Yargıtayın bozma kararı sonrası kadastro tespitine itiraz davasında Hazinenin kısmen kabul edilen miktar fazlası ve gerçek kişilerin reddedilen tapu kayıtlı zilyetlik talepleri.
Özet: Kadastro tespitine itiraz davasında, ilk derece mahkemesinin usul eksikliği nedeniyle Yargıtayca bozulan kararı sonrasında, bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı gerçek kişilerin tapu kayıtlarına dayalı iddiaları dava konusu taşınmazlara uymadığı gerekçesiyle reddedilmiş; davalıların, vergi kayıtları ve zilyetlikle edinme koşullarını kanuni sınırlar dahilinde karşıladıkları tespit edildiğinden, Hazinenin miktar fazlası iddiası kısmen kabul edilmiş, ancak bu fazla alanın davalılar arasında paylaştırıldığında yasal zilyetlik edinme sınırının altında kalması sebebiyle davalılar lehine zilyetlik hükümleri uygulanmıştır.
8. Hukuk Dairesi         2023/6210 E.  ,  2025/6776 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI : 2019/224 E., 2023/11 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasında İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacı Hazinenin davasının kısmen kabulüne, davacı gerçek kişilerin davalarının ise reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar Hazine vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı ...'in adli yardım talebi ile davacı Hazinenin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 1978 yılında yapılan kadastro sırasında 243, 248, 249, 250, 251, 2 52... parsel sayılı sırasıyla 866.750, 6.500, 513.625, 58.000, 1.184.500, 240.2 52... .500 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, hisseli tapu kayıtları, intikal, hisse satışları ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalılar adına tespit edilmiştir.
İtirazı kadastro komisyonunca reddedilen davacı Hazine ayrı ayrı açtığı ve daha sonra birleşen davalarında, dava konusu parsellere uygulanan kayıtların gayri sabit hudutlu olup miktar fazlasının Hazineye ait olduğu iddiasına; davacı gerçek kişiler ise, tapu kaydına dayanarak dava açmışlardır.
Davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuşlar, keşifte ayrıca vergi kaydı da sunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Çekişmeli parsel tutanaklarının 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 3. ve Kadastro Bilirkişileri Hakkındaki Yönetmeliğin 7. maddesinde belirtilen esaslara uygun olarak düzenlenmediği" gerekçesiyle tutanakların hukuken yok hükmünde olduğunun tespitine ve dosyanın gereğinin ifası için Kadastro Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiş; hükmün, davacı Hazine vekili ile davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 04.04.2008 tarihli ve 2007/3654 Esas, 2008/2154 Karar sayılı ilamıyla; "tespit sırasında bilirkişi olarak dinlenilmemesi gereken bir kişinin dinlenilmesi ve daha sonra taşınmaz hakkında dava açılması üzerine dosyanın mahkeme önüne gelmiş olması halinde, bu eksiklik sebebiyle tutanakların Kadastro Müdürlüğüne iade edilemeyeceği, zira dinlenilmesi yasak olan bilirkişilerin dinlenilmiş olmasının maddi hukuku değil usul hukukunu ilgilendiren bir eksiklik olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 27/5. maddesindeki düzenlemenin emredici nitelikte olup hakime takdir hakkı bırakmadığı, itirazlı parsellere ilişkin olarak uyuşmazlığı çözmek ve sicil oluşturmakla yükümlü olan kadastro hakiminin uyuşmazlığı esastan çözümlemesi gerekirken, çekişmeli parsel tutanaklarının hukuken yok hükmünde kabul edilerek dosyanın gereğinin ifası için Kadastro Müdürlüğüne gönderilmesinin isabetsiz olduğu" belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; "Keşifte davacı gerçek kişilerin dayanak kayıtlarının dava konusu taşınmazlara uygulandığı, yapılan uygulama sonucu dayanılan tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazlara uzak mesafede bulunan 411, 412, 413, 414, 415, 416, 417, 4 19... parsellere revizyon gördüğü ve tespitlerinin kesinleşmiş olduğu, dava konusu edilen taşınmazlara uymadığının anlaşıldığı, davacı Hazinenin miktar fazlası yönündeki iddialarına gelince; dava konusu taşınmazların tespit dayanakları olan tapu kayıtlarının dayanak vergi kayıtlarıyla karşılaştırılmasında; tapu kayıtlarının tezyidi dönüm davasından önceki miktarlarının, aynı sınırları ihtiva eden 1938 tarihli vergi kayıtlarının miktarlarından daha az olması nedeniyle vergi kayıtları miktarlarına itibar edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen birbiriyle uyumlu, çelişkisiz mahalli bilirkişi ve tanık beyanları doğrultusunda davalıların zilyetlikleri ile birleştiği anlaşılan bu vergi kayıtlarından miktar fazlası olan bölüm üzerinde davalıların pay edinmiş oldukları, tapu kayıtlarının tarihi ile kadastro tespit tarihi arasında 20 yılı aşkın süre geçmiş olması nedeniyle her tapudaki pay sahibinin müstakil olarak susuz tarla niteliğindeki taşınmazlarda 100'er dönüm zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiğinin anlaşıldığı, miktar fazlası yönünden resen yapılan zilyetlik araştırması sonucunda davalılar adlarına susuz tarla niteliğinde senetsizden zilyetlikle edinilmiş yer bulunmadığı, bu nedenle vergi kayıtlarından miktar fazlası kalan toplam 2.109.676,30 m²lik alanın toplam davalı sayısı olan 32 kişiye paylaştırılması halinde her davalıya zilyetlikle edinilebilecek miktarın 65.927,38 m² olacağı ve bu miktarın kanunda belirtilen sınırın altında olduğu" gerekçesiyle, davacı gerçek kişilerin davalarının reddine, davacı Hazinenin davasının kısmen kabulüne, dava konusu 243, 248, 250, 251, 2 52... parsel sayılı taşınmazlar ile dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın 22.05.2017 havale tarihli bilirkişi raporuna ek krokide (B) harfiyle gösterilen 293.010,52 metrekarelik bölümünün tespit gibi tescillerine, dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın aynı raporda (A) harfiyle gösterilen 219.764,63 metrekarelik bölümünün ise davacı Hazine adına tesciline karar verilmiş; hükmün, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 29.05.2019 tarihli ve 2018/302 Esas, 2019/4049 Karar sayılı ilamıyla; "Mahkemece, davalıların yargılama sırasında sundukları vergi kayıtlarının dava konusu taşınmazları kapsadığı, yüzölçümlerinin tespite esas tapu kayıtlarının yüzölçümlerinden fazla olduğu, bu nedenle vergi kayıtlarındaki miktarlara itibar edilmesi gerektiği, vergi kayıtlarının miktar fazlası olan bölümler yönünden ise 249 parsel sayılı taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümü dışındaki bölümler yönünden zilyetlikle kazanım şartlarının davalılar lehine oluştuğu gerekçesiyle, yazılı şekilde davacı Hazinenin davasının kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm için yeterli olmadığı, davalıların keşif esnasında sundukları vergi kayıtlarının mükellefinin kim olduğu ve davalılar ile ne gibi bir akdi ya da ırsi ilişkisi bulunduğunun araştırılmadığı, öte yandan, keşifte yapılan tapu ve vergi kayıt uygulamasının, söz konusu kayıtların revizyon gördüğü dava dışı tüm taşınmazların dikkate alınmaması ve gösterilen sınırların fen bilirkişisi raporunda denetime ve keşfi takibe uygun şekilde gösterilmemesi nedenleriyle yetersiz olduğu, bu doğrultuda davalı tarafa vergi kayıt mükellefi ile aralarındaki akdi ya da ırsi ilişkinin belirlenmesi bakımından açıklama ve ispat hakkı tanınması, tespite esas tapu kayıtları ile aradaki akdi ya da ırsi ilişkinin ispat edilmiş olması şartıyla davalılarca dayanılan vergi kayıtlarının ait olduğu taşınmazlar bakımından yerel bilirkişi yardımı ve uzman fen bilirkişi eliyle yöntemince yerine uygulanması, tapu ve vergi kayıtlarının çakışması halinde, sadece vergi kaydı kapsamında kalan bölümler bakımından zilyetliğin de bulunması gerektiği hatırdan çıkarılmayarak, belgeli edinme kuralı bakımından miktarı yüksek olan kayda değer verileceğinin düşünülmesi, miktar fazlası bölümler yönünden zilyetlik araştırmasının yapılması, ziraatçı bilirkişiden; taşınmazların fotoğraflarının da yer aldığı, mevcut ve geçmişteki nitelikleri, üzerlerindeki bitki örtüsü, toprak yapısı, ne kadar süredir ne şekilde kullanıldıkları, sınırlarında mera, harman yeri vs. gibi umumun kullanımına tahsis edilmiş taşınmazlar var ise bu taşınmazlardan elde edilip edilmedikleri ve ne şekilde ayrıldıkları hususlarında komşu parsellerle karşılaştırmalı değerlendirmeyi içerir ayrıntılı ve gerekçeli raporlar alınması, bundan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13... . maddesindeki hükümler gözetilerek toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi" gereğine değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "yapılan keşif sonucu tapu ve vergi kayıtları kapsamlarının 28.09.2022 tarihli fen bilirkişi raporlarında açıklığa kavuşturulduğu, yapılan kayıt uygulaması sonucunda Haziran 1953 tarihli ve 3 sıra no.lu tapu kaydı ile tamamlayıcı hisse kayıtlarının dava konusu 251, 2 52... parsellerin tamamını kapsamakta olduğu, ancak kuzey sınırının genişletilebilir nitelikte sınır olması sebebiyle davalılar tarafından ibraz edilen 1938 tarihli ve 6 tahrir no.lu vergi kaydı sınırlarının 253 no.lu parselin kuzey bölümünü, dava konusu 253 no.lu parselin güney bölümü ile 2 52... no.lu parsellerin ise 1938 tarihli ve 7 tahrir vergi kaydı kapsamında kaldığı, tapu kayıtları ile vergi kayıtlarının aynı yerleri kapsadığının anlaşıldığı, vergi kayıtlarının miktarları tapu kayıtlarının miktarlarından fazla olması nedeniyle vergi kayıtları miktarlarına itibar edilmesi gerektiği ve kayıt miktarları söz konusu taşınmazları kapsadığı, her üç parselde kayıt ve miktar fazlalığının bulunmadığı, diğer dava konusu 243, 248, 2 49... nolu parsellere ait tapu kaydının dava konusu taşınmazlara uyduğu ancak kaydın batı sınırının genişletilebilir nitelikli sınır olması nedeniyle davalılar tarafından sunulan 1938 tarihli ve 9 tahrir no.lu vergi kaydı uygulaması sonucunda söz konusu parsellere uyduğu ancak kaydın kuzey ve güney sınırının değişebilir nitelikli olması nedeniyle kaydın miktarıyla kapsamının tayini gerektiği, tapu ve vergi kayıtları miktar itibariyle farklı olup, vergi kayıt miktarı tapu kayıt miktarından daha fazla olduğu, bu nedenle vergi kayıt miktarının 243 no.lu parselde (F) harfiyle işaretlenerek gösterildiği, miktar fazlası kalan (H) harfiyle gösterilen bölüm üzerinde davalılar ile taşınmazları satın aldıkları kök tapu kayıt maliki ...'nun eklemeli tasarruf ve zilyetliklerinin kadastro tespit tarihine kadar 50 yılı aşkın sürede olması sebebiyle ve davalıların tapuyu edindikleri 1953 yılı ile kadastro tespitinin yapıldığı 1978 yılı arasında 20 yılı aşkın bir süre geçmesi ve 33 adet kök tapu malikinin zilyetlikle edinim koşullarının, davalılar yönünden yapılan senetsizden kazanım araştırması müzekkere cevapları da gözetilerek gerçekleşmiş olması sebebiyle dava konusu 243 no.lu parselin (H) harfiyle gösterilen 717.333.87 m²lik bölümü, 249 no.lu parselin (B) harfiyle gösterilen 293.010,52 m²lik bölümü, 6.500 m² miktarlı 248 no.lu parsel ve 58.000 m² miktarlı 250 no.lu parsellerin zilyetlikle edinilebilecek limitin içerisinde kaldığı bu nedenle bu kısımların zilyetlikten davalılara verilmesi gerektiği fen bilirkişilerinin müşterek 28.09.2022 tarihli raporları ile rapora dayanak olan mahalli bilirkişilerin ve davalı tanıklarının birbiriyle uyumlu beyanlarından anlaşıldığı, toplanan tüm delillerin tetkiki neticesinde Hazine dışındaki diğer davacıların dayanak uygulamalarının önceki keşifte yapıldığı ve kayıtlarının davalı parsellerle ilgi ve alakasının olmadığı, kayıt malikleri ve mirasçılarının davalı parseller üzerinde fiili veya fer'i tasarruf ve zilyetliklerinin bulunmadığı, davacı Hazine yönünden ise 249 no.lu parselde (A) harfi ile gösterilen kısımda davalıların zilyetliğinin bulunmadığı, 249/B=293010.52 m²lik yer ile 251, 252, 253, 243, 2 48... no.lu parseller yönünden ise dayanak tapu ve vergi kayıtlarının anılan yerlere uyduğu ve davalıların zilyetliğinin de bulunduğu" gerekçesiyle, davacı ... ve arkadaşları açısından tüm parsellere yönelik açmış oldukları davalarının ayrı ayrı reddine, davacı Hazinenin 243, 248, 250, 251, 2 52... numaralı parsellere ilişkin açmış olduğu davalarının reddine, 249 numaralı parsele ilişkin açmış olduğu davasının ise kısmen kabulüne ve kısmen reddine, dava konusu 249 parselin (B) ile gösterilen kısmı ile 243, 248, 250, 251, 2 52... numaralı parsellerin tespit malikleri ve mirasçıları adına, 249 parselin (A) ile gösterilen kısmının ise ham toprak vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar Hazine vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Davacı ... vekilinin, aleyhlerine verilen bir önceki hükmü temyiz etmediği, bu doğrultuda diğer taraflar lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmış olup, temyize konu hükümde de davacı ... yönünden yeni bir durum yaratılmadığından, temyiz etmede hukuki yararı bulunmayan anılan taraf vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince dayanak tapu kayıtları ile sunulan vergi kayıtlarının dava konusu yerlere ait olduğu, yüzölçümü fazla olan vergi kayıtlarının esas alındığı, vergi kayıt miktarı ve miktar fazlası olan bölümler yönünden ise 249 parsel sayılı taşınmazın (A) harfiyle gösterilen bölümü dışında davalıların zilyetliğinin bulunduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bozma ilâmı gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi yapılan araştırma ve inceleme de hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; tespite esas dayanak tapu kayıtlarının gayrisabit sınırlı olduğu, yüzölçümlerinin mesaha tashihi davası sonucu artırıldığı ancak bu davada Hazine taraf olmadığından dava sonucu belirlenen yüzölçümlerin Hazineyi bağlamayacağı, bu nedenle tespite esas tapu kayıtlarının kök miktarları ile geçerli olduğu, davacı Hazine de kök miktar dışında kalan yerlerin kendi adına tescil edilmesini istediği, yargılama sırasında ise tespit malikleri tarafından dava konusu yerlere ait olan vergi kayıtları sunulduğu, bu durumda miktarı fazla olan vergi kayıtlarının esas alınacağı, vergi kayıtlarının hukuki değerinin olması içinse zilyetlikle birleşmesi gerektiği, ancak İlk Derece Mahkemesince gerçeğin bir resmi olan hava fotoğrafları incelenerek zilyetlik belirlemesi yapılmadığı, sadece soyut mahalli bilirkişi beyanları ile yetinildiği, yine zilyetlikleri bulunduğu gerekçesiyle davalılar adına tesciline karar verilen yerlerin sınırlarında mera parselleri bulunduğu, bu nedenle davalılar adına tespitine karar verilen ve sınırında mera bulunan dava konusu parseller yönünden bu yerlerin mera olup olmadığı, mera parsellerinden hangi yönlerden ayrıldığının belirlenmesi gerekirken bu yönde de bir araştırma yapılmadığı saptanmıştır.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için, tespit tarihi olan 1978 yılından 15-20-25 yıl önceki hava fotoğrafları dosyaya getirtilerek, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen aynı ve komşu köylerde ikamet edip davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üçer kişilik yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, öncekiler dışında fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı ve ziraat mühendisi bilirkişisinin katılımıyla taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında dinlenecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, taşınmazların geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı, taşınmazların özellikle sınırlarında mera bulunan dava konusu 243, 248, 2 49... parsellerin kamu orta malı mera niteliğinde olup olmadığı, meradan sökülerek elde edilip edilmediği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, mahkeme hâkiminin, taşınmazların konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı olarak fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalı; ziraat mühendisinden, taşınmazların öncesinin mera niteliğinde olup olmadığını, toprak yapısını, eğimini, bitki desenini, dava konusu taşınmazların komşu mera parsellerinden nasıl ayrıldığını, aralarında doğal ya da yapay ayırt edici bir sınır bulunup bulunmadığını yaptığı toprak analizi ile birlikte açıklayıp, tarımsal niteliğini belirten, taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, taşınmazların öncesini ve mevcut niteliğini açıklayan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle uygulama yaptırılarak, taşınmazların önceki ve şimdiki niteliğinin, mera vasfında olup olmadığının, mera niteliğinde değilse arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının ve kadastro tespit tarihinden geriye doğru 20 yıllık zilyetliğin bulunup bulunmadığının belirlenmesine çalışılmalı; fen bilirkişisinden ise, önceki keşiflerde mahalli bilirkişilerce gösterilen sınırlar ile yapılacak keşifte gösterilecek sınırlar karşılaştırılarak gayrisabit sınırlı tespite esas tapuların kök miktar kapsamları ile vergi kayıtlarının miktar kapsamlarının sınırlar ile birlikte ayrı ayrı gösterildiği denetlemeye imkan verir kroki ve rapor düzenlemesi istenmelidir.
Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda davalıların dava konusu taşınmazlarda 1978 yılından geriye doğru 20 yıllık zilyetliğinin bulunmaması halinde, gayrisabit sınırlı ve miktarıyla geçerli olan kök tapu miktarlarınca davalılara yer verilmesi, davalıların dava konusu yerlerde zilyetliğinin bulunması ve sınırında mera bulunan taşınmazların mera da olmadığının anlaşılması durumunda ise davalılar yönünden vergi kayıt miktarı ve miktar fazlası bakımından usuli müktesep haklar da gözetilerek infaza elverişli bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak ve dahi bozma ilâmına uyulmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmeden karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.