İcra takibine dayalı iflas davasında, hacizden vazgeçme ve ödeme emri tebliği usul eksiklikleri nedeniyle reddedilen talebin temyizi.
Özet: Alacaklının, kesinleşen ilamlı icra takibini iflas yoluyla adi takibe çevirerek borçlu şirket hakkında açtığı iflas davasında, ilk derece mahkemesi hacizlerden vazgeçilmemesi, ödeme emri içeriği ve tebligat hataları gibi usulü eksiklikler nedeniyle iflas talebini reddetmiştir. İstinaf ise, davacının talebini doğrudan iflas (İİK m.177) olarak kabul ederek, iflas yoluyla takip yapan alacaklının bu yolu seçemeyeceği gerekçesiyle red kararını onamıştır. Davacı vekili, istinaf mahkemesinin talebi hatalı yorumladığını belirterek kararı temyiz etmiştir.
6. Hukuk Dairesi         2025/2612 E.  ,  2025/3983 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2025/735 E., 2025/994 K.
TASFİYE MEMURU:
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2022/687 E., 2025/56 K.
Mahkemece verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tarafından davalı aleyhine Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan davada 12.12.2011 tarihli ve 2009/810 E., 2011/549 K. sayılı karar ile hüküm altına alacaklar ile yargılama giderinin tahsili için 13.02.2012 tarihinde Ankara 5. İcra Müdürlüğü'nün 2012/2494 E. sayılı dosyasında ilamlı icra takibi başlatıldığını, İcra İflas Kanunu'nun 43. maddesi uyarınca 13.12.2012 tarihinde haciz yoluyla yapılan takibin iflas yoluyla adi takibe çevrildiğini yapılan takipte iflas ödeme emrinin 30.09.2022 tarihinde davalı şirketin tasfiye memuruna tebliğ edilebildiğini ve takibin kesinleştiğini ileri sürerek davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın dayanağı olan Ankara 5. İcra Dairesi'nin 2022/9359 E. sayılı dosyasının yenilenme öncesindeki numarasının Ankara 19. İcra Dairesi'nin 2018/12518 E. sayılı dosyası olduğu, davacının bu dosyada ilamlı icra takibi yaptığı ve borçlunun mal varlığına haciz konulduğu, davacının bu dosyada 25.10.2018 tarihinde düzenelenen icra emri sonrası, bu defa yeniden 24.06.2022 tarihinda iflas yoluyla adi takibe mahsus olan ödeme emrine göre takip yapması için İİK'nın 43/2. maddesi hükmü uyarınca haciz yoluyla takipten vazgeçtiğini icra müdürlüğüne bildirerek borçlu aleyhine iflas ödeme emrinin tebliğini sağlaması ve sonrası iflas istemesi gerektiği, davacının davalı şirket aleyhine uygulamış olduğu hacizlerden vazgeçtiğini açıkça bildirmeksizin iflas ödeme emrine dayalı olarak iflas talebinde bulunamayacağı, davanın dayanağı olan 24.06.2022 tarihli iflas yoluyla takipte gönderilen ödeme emrindeki alacakların, takip yolunun değiştirilmesinden önce 2012 yılında gönderilen icra emrinde talep edilen alacaklardan miktar ve tür olarak farklı olduğu gibi Ankara 19. İcra Dairesi'nin 2018/12518 E. sayılı dosyasında gönderilen icra emrinde talep eden alacaklardan da farklı olduğu, iflas ödeme emrinin şirketin tasfiye memuru olduğu tebligattan belirtilmeksizin doğrudan tasfiye memurunun adı yazılmak suretiyle tebliğinin yasal açıdan doğru olmadığı, açıklanan gerekçelerle asıl talep olan İİK'nın 155. ve devamı maddeleri uyarınca iflas kararı verilemeyeceği, iflas yoluyla takip yapma iradesinin ortaya konulması nedeniyle İİK'nın 177. maddesinde düzenlenen doğrudan doğruya iflas yoluna da başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
III. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava ve 27.09.2024 tarihli dilekçelerinde İİK'nın 177. maddesi kapsamında iflas istediğini beyan ederek talebini sınırladığını, ıslah yoluna başvurulmadan davanın genişletilmesi niteliğindeki bulunan 02.01.2025 tarihli dilekçesindeki beyana değer verilerek asıl talebin kesinleşen iflas takibi nedeniyle iflas davası, feri talebin ise doğrudan iflas talebi olduğu kabul edilerek değerlendirme yapılmasının doğru olmadığı, ayrıca talepler arasında aslilik ferilik ilişkisinin bulunmadığından terditli dava olarak kabul edilemeyeceği, bu hatalara eleştiri olarak değinilmekle ve davacının talebinin İİK'nın 177. maddesinde düzenlenen doğrudan doğruya iflas olduğu kabul edilmekle iflas yoluyla takip yönünden iradesini ortaya koyan alacaklının bu madde kapsamında iflas isteyemeyeceği, mahkemenin bu yöndeki gerekçesinin yerinde olduğu belirtilmek suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince davacının talebinin İİK'nın 155-158 maddeleri uyarınca iflas talebi olduğu kabul edilerek yargılama yapıldığı halde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İİK'nın 177. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak karar verilmesinin doğru olmadığını, dava dilekçesinde ve yargılama sırasında vermiş oldukları tüm beyan dilekçelerinde iflas takibinde iflas ödeme emrinin tebliği üzerine iş bu davanın açıldığını, iflas ödeme emrinin ve kesinleşmesinin bu davanın hukuki sebebi olduğunu açıkladıklarını, İlk Derece Mahkemesinin bu kapsamda değerlendirme yapmakla birlikte, davanın dayanağı Ankara 5. İcra Dairesi'nin 2018/9359 E., sayılı dosyası olmasına ve Ankara 19. İcra Dairesi'nin 2018/2518 E. sayılı dosyası arasında her hangi bir bağlantı olmamasına rağmen iki dosyanın aynı dosya olduğu düşünülerek, Ankara 19. İcra Dairesi'nin 2018/2518 E. sayılı dosyası içeriği dikkate alınarak hatalı karar verildiğini, daha önce aynı konuda açtıkları davada verilen karar doğrultusunda tasfiye memurunun mernis adresine tebligat yapıldığını ve takibin kesinleştiğini, verilen kararın hatalı olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, İİK'nın 155. ve devamı maddeleri uyarınca iflas kararı verilmesi istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verebilecektir (HMK m. 353/1-b/1). Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma yapılmaksızın istinaf başvurusunun reddine karar verilebilmesi için dosyanın tekemmül etmiş bulunması, başka bir anlatımla, İlk Derece Mahkemesi tarafından toplanan delillere göre istinaf başvurusunda bulunan taraf ya da tarafların itirazının incelenip denetlenerek bir kanaate varılmasının mümkün bulunması zorunludur. Bir başka deyişle, İlk Derece Mahkemesi kararında hiçbir eksiklik veya yanlışlık olmadığı duruşma açılmaksızın anlaşılabilecek kadar açık ve netse, bu kapsamda bir değerlendirme yapılabilecektir. Ayrıca, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verilebilecektir. Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/3. bendi kapsamında delil olarak bir eksiklik tespit edilmesi ve bu eksikliğin duruşma yapılmadan tamamlanmasının mümkün olması halinde, bu eksikliğin giderilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde de istinaf başvurusunun b/1. bendi kapsamında reddine karar verilebilecektir.
İlk Derece Mahkemesince, ilamlı icra takibi yapan ve borçlunun mal varlığına haciz koyan davacının uygulamış olduğu bu hacizlerden vazgeçtiğini açıkça bildirmeksizin iflas ödeme emrine dayalı olarak iflas talebinde bulunamayacağı, davanın dayanağı olan iflas yoluyla takipte gönderilen ödeme emrindeki alacaklar ile takip yolunun değiştirilmesinden önce gönderilen icra emrinde talep edilen alacakların miktar ve tür olarak birbirinden farklı olduğu, iflas ödeme emrinin şirketin tasfiye memuru olduğu tebligattan belirtilmeksizin doğrudan tasfiye memurunun adı yazılmak suretiyle tebliğinin usulsüz olduğu, bu sebeple davacının asıl talebi olan İİK'nın 155. ve devamı maddeleri uyarınca iflas kararı verilemeyeceği, iflas yoluyla takip yapma iradesinin ortaya konulması nedeniyle tali talebi olan İİK'nın 177. maddesinde düzenlenen doğrudan doğruya iflas yoluna da başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişken davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, ıslah yoluna başvurmayan davacının talebinin İİK'nın 177. maddesi kapsamında iflas istemi olduğu, asıl talebin kesinleşen iflas takibi nedeniyle iflas davası, feri talebin ise doğrudan iflas talebi olduğu kabul edilerek değerlendirme yapılmasının doğru olmadığı, ayrıca talepler arasında aslilik ferilik ilişkisinin bulunmadığından terditli dava olarak kabul edilemeyeceği, bu hatalara eleştiri olarak değinildiği ve iflas yoluyla takip yönünden iradesini ortaya koyan alacaklının İİK'nın 177. maddesi kapsamında iflas isteyemeyeceği mahkemenin bu yöndeki gerekçesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HGK’nın 24.02.2010 tarihli, 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “...Yasa’nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çekişmesiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir...”. Kararın gerekçesi ile hüküm sonucu çelişkili ise tarafları, adalete uygun karar verildiği ve yargılamanın adil yapıldığına ikna edebilecek, mantıksal tutarlılık taşıyan kanuna uygun verilip, yazılmış yasa yolu denetimine elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve Yasa hükümlerine aykırılık teşkil eder (Örnek; Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 11.01.2017 tarihli, 2016/4164 Esas, 2017/118 Karar; 08.10.2019 tarihli, 2019/2679 Esas, 2019/3826 Karar). Belirtilen nedenlerle gerekçesi ile sonucu arasında çelişki yaratılmaksızın hüküm kurulmalıdır.
Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde hata yapıldığı tespit edildiğine göre, HMK'nın 353/1-b/2. bendi gereğince gerekçeyi düzelterek yeniden esas hakkında karar vermesi gerekirken, bu hatalara ''eleştiri olarak değinilmekle yetinildiği'' ifadesi yazılmak suretiyle HMK'nın 353/1-b/1. bendine istinaden "başvurunun esastan reddine" karar verilmesi doğru olmamıştır.
Kabule göre de;
İlamlı icra yoluyla takip yapan davacı alacaklının alacağını tahsil edememesi halinde İİK'nın 177. maddesinin 4. bendi uyarınca doğrudan doğruya iflas isteme hakkı bulunmasına rağmen takip yolunu değiştirerek iflas takibi yapmak suretiyle iflas istemesinde hukuki menfaati bulunmadığı dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekmektedir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.