İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında, istinaf, temyiz, bozma ve yeniden yargılama süreçleri ile talep artırımları.
Özet: Trafik kazasında vefat eden işçinin ailesi tarafından açılan ve kazanın iş kazası niteliği taşıdığı, işverenin asli kusurlu olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talep edilen bu hukuki uyuşmazlıkta; davacılar, müteveffanın şirket aracıyla iş sırasında öldüğünü ve kendilerinin destekten yoksun kaldığını ileri sürerken, davalı işveren kusursuzluğunu, kazanın iş kazası olmadığını, aracın şahsi amaçla kullanıldığını ve tazminat taleplerinin fahiş olduğunu savunarak, ilk derece mahkemesinin kısmen kabul yönündeki kararının taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay tarafından tekrar incelenmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2025/16845 E.  ,  2025/15150 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2023/162 E., 2024/51 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma taleplerinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 17.06.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacılar adına Av. ...ile duruşmalı temyiz eden davalı adına ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 11.12.2016 tarihinde ... ... ... ' un sevk ve idaresinde bulunan 07... plakalı aracın Manavgat- Serik Karayolu üzerinde trafik kazası yapması sonucunda araç sürücüsü ... ... ...'un kaza yerinde hayatını kaybettiğini, kazaya ilişkin soruşturma başlatıldığını ve .... Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/ 147 Esas sayılı dosyası üzerinden kamu davasının açıldığını, kazanın hukuken iş kazası niteliğinde olduğunu, gerekli önlemlerin alınmadığı gibi kazanın oluşmasını engelleyen hiçbir zorunlu hususa dikkat edilmediğini, kazanın meydana gelmesinde davalının asli ve tam kusurlu müvekkili çocukların babalarının, eş ise eşinin bu elim kaza nedeniyle ölümüyle derinden sarsıldıklarını ve yıkıldıklarını, geçimlerini çok zor şartlarda sağlamaya çalıştıklarını, maddi ve manevi destekten yoksun kaldıklarını, müteveffanın aylık net gelirinin 5.000,00 TL seviyesinde olduğunu, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla eş ve çocukların her biri için 1.000,00'er TL maddi tazminat ile eş lehine 200.000,00 TL, çocukların her biri lehine 100.000,00 TL'şer manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacılar vekili yargılama sırasında verdiği talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemlerini eş için 743.528,72 TL'ye, çocuk ... için 35.043,99 TL'ye, çocuk ...için 64.741,36 TL'ye artırmıştır.
Davacılar vekili Dairemizin bozma kararından sonra ibraz ettiği 19.01.2024 tarihli dilekçesi ile davacı eşin maddi tazminat istemini 1.961.138,06 TL’ye arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket yetkililerinin kazanın meydana gelmesi ve çalışanlarının vefatı sebebiyle üzgün olduklarını, kazanın meydana gelmesinde şirketçe şahsi olarak herhangi bir ihmal ya da kusurlarının olmadığını, müvekkili şirketçe işçisi bulunan müteveffanın her türlü eğitim ve gerekli araç-gereç verildiğinden raporda yer aldığının aksine izinlerinin kendisine kullandırıldığını, fazla mesaisi gibi bir durumun da söz konusu olmadığından dolayı müvekkili şirkete kusur atfının yerinde olmadığını, bu sebeplerle müvekkili şirket bakımından husumet itirazında bulunduklarını, davayı kabul etmemekle birlikte davacı tarafların iddialarına konu taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin ... ilinin ... ilçesi ile ...'nın ... ilçesi arasında taşımacılık yaptığını, bunun dışında herhangi görevi ve sorumluluğunun bulunmadığını, yaklaşık olarak 196 km olduğunu, bu mesafenin 11 saatte kat edildiğinin belirtilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müteveffanın son 1 haftada 24 saat kesintisiz olarak çalıştığı, izin yapmadığı şeklinde hatalı bir tespitte bulunulduğunu, hafta sonu kesinlikle çalıştırılmadığını, müteveffanın şahsi bir işi için şirkete ait aracı kullandığını, müvekkili şirket yetkililerinin iyi niyetli olarak kazadan sonra müteveffanın ailesiyle maddi ve manevi anlamda da ilgilendiklerini, manevi tazminat yönünde ise, meydana gelen kazada kusur durumu, olayın oluşu ve etkileri düşünüldüğünde davacıların haksız kazanç elde etmek amacıyla hareket ettiklerini, bu nedenlerle davacıların usul ve yasaya aykırı farazi maddi tazminat taleplerinin ve haksız, fahiş manevi tazminat taleplerinin yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24.11.2021 tarihli ilk kararı ile davacı (sigortalı murisin eşi) ...' un maddi tazminat davasının kabulü ile 743.528,72 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 11.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacı (sigortalı murisin oğlu) ...'un maddi tazminat davasının kabulü ile 35.043,99 TL maddi tazminat ile 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 11.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacı (sigortalı murisin kızı) ...'un maddi tazminat davasının kabulü ile 64.741,36 TL maddi tazminat ile 40.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 11.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacı (sigortalı murisin oğlu) ...'un maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 11.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içinde taraf vekilkerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin 15.09.2022 tarihli kararıyla istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 14.02.2023 tarih, 2022/12977 Esas, 2023/1195 Karar sayılı kararıyla davacılar vekilinin çocukların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının, davalı vekilinin tüm davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının, yine davalı vekilinin çocuklar ...ve ...’ın maddi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının kesinlikten reddine,
Davacılar vekilinin davacı eşin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme, tüm müvekkillerinin maddi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere, davalı vekilinin ise davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazları açısından tarafların sair temyiz itirazlarının reddine ancak somut olayda, davacılar desteği sigortalının tır şoförü olarak çalışırken 11.12.2016 tarihli iş kazasında vefat ettiği, 27.07.2021 tarihli hesap raporunda bordrolara göre 1,18 kat, ve Uluslararası Tır Şoförleri ve Ağır Vasıta Şoförleri Derneğinden bildirilen 2,71 kat üzerinden seçenekli hesap yapıldığı, Mahkemece 2,71 kat düzeyindeki hesap seçeneğine itibar edildiği, hesap içeriğinde ise; hesap edilen tazminat alacağından öncelikle %20 sigortalı kusuru oranında indirim yapıldıktan (%80 davalı kusuruna isabet eden tazminat alacağı belirlendikten) sonra, SGK tarafından bağlanan gelirin rücuya kabil %80'i yerine %100'ünün tazminat alacağından indirildiği, devamla rapor tarihi itibariyle eşin evlenme ihtimali %17 olarak tespit edildikten sonra 18 yaşından küçük tek çocuğu (...) bulunduğu gözetilerek %12 oranında indirim yapılması gerekirken iki çocuğun 18 yaşından küçük olduğu kabul edilerek %7 oranında indirim yapılarak sonuca ulaşılmış ise de varılan sonucun hatalı olduğu gerekçeleri ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen temyiz incelemesine konu 21.02.2024 tarihli kararla davacı eşin maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı çocuklar ...ve ...'ın maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı çocuk ...’in maddi tazminat isteminin reddine, eş lehine 50.000,00 TL, çocuklar ... ve ... lehine 30.000,00’er TL, çocuk ...lehine 40.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, usuli kazanılmış hak oluşturmaması için Mahkeme kararını temyiz ettiklerini, bunun yanında hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, bilinen dönemin değiştirilmesinin hatalı olduğunu, davacıların dosya kapsamına dâhil edilen 26.04.2021 tarihli kök rapor ile 27.07.2021 tarihli ek raporda tespit edilen emsal ücrete ve bu ücret üzerinden yapılan hesaplamalara itiraz etmeksizin 09.08.2021 tarihinde HMK’nın 107. maddesi uyarınca taleplerini belirleyerek tamamlama harcını yatırdıkları dikkate alındığında bozma sonrasında müvekkili şirketin usuli kazanılmış haklarının göz ardı edilerek 15.01.2024 tarihli rapora göre yapılan hesaplamaların kabulünün mümkün olmadığını, Mahkemece davacıların ikinci kez harç tamamlayabileceği ve gelinen aşamada alacağın belirli hale geldiği gerekçesiyle son tamamlama işleminin geçerli kabul edilerek hüküm kurulmasının da hatalı olduğunu, davacı yanın yerel mahkeme kararını kabul ettiğini beyan etmesine rağmen yalnızca olası bir bozma halinde asgari ücret artışlarından yararlanmak amacıyla istinaf ve temyiz yoluna başvurduğunu ifade ettiğini, bu suretle henüz doğmamış bir hak üzerinden ve haksız kazanç sağlama amacıyla talepte bulunulduğunu, bu tür taleplerin hukuk düzenince korunmaması gerektiğini ve karşı yanın gerçek bir istinaf ve temyiz iradesi bulunmadığının gözetilmesi gerektiğini, ayrıca Mahkemenin davacı eş lehine verdiği son hükmün kesinlik sınırı içinde kaldığı hâlde bozma ilamı öncesinde kesinleşen ve asgari ücret değişimlerinden etkilenmeyen tazminat bedelleriyle açıkça çeliştiğini, bu durumun çelişkili ve hukuki güvenliği zedeleyen bir hüküm tesis edildiğini ortaya koyduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamaya esas alınan iskonto oranının yerleşik içtihatlara aykırı biçimde yüksek belirlendiğini ve bu oranın kabul edilemez olduğunu, raporda yalnızca ilk peşin sermaye değeri ödemeleri yönünden değerlendirme yapıldığını, fiili ödemelerin ise dikkate alınmadığını, oysa SGK tarafından davacılara yapılan güncel bilinen ödemelerin de hesaplamadan mahsup edilmesi gerektiğini, bu itirazlara rağmen hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 15.01.2024 tarihli raporda davacı eşin evlenme ihtimalinin dayanaksız ve farazi şekilde yüksek hesaplandığını, bu hususta herhangi bir tabloya da yer verilmediğini, ayrıca raporda esas alınan emsal ücret oranının hatalı olduğunu, müteveffanın vefatından önce aldığı ücretin SGK kayıtlarından açıkça anlaşılmasına rağmen Mahkemece belirlenen maaş üzerinden yapılan hesaplamanın hayatın olağan akışına aykırı ve fahiş olduğunu, müteveffanın vasıflı bir işçi olmadığı gözetilmeden farazi emsal ücret üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, son bilirkişi raporunda davanın ihbar edildiği sigorta şirketlerinin sorumluluğu hakkında hiçbir değerlendirme yapılmadığını, olayın trafik iş kazası niteliğinde olması nedeniyle sigorta şirketlerinin sorumluluğunun bulunduğunu, ayrıca kusur değerlendirmesinin de hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
VII. DEĞERLENDİRME ve GEREKÇE
a. Davacılar vekilinin müvekkillerinin manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazları ile davalı vekilinin davacı çocukların maddi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin eş için 1.961.138,06 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, çocuk ... için 35.043,99 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk ...için 64.741,36 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk ... için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi'nin temyiz incelemesine konu kararıyla davacı eşin ve davacı çocuklar ...ile ...'ın maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı çocuk ...’in maddi tazminat isteminin reddine, eş lehine 50.000,00 TL, çocuklar ... ve ... lehine 30.000,00’er TL, çocuk ...lehine 40.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, karar tarihi itibariyle kesinlik sınırının 378.290,00 TL olduğu gözetildiğinde, davacılar vekilinin müvekkillerinin manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazları ile davalı vekilinin davacı çocukların maddi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir.
b. Taraf vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacılar vekilinin müvekkillerinin manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazları ile davalı vekilinin davacı çocukların maddi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine,
2.Taraf vekillerinin diğer temyiz itirazları açısından yerinde görülmeyen diğer tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden temyiz eden taraflara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,
11.11.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (Tolga Akkaya –Modern Usul Hukukunda İstinaf)
Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir.
Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361. maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir.
HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür.
İlk derece mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir.
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir.
Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır.
HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır.
Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder.
Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir.
HMK’da, ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır.
Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir.
Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır.
Açıkladığım nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362. maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun temyiz talebinin miktardan reddine ilişkin karar bölümüne katılmıyorum.