Hukuk Genel Kurulu tarafından kurum işleminin iptali ve alacak davasında ilk derece mahkemesinin Yargıtay bozmasına direnme kararının usulüne uygunluğu ve gerekçelerinin yeterliliğinin değerlendirilmesi.
Özet: Bir ilk derece mahkemesinin, Yargıtayın bozma kararına karşı verdiği direnme kararının hukuki uygunluğunu inceleyen bu değerlendirmede, mahkeme kararlarının açıklığı, hüküm fıkrasının gerekçeden bağımsız ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde düzenlenmesi, taraflara bozma kararının tebliğ edilerek duruşma günü verilmesi suretiyle hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmesi, bozma nedenlerinden her birine ilişkin uyma veya direnme gerekçelerinin açıkça belirtilmesi ve direnme kararının verilen ilk kararı değiştirmemesi gibi Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen usul şartlarına uygun olup olmadığı temel ön sorun olarak tartışılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2025/646 E.  ,  2025/792 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

    SAYISI : 2025/165 E., 2025/213 K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli ve
    2024/14164 Esas, 2025/445 Karar saylı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    A. Ön Sorun
    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnme kararının usulüne uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
    B. Gerekçe
    Değerlendirme
    1. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
    2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/3. maddesinde ise “Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.” hükmüne yer verilmiştir.
    3. Yukarıda yer verilen kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere mahkeme kararları için belli biçim koşulları öngörülmüştür. Bu biçim koşulları; yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilâflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
    4. Bunun yanında her ne kadar HMK'nın 373/3. maddesinde sadece bölge adliye mahkemelerine ilişkin düzenleme öngörülmüşse de sözü edilen hükmün ilk derece mahkemeleri yönünden de kıyasen uygulanması gerekmektedir. Buna göre de Yargıtayın bozma kararı üzerine dosya kendisine gelen ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürü, bozma kararını taraflara tebliğ eder ve bozma hakkında verilecek karar konusunda görüşlerini almak üzere duruşma günü tayin eder. Mahkeme, tarafları dinledikten sonra bozma kararına uymaya veya direnmeye karar verir. Aksi durum hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 4. Cilt, Ankara, 2021, s. 5097).
    5. İlk derece mahkemesi bozma kararına uyma veya direnme yetkisini kullanırken bozma nedenlerinden her birine, ne sebeple uyduğunu ya da uymadığını gerekçesiyle ortaya koymakla ödevlidir.
    6. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulduktan sonra bu karardan dönülemeyeceği gibi direnme kararı verildikten sonra da ilk karardan farklı bir karar verilmesi mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması gerekir. Başka bir deyişle direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkemece bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli, gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de kararı değiştirmemelidir.
    7. İlk derece mahkemesince düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararda bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, varsa hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması; kararın gerekçe bölümünde de bunların nedenlerinin ne olduğu ve bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşullardır.
    8. Nihayet direnme kararları yapıları gereği kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı Yargıtay dairesinin denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir kararın aslında hukuka uygun olduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiğinden o iddianın yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya konulması zorunda olduğu gibi direnilen ve uyulan kısımları kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde içermelidir.
    9. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.12.2021 tarihli ve 2017/(6)8-1846 Esas, 2021/1669 Karar, 24.03.2022 tarihli ve 2021/12-861 Esas, 2022/385 Karar ile 17.05.2022 tarihli ve 2019/(21)10-62 Esas, 2022/637 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
    10. Somut olayda İlk Derece Mahkemesince “…Davanın KABULÜ İLE; 1-Davacının tedavisinde kullanılan ... etkin maddeli (...) ilaca ait bedellerin davacının tedavi süresince kesinti yapılmaksızın davalı kurum tarafından karşılanmasına, 2-Davacı tarafça ... etkin maddeli (...) ilacın temini için harcanan toplam 170.236,30 TL'nin temerrüt tarihi olan 21/01/2020 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine...” karar verildiği, kararın davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedildiği, bu kararın davalı Kurum vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece araştırma ve incelemeye yönelik bozma kararı verilmesi sonrası İlk Derece Mahkemesince önceki hükümde direnilerek “..Davanın KABULÜ ile; Davacının tedavisinde kullanılan ... etkin maddeli (...) ilaca ait bedellerin davacının tedavi süresince kesinti yapılmaksızın davalı kurum tarafından karşılanmasına..” şeklinde hüküm fıkrası oluşturulduğu ve ilaç bedelinin tahsiline ilişkin olan "...2-Davacı tarafça ... etkin maddeli (...) ilacın temini için harcanan toplam 170.236,30 TL'nin temerrüt tarihi olan 21/01/2020 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.." ilişkin kısmın yer almadığı anlaşılmıştır.
    11. Bu durumda Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte ortada usulüne uygun bir direnme kararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. İlk Derece Mahkemesince yapılması gereken, HMK’nın 2 94... . maddelerine uygun şekilde direnmeye esas karardaki gibi bir hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun gerekçe yazmaktır.
    12. Hâl böyle olunca direnme kararının usulden bozulmasına karar verilmelidir.
    KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
    Bozma nedenine göre davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
    Dosyanın HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.