Yüklenicinin gecikmesi ve eksik imalat iddialarıyla açılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi davasında görevli mahkeme tespiti.
Özet: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan, gecikme tazminatı, cezai şart, kira kaybı ve eksik/ayıplı imalat zararı taleplerini içeren davada, davacı arsa sahiplerinin yüklenicinin edimlerini yerine getirmediğini, davalı yüklenicinin ise arsanın temiz teslim edilmemesi nedeniyle inşaatın geciktiğini ve zararların yersiz olduğunu savunması üzerine, yerel mahkemenin uyuşmazlığı tüketici mahkemesi görevi kapsamında değerlendirerek verdiği görevsizlik kararının, Yargıtay tarafından taraflardan birinin tacir, diğerinin tacir olmaması ve davanın mutlak ticari dava niteliği taşımaması gerekçesiyle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna hükmedilerek bozulmasıyla, davanın esasının bu mahkemede görülmesi gerektiği belirtilmiştir.

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2015/253 E., 2022/435 K.BİRLEŞEN 2015/250 ESAS SAYILI DOSYADA Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar birleşen dosyada davacılar vekili ile davalılar ... Yapı .... ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVAAsıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde, müvekkilleri ile davalı arasında taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede inşaat süresinin 12 ay olarak belirlendiğini, aksi halde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, yüklenici firmanın taahhüt ettiği edimleri yerine getirmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacı ...'e ait 5 nolu bağımsız bölüm için, davacı ... ...'na ait 16 nolu bağımsız bölüm için ve davacı ...'a ait 13 nolu bağımsız bölüm için 13 aylık gecikme nedeniyle her ay için 1.500,00 TL olmak üzere toplam 19.500,00 TL gecikme tazminatının, her ay için 12.000,00 USD cezai şart bedelinin, 5.000,00 TL kira kaybının, taşınmazın m²'sinin sözleşmede vaad edilenin çok altında olması ve sözleşmeye uygun inşa edilmemesi nedeniyle uğranılan 100.000,00 TL zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.Birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde, 1 06... ada, 131 parseldeki taşınmazın yıkılarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması için noter huzurunda, sözleşme yapıldığını, davalı müteahhit şirketin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, Sulh Hukuk Mahkemesinde tespit yaptırdıklarını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile gecikme tazminatı 9.750,00 TL, cezai şart tutarı 6000 USD, kira kaybı 2.500,00 TL ve binanın sözleşmeye uygun inşa edilmemesi nedeniyle oluşan 50.000,00 TL zararın 31.05.2013 tarihinden işleyecek reeskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalılar vekili asıl ve birleşen davada cevap dilekçesinde; davanın müvekkili ...'e de açıldığını, Borçlar Kanunu'... 583. ve 584 maddelerine uygun bir kefaleti söz konusu olmadığından müvekkili ... yönünden davanın reddini talep ettiklerini, müvekkili şirketin inşaatı süresinde bitirmiş olduğunu, müvekkili ... Yapı... A.Ş ile davacı arasındaki gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiğini, 8. madde gereğince inşaata başlamadan evvel arsanın müteahhide temiz olarak teslim edilmesi gerekmekte iken arsa üzerinde bulunan icrai hacizler ile tedbirler olması ve kiracıların geç çıkması nedeni ile arsanın müvekkiline geç teslim edildiğini, müvekkilinin arsanın temiz olarak teslimiyle proje işlemini başlattığını, projeler tasdik edildikten 12 ay sonra da inşaatı bitirerek diğer maliklere teslim ettiğini, doğalgaz peteği takıldığını, davacı bunu eksiklik olarak ileri sürmüşse de talep nedeniyle bu şekilde yapıldığını, müvekkilinin de davacıların kusurlu davranışları sebebiyle zarara uğradığını, kira bedelinin sözleşme akdedilirken müvekkili tarafından davacılara ödendiğini, bu nedenle kira kaybı bedeli ve cezai şart taleplerinin mesnetsiz olduğunu, dava konusu gayrimenkulde eksik ve hatalı imalat bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. MAHKEME KARARIMahkemenin 23.12.2014 tarihli, 2014/454 E., 2014509 K. sayılı kararı ile, davacılar ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesine ilişkin olduğu ve 6502 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde belirtildiği gibi, 6502 sayılı Yasa kapsamında kaldığı, 6502 sayılı Yasa'nın 73. maddesine göre bu Kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİMahkeme kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi'nin 2015/2016 Esas, 2015/2082 Karar, 30.03.2015 tarihli kararı ile,"... mahkemece, somut uyuşmazlığın 6502 sayılı Yasa kapsamında bir uyuşmazlık olmadığı, davalı yüklenici tacir olup, arsa sahibi davacıların tacir olmadığı, buna göre davanın 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde belirtilen nispi ticari dava olmadığı, aynı maddede TBK'nın 470 vd. maddelerine atıf yapılmadığından davanın mutlak ticari dava niteliğinin de bulunmadığı, buna göre Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, uyuşmazlığın esasına girilerek, tarafların delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeyle uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesi'nin görevi kapsamında kaldığının kabulü doğru olmamıştır" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ayıplı ifâ hususunda davacıların teslim tarihinden kısa bir süre sonra ihtarname ile bildirimde bulundukları ve mahkeme kanalı ile keşif icralı tespit yaptırdıkları, bu nedenle ayıp ihbarı yönünden TBK'nın 223. maddesinin koşulunun sağlandığı, her bir daireden kaynaklı eksik ve ayıplı işlerden doğan toplam tazminat miktarının daire başına 117.135,00 TL olarak belirlendiği, binanın ortak alanlarından olan asansör yönünden yapılan incelemede ise, sözleşmede kararlaştırılan ölçü ve kalitede imalatın yapılmadığı görüldüğünden, bilirkişi heyeti raporunda her bir daire için belirlenen 3.224,22 TL nefaset bedelinin hükme esas alındığı, bunun sonucunda her bir daire için, daireye ve ortak alanlara bağlı olarak eksik ve ayıplı işlerden kaynaklı talep edilebilecek toplam nefaset bedelinin 117.135,00 TL + 3.224,22 TL = 120.359,22 TL olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, tapu kayıtları incelendiğinde, asıl dosya davacılarından ... ve ... ...'... birer dairede tam hisseli malik oldukları, davacı ...'un ise 1/2 hissede daire maliki olduğu, birleşen 2015/250 Esas sayılı dosyada ise, aynı dairenin 1/2 hissesine sahip ...'un mirasçıları olduğu anlaşılan asıl dosya davacısı ... ile ... ve ...'... yer aldığı, asıl dosya davacılarından ... ve ...'nin eksik ve ayıplı işlerden kaynaklı 120.359,22 TL'ye ayrı ayrı hak kazandığı, asıl dosyada yer alan...'nın ise 1/2 hissesine karşılık 60.179,61 TL'ye asıl dosya yönünden hak kazandığı,birleşen dosya yönünden ise eksik ve ayıplı işlerden kaynaklı toplam alacağın 60.179,61 TL olduğu, birleşen dosya davacılarının bu bedeli dosyaya sunulu veraset ilamındaki hisseleri oranında talebe hak kazandıkları, geç teslim yönünden yapılan incelemede, sözleşmede projelerin onaylanmasından itibaren 12 aylık inşaat süresi kararlaştırıldığı, imar işlem dosyasında yapılan tespitlere göre mimari projenin 30.10.2012 tarihinde onaylandığı, 12 aylık süresinin eklenmesi ile birlikte teslim tarihinin 30.10.2013 olduğu, sözleşmedeki hükümden teslimin iskan alma şartına bağlandığının görüldüğü,yapı kullanma izin belgesinin 06.06.2014 tarihli olduğu, buna göre yüklenicinin bu tarihler arasında gecikme yaşadığı, her ne kadar yüklenici ile ayrı bir protokol imzalanıp, teslim tarihinin 30.05.2013 olarak geri çekildiği iddia edilse de, yasal şekil şartına bağlı sözleşme hükümlerinin aynı şekille değiştirilebileceği, buna ilişkin noterlik evrakının dosyaya sunulmadığı, bu nedenle ilgili tarihin dikkate alınmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede gecikme halinde uygulanacak hükümlerin düzenlendiği, buna göre ilk 5 aylık süre için daire başı aylık 1.500,00 TL'nin 5 aydan sonraki sürede ise 1.500,00 Doların belirlendiği, 27.07.2021 tarihli bilirkişi heyeti ek raporundaki hesap hükme esas alınarak daire başı 7.500,00 TL ve 3.350,00 USD gecikmeye bağlı olarak cezai şart mahiyetinde yüklenicinin sözleşmeden kaynaklı borcu olduğu sonucuna varıldığı, buna göre asıl dava dosyası yönünden tam hisseli malik olan ... ve ...'nin ayrı ayrı 7.500,00 TL ve 3.350,00 USD'yi geçikme tazminatı ve cezai şart olarak isteyebileceği, ...'nın ise, bu miktarların yarısı olan 3.750,00 TL ve 1.675,00 USD'yi asıl dosyada talep edebileceği, birleşen dosyada ise daire hissesine bağlı talep edilebilecek toplam gecikme tazminatı ve cezai şartın 3.750,00 TL ve 1.675,00 USD olduğu, miras hisselerine göre davacı...'nın 937,50 TL ve 418,75 TL, diğer davacılar ... ve ...'in ise ayrı ayrı 1.456,25 TL ve 618,12 USD talep edebileceği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde;a.Mahkemece hatalı hüküm kurularak taşınmazın geç teslimi neticesinde davalıların ödemesi gereken cezai şart bedelinin eksik hesaplandığını,b.Mahrum kalınan kira bedelinin de tespit edilerek ödenmesi gerekirken mahkemece bu hususta herhangi bir tespitte bulunulmadığını,c.Birleşen İstanbul Anadolu 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ıslah dilekçesinde ...değil ... için ıslah talebinde bulunulduğunu, İlk Derece Mahkemesince bunun sehven yazıldığı bilinmesine rağmen ıslah talebinin kabul edilmediğini, kararın bu açından da bozulması gerektiğini beyan etmektedir.2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde;a.Islah edilen alacak talebinin zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü sürenin geçtiğini belirtmelerine rağmen mahkemece bu hususların değerlendirilmediğini,b.Teknik Şartnamenin Z fıkrasının 2 nolu bendinin son satırında 'Müteahhidin zorunlu yapmak istedikleri değişiklikleri ...'den herhangi ikisiyle yürütülecektir' hükmü bulunduğunu, işlerin yürütülmesi ve değişiklikler için bu kişilerin arsa malikleri temsilcileri olarak seçildiklerini, c.Dosyada mübrez olan arsa malikleri temsilcileri ...'in imzasını ihtiva eden ve belediye ile tapuya sunulan projeye göre eksik m2 bulunmadığını, mahkemenin bu hususu gözardı ederek aleyhe hüküm kurmasının hatalı olduğunu,d.İşin teslim tarihinin 20.11.2013 olduğunu, mahkemenin teslim tarihini 30.10.2013 olarak kabulünün hatalı olduğunu, dosyaya celbedilen ...’tan gelen cevabi yazıda, davacılarla ilk sözleşmenin 20.11.2013 tarihinde yapıldığının görüldüğünü, dairenin fiilen teslim tarihi olarak en geç bu tarihin kabul edilmesi gerektiğini,e.Davalıların sözleşmedeki yükümlülükleri olan ipoteklerin fekkini yerine getirmediklerini, davalılar açısından da sözleşmenin kendisine vermiş olduğu müteahhidin inşaatı durdurma ve süre uzatım hakkı doğduğunu beyan etmektedir.B. Değerlendirme ve GerekçeDosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.1.Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı,hükme esas alınan bilirkişi raporunun olaya uygun ve içerik itibariyle yeterli ve inandırıcı olduğunun anlaşılmasına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân olmadığı anlaşılmakla; asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Asıl ve birleşen davada davacı arsa sahipleri vekili tarafından 10.11.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle, asıl davada davacı ...'e ait 5 nolu ve davacı ...'na ait 16 nolu bağımsız bölüm için eksik işler yönünden asıl davada talep edilen miktar ıslah suretiyle artırılmıştır.Yine birleşen davada davacılar ... ve ...'a ait 16 nolu bağımsız bölümün 1/2'si için birleşen davada talep edilen miktar ıslah suretiyle artırılmıştır. Asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin ıslah dilekçesi 02.03.2022 tarihli duruşmada davalılar vekiline tebliğ edilmiş olup, davalılar vekilince süresi içerisinde ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmıştır. Eser sözleşmesinden doğan alacaklar için taraflar arasındaki sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın 126/4 maddesindeki beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Eldeki davada diğer talepler yanında eksik işler sebebiyle uğranılan zararın tazmini de istenmekte olup; bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamayacaktır. Nitekim, yine BK'nın 128. maddesi kapsamında, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten itibaren başlayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir.Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnızca dava açılmış olan kısım için kesildiğinden, bu davanın açıldığı tarih ıslahla artırılan miktar için zamanaşımı başlangıcına esas alınamaz. Bu nedenle ıslahla artırılan miktar için zamanaşımının dolup dolmadığı dava tarihine göre değil, ıslah tarihine göre hesaplanacaktır. Bunun sonucu olarak, alacağın zamanaşımına uğramaması için kısmi davada istenmemiş olan miktar bakımından ıslahın zamanaşımı süresinde yapılması gerekecektir. Arsa sahibine isabet edecek bağımsız bölümlerin tesliminin yapı kullanma izin belgesi (iskân) alınması koşuluna bağlandığı hallerde eksik işler sebebiyle uğranılan zararın tazmini talebi yapı kullanma izin belgesinin alınması ile muaccel hale gelecektir. Somut olayda da taraflarca teslimin iskan koşuluna bağlanmış olduğu, yapı kullanma izin belgesinin 06.06.2014 tarihinde alındığı anlaşılmaktadır. Eksik işler sebebiyle uğranılan zarar, teslim ile istenebilir hale geleceğinden zamanaşımı süresi 06.06.2014 tarihinde başlayacaktır. 06.06.2014 tarihinden ıslah harcının yatırıldığı 10.11.2021 tarihine kadar ıslah edilen miktar yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davalı tarafın süresi içerisinde ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def’inde bulunduğu görülmektedir.Bu durumda mahkemece, asıl ve birleşen davada, ıslah ile artırılan miktar bakımından davacıların talebinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3'üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARARYukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının, hüküm fıkrasının 1. bendinin ilk paragrafının hüküm fıkrasından çıkarılmasına ve yerine "Davacılardan ... ve ...için eksik ve ayıplı işlerden kaynaklı ayrı ayrı olmak üzere 100.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," ibaresinin yazılmasına, yine hüküm fıkrasının 2. bendinin ilk paragrafının hüküm fıkrasından çıkarılmasına ve yerine "Davacılardan ... ve... için ayrı ayrı olmak üzere 18.750,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine" ibaresinin yazılmasına, mahkeme kararının, hüküm fıkrasının yeraldığı 7.sayfasının 6.paragrafının hüküm fıkrasından çıkarılmasına ve yerine "Asıl ve Birleşen dosya yönünden alınması gereken toplam 24.525,50 TL karar ve ilam harcından peşin ve tamamlama harcı olarak yatırılan 10.069,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 14.456,20 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irat kaydına, "ibaresinin yazılmasına, mahkeme kararının, 7. sayfasının 7. ve 8. paragraflarının ilk satırlarındaki "16.775,00" rakamının çıkartılarak yerlerine "14.878,57" rakamlarının yazılmasına, mahkeme kararının, 7. sayfasının 10. paragrafının ilk satırındaki "9.510,00" rakamının çıkartılarak yerine "8.813,12" rakamının yazılmasına, hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine,Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,13.11.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.MUHALEFET ŞERHİDeğerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; eser sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan tazminatın tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir.Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır.Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır. Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, 1999/33K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 09/10/2008 tarih, E: 2008/1009-K: 2008/11376, 14/12/2009 tarih, E: 2009/2469-K: 2009/140 96... /03/2011 tarih, E: 2010/3617-K: 2011/2427 ... sayılı kararları).Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, 2014/8157e, 2015/6129k,- 26.1.2015t, 2014/3804e, 2015/896k,- 16.12.2014 t, 2014/5780e, 2014/17282k,- 15.12.2014t, 2014/2324e, 2014/17159k,-6.11.2014t, 2013/18979e, 2014/14634k,- 9.4.2013t,2013/2846e,2013/6598k, 3.4.2012t, 2011/2245e, 2012/5545k,- 28.3.2012t, 2011/1872e, 2012/5105k,- 29.2.2012t, 2010/14910e, 2012/3119k,- 7.12.2011t, 2011/13864e,2011/13114k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 13/06/2016, E: 2016/3774-K: 2016/77 93... /06/2016 tarih, E: 2015/11319-K: 2016/7830 ... sayılı kararları). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: 2016/332K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir.Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır.Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığımız, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.” şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar. Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır. Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih,2019/...Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, 2019/430 Bir. Başvuru).Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, 2016/9312 Bir. Başvuru kararında da açıkça; “... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir. Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (.../TÜRKİYE . .... no:.../10, 27.2021trh.)Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir.Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir.Ayrıca ıslahın; “... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. ..., Islah, genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir.Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür.1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir.2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır.3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir.4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur.5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur.6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1.maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır.Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın bozulması düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.