parsel sayılı taşınmazın müvekkillerinin babaları ...'nun tapulu mülkü olduğunu, ...'nun 104 parselin miktar fazlası olan ve 30-40 yıldır zilyet ve tasarrufunda bulunan 20.000 m²'lik taşınmazı 1978 yılında kadastro tespitinden önce davacılara bağışladığını, bu tarihten beri de taşınmazı davacıların kullandığını; yine Keşan ilçesi, ... köyü 143 parsel sayılı taşınmazın müvekkillerin babasının da hissedarı olduğu maliklerin tapulu yeri olduğunu, 1978 yılında bu taşınmazın miktar fazlası olan 4.500 m² büyüklüğündeki kısmının ... tarafından müvekkillerine bağışlandığını, bu tarihten beri de taşınmazın davacıların zilyet ve tasarrufunda olduğunu, ...'nun tespitten önceki zilyetliğinin 40-50 yıla dayandığını belirterek taşınmazların tapusunun iptali ile her iki yerdeki 20.000 m²'lik ve 4.500 m²'lik taşınmazların ½'şer hisse oranında davacılar adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl ve birleştirilen davada davalı Hazine vekili; dava konusu parsel hakkında Keşan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas, 1991/12 Karar sayılı ilamı ile verilen hükmün kesinleşmiş olması nedeniyle kesin hüküm yönünden davanın reddini savunmuştur.
Asıl davada davalı ... temsilcisi 12.12.2001 tarihli celsede; davayı kabul ettiğini, dava konusu taşınmazın davacı ve annesi tarafından 60-70 yıldır kullanıldığını, davacı ve ailesinin tasarrufu altında olduğunu imzası ile beyan etmiştir.
Birleştirilen davada davalı ... temsilcisi 12.12.2001 tarihli celsede; davayı kabul ettiğini, dava konusu taşınmazın 40-50 yıldır davacıların tasarrufunda olan tarla olduğunu, bu taşınmazın son yapılan mera çalışmaları ile de mera kapsamı içerisine alındığını, kendini bildi bileli taşınmazın davacıların tasarrufu altında olduğunu imzası ile beyan etmiştir.
III. YARGILAMA SAFAHATİ ve MAHKEME KARARI
1. Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.02.2003 tarihli ve 2001/338 Esas, 2003/81 Karar sayılı kararıyla; asıl davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18.11.2003 tarihli ve 2003/8021 Esas, 2003/7742 Karar sayılı kararıyla; dava konusu 117 parselle ilgili Kadastro Mahkemesinde açılan dava sonucu verilen kararın 29.01.1996 tarihinde kesinleştiği, bu tarih itibariyle hak düşürücü sürenin dolmadığı, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, incelenen Keşan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas sayılı dava dosyasında davacı olan ...'nun 137 parsele bitişik olarak 117 parselden yer istediği, elde bulunan derdest davada ise davacı ...'nun 120 parselle sınırı olan 117 parselden 12.000 m²'lik yerin iptal ve tescilini talep ettiği, bu hale göre celp edilen Kadastro Mahkemesi dosyasının derdest dava yönünden davanın tarafları, sebebi ve dava konusu bakımından maddi anlamda kesin hüküm sonuçlarını doğurup doğurmayacağı üzerinde durulması, taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozma kararı üzerine Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/34 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. Bu sırada Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/233 Esas, 2009/11 Karar sayılı dosyasının bu dosya ile birleştirilmesine karar verilmiş; daha sonra Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.03.2009 tarihli ve 2004/34 Esas, 2009/190 Karar sayılı kararıyla; mevcut iş bölümü itibariyle Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin aile mahkemesi ve iş mahkemesi sıfatıyla açılan davalarda görevli ve yetkili olması nedeniyle görevsizlik kararı verilerek ve dosyanın re'sen yetkili ve görevli Keşan 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
3. Bunun üzerine yargılamaya Keşan 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/151 Esas sayılı dosyası üzerinden devam edilmiş, Keşan 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.01.2010 tarihli ve 2009/151 Esas, 2010/23 Karar sayılı kararıyla Mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın merci tayini için Yargıtay'a gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.10.2010 tarihli ve 2010/6341 Esas, 2010/8940 Karar sayılı kararıyla; Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
4. Böylelikle Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/514 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam edilmiş, yargılama sonucunda Mahkemenin 02.11.2023 tarihli ve 2010/514 Esas, 2023/453 Karar sayılı kararıyla; Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı ilamı incelendiğinde, ilgili dava dosyasında davacının ..., davalının ise ... olduğu, 05.02.1991 tarihli verilen kararda kadastro tespitinin iptali ve 117 parselin 20.200 m²'lik kısmının davacı ... adına tescil edildiğinin görüldüğü, kadastro uzmanı bilirkişiden Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı dosyasında yer alan krokide tesciline karar verilen kısımların bu dava dosyasında talep edilen kısımların ayrıca belirtilerek yeniden rapor hazırlanmasının istendiği, bilirkişi tarafından hazırlanan 06.03.2023 tarihli raporda Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas sayılı dava dosyasında yer alan ve tescili talep edilen 12.000 m²'lik bölümde yapılan inceleme ve zeminde yapılan ölçüm ile bu alanın 11.800 m² olduğunun ve alan farkının teknolojik hesaplama farkından kaynaklandığının tespit edildiği, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı ilamı ile 117 parselin 20.200 m²'lik kısmının birleştirilen dava dosyası davacıları ... ve ...'nun murisleri ... adına tescil edildiği, mahkeme ilamının 29.01.1996 tarihinde kesinleştiği, bu itibarla birleştirilen 2004/233 Esas sayılı dava dosyası yönünden ilgili mahkeme ilamının kesin hüküm oluşturduğu, asıl dava olan ... tarafından açılan dava yönünden ise tescili talep edilen 12.000 m²'lik kısmın daha önce Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı ilamı ile tescil edilen kısım içinde kaldığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl davada davacı vekili ve birleştirilen davada davacılar vekili ayrı ayrı sundukları temyiz dilekçelerinde özetle; kesin hüküm teşkil eden yer davaya konu yer olup kesin hükümde taşınmazın 117 parselden ayrılarak davacı adına tesciline karar verildiği görülmüş ise de bunun yapılmadığı ve 117 parselin bir bütün olarak kaldığı, yani davalı Hazine adına kayıt yapıldığının görüldüğü, diğer bir deyişle mahkeme ilamına aykırı bir şekilde tapuda davalı adına tescil edildiğini, dosyaları için kesin hüküm ve delil oluşturan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı dosyasında tapunun davacı müvekkili adına tesciline karar verilmiş olmasına, yani lehlerine kesin hüküm olmasına rağmen tapu davalı adına tescil edildiği için dava açıldığını, sonuç olarak davanın kabulü ile taşınmazın tapu kaydının iptaline ve kesin hükme uygun olarak davacı adına tesciline karar vermek gerekirken, kesin hüküm aleyhlerine yorumlanacak şekilde kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl ve birleştirilen davalar, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kadastro sonucu; Edirne ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 117 parsel sayılı taşınmazın 284.550 metrekare yüz ölçümü ve çalılık vasfı ile Hazine adına tespit edildiği, tespite karşı birleştirilen davada davacıların babası ... ve diğer şahıslar tarafından Keşan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas sayılı dosyasında davacı ... tarafından niza dışı 137 parselin 2.800 metrekare olarak adına tespit edildiği, aslında bu parselin tamamının 23.000 meterekare olduğu, kalan kısmın nizalı 117 parsele ilave edildiği ileri sürülerek tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı dava açıldığı, müdahillerin ise açılan davada 119 parselin 10.0 00... 'lik kısmının 117 parsele ilave edildiğini ileri sürerek bu kısmın iptali ile adlarına tescilini talep ettiği, Mahkemece davacı ...'nun dayandığı tapu kaydının 137 parsel ile krokide (A) harfi ile gösterilen yere uymadığı, ancak bu kısmın 20 yılı aşkın süredir davacının zilyetliğinde bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tespitin iptaline ve krokide (A) harfi ile gösterilen 20.2 00... 'lik alanın ... adına, (B) ve (C) harfleri ile gösterilen 10.0 00... 'lik alanın da asli müdahiller adına tesciline karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 29.01.1997 tarihinde kesinleştiği, 117 parselin hükmen ifraz sonucu 117, 555, 5 56... parsellere gittiği, 555 parselin 20.2 00... yüz ölçümü ve tarla vasfıyla ..., 556 parselin 9.1 00... yüz ölçümü ve tarla vasfıyla .... vd., 557 parselin 9 00... yüz ölçümü ve tarla vasfıyla ... vd., 117 parselin 254.3 50... yüz ölçümü ve çalılık vasfıyla Hazine adına tescil edildiği, daha sonra 117 parsel sayılı taşınmazın 08.11.2002 tarihli ve 189 sayılı Mera Tahsis Kararı ile ... Köyü Tüzel Kişiliğine mera olarak tahsis edildiği, 02.11.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı işlem ile 254.3 50... yüz ölçümü ve mera vasfı ile özel siciline tescil edildiği, sonrasında uygulama kadastrosu sonucunda 1 15... parsel numarasını aldığı 238.402, 70... yüz ölçümü ve mera vasfıyla kayıtlı olduğu görülmüştür.
Davacı ... eldeki asıl davada, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Öte yandan, dosya arasında yer alan kayıtlara göre, Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/369 Esas sayılı dava dosyası incelendiğinde davacısının ..., davalılarının Hazine ve ... Köy Tüzel Kişiliği olduğu, davacının eldeki davanın da konusunu teşkil eden 117 parsel sayılı taşınmazın bir kısmı için dava açtığını, ancak yargılama devam ederken 117 parsel sayılı taşınmazın Edirne İl Mera Komisyonu Başkanlığının 08.11.2002 tarih ve 189 Karar sayılı kararı ile mera olarak tahsis edildiğini, tahsis edilen yerin mera niteliği olmadığını ileri sürerek tahsis kararının iptaline karar verilmesini talep ettiği; akabinde aralarında fiili ve hukuki bağlantı olması nedeniyle Mahkemenin 2011/285 Esas sayılı dosyası (eldeki birleştirilen davada davacılar tarafından benzer mahiyette açılan dava) ile sözü edilen dava dosyasının birleştirilmesine karar verildiği, ardından ... tarafından açılan davanın anılan dosyadan tefrik edildiği; ne var ki bu aşamadan sonra dava dosyasının akıbetine ilişkin dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmadığı görülmüştür. Diğer taraftan UYAP sorgusunda, tefrik edilen dosyanın Mahkemenin 2013/229 Esasına kaydedildiği ve yapılan yargılama sonucu davanın kabulü ile mera tahsis kararının iptaline, dava konusu taşınmaz bölümünün 117 parselden ifrazı ile davacı adına tapuya tesciline karar verildiği, karara karşı davalı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 19.09.2018 tarihli, 2018/1390 Esas, 2018/5781 Karar sayılı ilamı ile hükmün bozulduğu, bozma kararında eldeki asıl davaya atıf yapılarak her iki davanın birleştirilmesi gereğine değinildiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK'nın 166/1. maddesinde, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden birleştirileceği hüküm altına alınmıştır. Kanunda bahsi geçen bağlantı ifadesi ise davaların temelini oluşturan vakıa ve hukuki sebeplerin aynı olması şeklindeki açıklanabilir. Somut olayda, asıl dosya davacısı ... tarafından Mahkemenin 2013/229 Esasına kayıtlı dava dosyasında çekişmeli 117 parselin iddiaya konu bölümü hakkında zilyetlik hukuki nedenine dayalı olarak taşınmazın mera tahdidinin iptali ile adına tescili isteğinde bulunulduğu, eldeki dava dosyasında ise bu kez kadastro öncesi nedene dayalı olarak yine zilyetlik hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Şu halde tarafları ve dava konusu aynı olan zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davası ile mera komisyon kararının iptali davası arasındaki irtibat nedeniyle birleştirilerek görülmesi gerekirken bu yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
İşin esasına gelince; asıl dava yönünden tescili talep edilen 12.000 m²'lik kısmın daha önce taşınmazın hükmen tesciline esas Keşan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas, 1991/12 Karar sayılı ilamı ile tescil edilen kısım içinde kaldığı belirtilerek karar verilmiş ise de dava konusu 117 (yeni 1 15... parsel) parsel sayılı taşınmaz çok büyük bir yüz ölçüme sahip mera parseli olup mahkemece, sözü edilen dava dosyasının içerisinde bulunan fen bilirkişisinin krokisi ile asıl davada alınan 16.06.2006 tarihli fen bilirkişi raporundaki kroki çakıştırılmamış, anılan davanın konusunu teşkil eden yer ile asıl davanın konusu olan nizalı taşınmaz bölümlerinin aynı yer olup olmadığı tespit edilmemiş, asıl davada dava konusu edilen çekişmeli taşınmaz bölümünün bahsi geçen davanın konusu olan ve Kadastro Mahkemesi dosyasında tesciline karar verilen taşınmazların içerisinde kalıp kalmadığı tespit edilmeden hüküm kurulmuştur. Ayrıca davacı dava dilekçesinde açıkça çekişmeli taşınmazın 120 parsele revizyon
gören 25.09.1956 tarih ve 103 sıra numaralı kaydın miktar fazlası olduğunu iddia ettiğine göre çekişmeli bölüm üzerinde davacı yararına zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Ne var ki Mahkemece bu yön üzerinde durularak usulüne uygun zilyetlik araştırması yapılmamıştır. Şu halde bozma ilamının gerekleri yerine getirilmediği gibi Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma da hüküm kurmaya yeterli değildir.
Hâl böyle olunca; Mahkemece öncelikle davacı ... tarafından aynı taşınmaz bölümüne ilişkin olarak açılan Mahkemenin Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin bozma kararından önce 2013/229 Esasına kayıtlı dava dosyası ile eldeki asıl dava dosyası birleştirilerek yargılamaya devam olunmalı ve doğru sonuca varılabilmesi için Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı dosyası içerisinde yer alan teknik bilirkişi raporundan istifade edilmeli, çekişmeli taşınmaza komşu tüm taşınmazların tespitine esas kadastro tespit tutanak ve dayanakları ile dava konusu olmuş iseler dava dosyaları eksiksiz olarak getirtilmeli, çekişmeli taşınmaza ait eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü WEB sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek taşınmaz bölümlerinin bulunduğu köyü/mahalleyi/mevkiyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafları bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait (bulunmadığı taktirde bulunan tüm hava fotoğrafları getirtilerek) stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirilerek dosya arasına konulmalı, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından aynı ve komşu köyden seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile jeodezi ve fotogrametri bilirkişi, 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulu ve fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan davaya konu taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden kime nasıl intikal ettiği, davacılara intikal ettiyse hangi hukuki nedene dayalı olarak intikal ettiği, taşınmazların ne şekilde kullanıldığı, imar-ihyaya konu edilip edilmediği, imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiği, terke konu olup olmadığı hususları sorulmalı, yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı, tanık ve bilirkişi sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli, komşu parsel tutanak ve dayanaklarının dava konusu taşınmaz bölümlerini ne olarak gösterdiği üzerinde durulmalıdır.
Ziraat mühendisinden önceki tarihli raporu da irdelemek sureti ile taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, bitki örtüsünü, taşınmazın niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, imar-ihya gerektiren yerlerden olması halinde imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığını ve üzerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğünü komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmaz ile çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip üzerine taşınmazın sınırlarının işaretlenilmesi istenilmeli; Mahkeme hakiminin taşınmazın konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı olarak fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalıdır.
Jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması suretiyle hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle ve temin edilebilecek en eski ve yeni tarihli uydu fotoğrafları üzerinde de inceleme yaptırılarak taşınmazın önceki ve şimdiki niteliği, imar-ihyaya muhtaç yerlerden olması halinde imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadıkları ve kullanımın hangi tarihten itibaren başladığı hususlarında ayrıntılı rapor düzenlemesi istenilmelidir.
Teknik bilirkişiden keşfi ve uygulamayı denetlemeye elverişli ve Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı tescil ilamındaki taşınmazların yerini belirten, tescil ilamındaki taşınmazlar ile asıl davada nizalı taşınmazların aynı yer olup olmadığını açıklayan, nizalı taşınmaz bölümlerini komşu taşınmazlarla bir arada gösteren, keşfi takibe imkan verir ayrıntılı krokili rapor alınmalı; bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilip temyize konu edilmeyen kesinleşen hususların usuli kazanılmış hak oluşturacağı da gözetilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Birleştirilen dava yönünden davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; birleştirilen davada davacılar bağışlama ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Somut olayda; çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline esas Keşan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar ilamının birleştirilen dava yönünden kesin hüküm oluşturduğu kabul edilmek suretiyle kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Bilindiği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-i maddesinde düzenlendiği üzere kesin hüküm dava şartlarından olup öncelikli olarak re’sen tahkiki gerekmektedir. Ne var ki, yukarıda da belirtildiği üzere dava konusu 117 (yeni 1 15... parsel) parsel sayılı taşınmaz çok büyük bir yüz ölçüme sahip mera parseli olup Mahkemece, sözü edilen dava dosyasının içerisinde bulunan fen bilirkişisi krokisi ile birleştirilen davada alınan 16.06.2006 tarihli fen bilirkişi raporundaki krokiler çakıştırılmamış, anılan davanın konusunu teşkil eden yerler ile birleştirilen davanın konusu olan nizalı taşınmaz bölümlerinin aynı yer olup olmadığı tespit edilmemiş, birleştirilen dava yönünden kesin hüküm şartlarının oluşup oluşmadığı tereddütsüz şekilde belirlenmemiştir.
Hâl böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı dosyası içeriğinde yer alan teknik bilirkişi raporundan istifade edilerek sözü edilen dava dosyasının içerisinde bulunan fen krokisi ile birleştirilen davada alınan 16.06.2006 tarihli fen bilirkişi raporundaki krokilerin çakıştırılması sonucunda birleştirilen davanın konusu taşınmazlar ile daha evvel görülüp sonuçlandırılan Kadastro Mahkemesinin 1981/70 Esas ve 1991/12 Karar sayılı dava dosyasına konu taşınmazların aynı yer olup olmadığı belirlenmeli, Kadastro Mahkemesi dosyasının birleştirilen derdest dava yönünden davanın tarafları, sebebi ve dava konusu bakımından maddi anlamda kesin hüküm sonuçlarını doğurup doğurmayacağı üzerinde durulmalı, kesin hükmün koşulları oluşmadığı taktirde ise yukarıda asıl dava dosyası yönünden izah edildiği şekilde birleştirilen dosya davacıları lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı yöntemince denetime elverişli bilirkişi raporları ile denetlenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilip temyize konu edilmeyen kesinleşen hususların usuli kazanılmış hak oluşturacağı da gözetilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl davada davacı vekili ve birleştirilen davada davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
1086 sayılı HUMK'un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,03.12.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.