Samsunda tapusuz taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile tescili istemli davada orman niteliği ve imar ihya tartışmalarıyla istinafın reddi.
Özet: Davacı tarafından tapusuz taşınmazın 20 yılı aşkın nizasız ve fasılasız zilyetliğe dayalı olarak adına tescili talebiyle açılan davada, ilk derece mahkemesi taşınmazın bir kısmının orman alanı dışında kaldığı ve tarımla ihya edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, bir kısmının ise orman alanı olduğu için reddine karar vermiş; davalıların bu karara karşı istinaf başvurularının bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine, davalıların kararı temyiz etmesiyle yüksek mahkeme önüne gelmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2024/1825 E.  ,  2025/5224 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1143 E., 2024/73 K.
KARAR : İstinaf başvurularının esastan ayrı ayrı reddine,
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bafra 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/67 E., 2023/172 K.
Taraflar arasındaki tapusuz taşımazın tescili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davalı ... İdaresi vekili, davalı ... Belediyesi vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurularının esastan ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... İdaresi vekili, davalı ... Belediyesi vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; Samsun ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan ve dava dilekçesine ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 11.665,42 m² yüzölçümündeki taşınmazın tespit dışı bırakılan taşınmaz olduğunu, müvekkili olan davacının üzerinde malik sıfatıyla zilyet olduğunu ve zilyetliğinin 20 yılı aşkın bir süre ile nizasız ve fasılasız olarak malik olma sıfatıyla devam ettiğini, davacının çocukluğundan bu zamana kadar söz konusu yerde bulunduğunu, eklemeli zilyetliği devam ettirdiğini, dava konusu yerde ev ve bazı eklentilerin mevcut olduğunu, aynı zamanda tarımsal faaliyette bulunulduğunu, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığını, Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin koşullarının davacı lehine oluştuğu ileri sürerek, taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... dava konusu taşınmaz tescil harici bırakılmış ise de 2018 yılında kesinleşen orman kadastrosunda bir kısmının orman alanı dışında kaldığı, taşınmazın tarım yapılmak sureti ile imar ihya edildiği ve bu itibarla davacı lehine kazanım şartlarının oluştuğu, ayrıca taşınmazın bir kısmı orman olması nedeniyle tescil harici bırakılmış ise de hava fotoğraflarında öncesi itibarıyla bir kısmının orman sayılmayan yerlerden olduğu ve yine bu taşınmaz için de olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğu, taşınmazda tarım yapılmak sureti ile imar - ihya olgusunun da bulunduğu ..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile Samsun ili Bafra ilçesi Koşu Mahallesinde sınırları 02.09.2022 tarihli harita mühendisi ve fen bilirkişisi tarafından düzenlenen rapor ile tespit edilmiş olan tescil harici alan yönünden 02.09.2022 havale tarihli raporun 7. sayfasında (A) ve (B) harfleri ile ifade edilen alanlar yönünden davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, 02.09.2022 havale tarihli raporun 7. sayfasında orman alanı olarak gösterilen kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalı ... İdaresi vekili, davalı ... Belediyesi vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu taşınmazın Bafra Gezici Arazi Kadastro Mahkemesi'nin 10.05.1963 tarihli ve 960/812 Esas, 963/233 Karar ile tespit dışı bırakıldığını, tespit dışı bırakılmış olmasının taşınmazın kamu malı niteliğini haiz olduğunu gösterdiğini, kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... İdaresi vekili istinaf dilekcesinde; zilyetliğin ne zaman başladığının, ne şekilde sürdüğünün, komşu taşınmazların tapulama tutanaklarının dava konusu taşınmazı ne şekilde okuduğunun, taşınmazın ve komşu taşınmazların toprak yapısının, kültür arazisi olup olmadığının, taşınmazın ormandan açılıp açılmadığının, orman toprağı olup olmadığının, hava fotoğraflarında tarımsal faaliyet yapılıp yapılmadığının araştırılmadığını, kamu mallarının özel mülkiyete konu olamayacağını, orman kadastrosunun kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık sürenin dolmamış olduğunu, zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde; kadastro çalışmalarının kesinleşmesinden dava tarihine kadar 20 yıllık sürenin geçmemiş olduğunu, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı koşullarının sağlanamadığını, taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile iktisaba elverişli taşınmazlardan olmadığını, dava konusu alanın evveliyatının orman niteliğinde olduğunu, ormandan açılarak tarım yapıldığını, ormanlar üzerinde zilyetlik veya imar - ihya yolu ile iktisabın hukuken mümkün olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... Belediyesi vekili istinaf dilekçesinde; davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, taşınmazın kamu malı olduğunu, zilyetlik yoluyla mülkiyetinin kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi neticesinde; "... fen bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleri ile gösterilen bölümlerin orman sayılan yerlerden olmadığı, bu bölümlerin 1965, 1975, 19 90... ve 2020 tarihli hava fotoğrafları ile tarım arazisi olarak kullanıldıkları, 1965 yılından evvel imar - ihyanın tamamlandığı, zilyetlik faaliyetlerinin devam ettiğini ve etrafındaki tarım arazileri ile benzer özellik gösterdiği, 1965 tarihli hava fotoğrafı ile dava tarihi arasında 20 yıldan fazla bir sürenin geçmiş olduğu, (A) ve (B) harfleri ile gösterilen taşınmaz üzerinde adına tescil kararı verilen davacı yararına 3402 sayılı Kanun'un 14. ve Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği ..." gerekçesiyle istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı ... İdaresi vekili, davalı ... Belediyesi vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından, istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenlerle temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, temyize konu taşınmaz bölümlerinin evveliyatları itibariyle zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün yerden oldukları ve davacı lehine kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle, bu bölümler yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de benzer gerekçeyle davalıların istinaf istemleri reddedilmiş ise de, bu karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; temyize konu taşınmaz bölümlerinin, Samsun ili ... ilçesi ... Mahallesinde 1957 yılında yılında yapılan tapulama çalışmasında 39 parsel numarası ile Hazine adına tespit edildiği, gerçek şahıslar tarafından tespit maliki olan Hazine aleyhine açılan ve Orman İdaresinin müdahil olduğu tespite itiraz davasının yapılan yargılaması neticesinde, müdahil Orman İdaresinin davasının kabulüne karar verilerek taşınmaz bölümlerinin Bafra Gezici Kadastro Mahkemesi'nin 10.05.1963 tarihli ve 1960/812 Esas, 1963/233 Karar sayılı hükmü ile orman vasfı ile tescil harici bırakıldığı ve bu kararın 25.09.1964 tarihinde kesinleştiği, bilahare, 6831 sayılı Kanuna göre 2018 yılında yapılarak 12.09.2018 tarihinde ilan edilip, 13.10.2018 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B maddesi çalışmalarında taşınmaz bölümlerinin orman tahdit dışında bırakıldıkları anlaşılmaktadır.
Temyize konu taşınmaz bölümlerinin bulunduğu mevkide tapulama çalışmalarının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan tapulama mevzuatına göre orman sayılan yerlerin tescile tabi olmaması nedeniyle Bafra Gezici Kadastro Mahkemesinde görülen tespite itiraz davası neticesinde bu taşınmazlar, orman sayılan yerlerden (orman vasfında) oldukları belirlenmesine rağmen tapulama harici bırakılmışlardır.
Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 4. Bölümünde yer alan "Belge ve Bilgilerin Toplanması" başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde, orman kadastro komisyonlarının, İşletme Müdürlüklerinden çalışma alanları ile ilgili isteyecekleri bilgi ve belgeler gösterilmiş olup, anılan maddenin (e) bendinde, orman vasfı ve mülkiyeti bakımından yargıya intikal eden yerlerde; kesinleşmiş yargı kararları kapsamında kesinleşme şerhi bulunan Mahkeme kararları, bilirkişi raporları, harita ve krokileri kapsayan bilgi ve belgelerin de İşletme Müdürlüklerinden istenileceği ifade edilmiş olup, anılan Yönetmelik hükmü uyarınca, bir taşınmazın orman vasfında olup / olmadığının tespitine ilişkin kesinleşmiş Mahkeme kararının, orman kadastro çalışmalarında dikkate alınması gerektiği açıktır.
Yine söz konusu Yönetmeliğin "Devlet Ormanı Olarak Sınırlandırılacak Yerler" başlıklı 16. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, Devlet ormanı olduğuna dair kesinleşmiş Mahkeme kararı bulunan yerlerin, orman kadastro komisyonlarınca Devlet ormanı olarak sınırlandırılacağı belirtildikten sonra; maddenin 2. fıkrasında, (g) bentine göre orman rejimine girmiş olan sahaların, herhangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olmasının, bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı; 3. fıkrasında da, bu gibi yerlerin orman sınırları dışında kaldığı tespit edildiğinde orman sınırları içine alınarak haritasına işleneceği, arazide orman sınırlarının buna göre düzeltileceği ve tutanak defterinin sırası gelmiş sayfasında da durumun etraflıca izah edileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla; temyize konu taşınmaz bölümlerinin 1957 yılında yapılan tapulama çalışmasında Hazine adına tespiti yapılan ve daha sonra bu tespite itiraz edilmesi üzerine Bafra Gezici Kadastro Mahkemesi'nin 10.05.1963 tarihli ve 1960/812 Esas, 1963/233 Karar sayılı kararıyla hükmen orman olarak tescil harici bırakılan 39 parselin çapı içinde kaldığı dosya kapsamıyla sabit olduğundan, 2018 yılında yapılan orman kadastrosu ve 6831 sayılı Orman Kanunu' nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi çalışması sonucu oluşan tahdit dışında bırakılan temyize konu taşınmaz bölümlerinin, Bafra Gezici Kadastro Mahkemesi' nde görülen arazi kadastro tespitine itiraz davası neticesinde, 10.05.1963 tarihli ve 1960/812 Esas, 1963/233 Karar sayılı kararla orman vasfında olduğunun belirlendiği, bu kararın 25.09.1964 tarihinde kesinleştiği, ne var ki, o tarihte yürürlükte bulunan Tapulama Kanunu uyarınca ormanlar tescile tabi olmadığından tapulama harici bırakıldığı, mahkeme kararıyla orman olduğu belirlenen temyize konu taşınmaz bölümlerinin, Orman Kadastrosu ve 2/B uygulama Yönetmeliğinin 16 ncı maddesi uyarınca sonraki orman kadastrosu sırasında da orman olarak sınırlandırılması gerektiği, kaldı ki, aplikasyonla da kesinleşmiş orman sınırlarının değiştirilemeyeceği, herhangi bir şekilde sınırlama dışında bırakılmalarının taşınmazların orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 169/2 nci maddesi uyarınca, ormanların zamanaşımı ile mülk edinilmelerinin mümkün olmadığı ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu' nun 18. maddesi gereğince de, orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz malların, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği gözetilerek, temyize konu taşınmaz bölümleri yönünden, orman vasfında oldukları ve zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı verilmesi isabetsiz olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Eldeki davada uyuşmazlık, orman tahdit sınırları dışında bırakılan taşınmazın zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağı hususundadır.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1951 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında taşınmaz Hazine adına tespit edilmiştir. Buna karşılık, eldeki davanın tarafı olmayan üçüncü kişilerce tespite itiraz edilmesi ve Orman İdaresinin de müdahalesi üzerine Bafra Gezici Kadastro Mahkemesinin 10.05.1963 tarihli ve 1960/812 Esas, 1963/233 Karar sayılı hükmü ile taşınmazın orman olduğundan bahisle tescil harici bırakılmasına karar verilmiştir.
Ancak dava konusu taşınmaz yörede 13.10.2018 tarihinde kesinleşen orman kadastro çalışmalarında orman tahdit sınırları dışında bırakılmıştır.
Davacı vekili; taşınmaz üzerinde malik sıfatıyla zilyet olduğunu, 20 yılı aşkın bir süre ile nizasız ve fasılasız dava konusu yerde malik olma sıfatıyla zilyetliğin devam ettiğini ileri sürerek taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince taşınmazın (A) ve (B) harfleriyle gösterilen bölümleri yönünden davanın kabulüne karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince de anılan hükme yönelik istinaf başvuruları esastan reddedilmiştir. Hüküm; davalı ... İdaresi vekili, davalı ... Belediyesi vekili, davalı ... Belediyesi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle dosya Dairemiz önüne gelmiştir.
Sayın Çoğunluk; öncesinde Mahkeme hükmü ile orman olduğu belirlenerek tespit harici bırakılan taşınmazın Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği (Yönetmelik) uyarınca orman sınırları dışında bırakılmaması gerektiğini, bu bağlamda orman kadastrosu sırasında taşınmazın orman sınırları dışında bırakılsa da orman olma vasfını koruyacağını ve zilyetlikle mülk edinilemeyeceğini belirterek hükmün bozulması gerektiğine karar vermiştir.
Sayın Çoğunluğun bu görüşüne katılmamaktayız. Bu bağlamda ilk olarak davacının kendisinin ve/veya davacının akti ya da ırsi haleflerinin Bafra Gezici Kadastro Mahkemesinin yukarıda değinilen kararına konu davada taraf oldukları; bir başka ifadeyle anılan kararın davacı yönünden kesin hüküm teşkil ettiği yönünde bir belirlemenin bulunmadığı hatırda tutulmalıdır.
Diğer yandan Sayın Çoğunluğun gerekçesinde yer alan Yönetmeliğin 12. ve 16. maddelerindeki düzenlemeler, orman kadastrosu sırasında orman kadastro komisyonlarınca çalışma yapılacak bölgeyle ilgili olarak verilmiş Mahkeme kararlarının ve eklerinin temin edilerek bunların dikkate alınmasına ve yine Mahkeme kararı ile orman olduğu belirlenen yerlerin orman kadastro komisyonlarınca Devlet ormanı olarak sınırlandırılmasına ilişkindir. Orman kadastro komisyonlarınca yapılan çalışmalarda bu kurallara riayet edilmemesi, orman kadastro işlemlerinin kendiliğinden hükümsüz hale getirmez.
6831 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca; Orman İdaresi, 30 günlük askı ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesine dava açarak bu tespitlere itiraz edebilir. Yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içinde Orman İdaresince, ayrıca bir süreye bağlı olmaksızın Hazine tarafından genel Mahkemelerde orman kadastrosunun hatalı olduğu iddiasıyla dava açılması mümkündür. Anılan Yönetmelik hükümleri bu yönde bir dava açıldığı, bir başka anlatımla Orman İdaresi veya Hazine tarafından orman tahdidinin hatalı olduğu iddiasıyla açılacak davada dikkate alınabilecek kurallardır.
Eldeki dava ise Orman İdaresi veya Hazine tarafından bu iddia açılmamış; aksine davacı gerçek kişi orman kadastrosu sırasında orman sınırları dışında bırakılan taşınmazın adına tescili isteminde bulunmuştur.
Bu durumda Mahkemece, orman tahdidinin Yönetmelik hükümlerine uygun bir şekilde yapılmadığından bahisle -niteliğe ilişkin başka bir araştırma yapmaksızın- geçerli olmadığı yönünde resen bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. 2018 yılında kesinleşen ve halen hukuki olarak geçerliliğini koruyan orman kadastrosunda, taşınmazın orman sınırları dışında bırakılmış olması nedeniyle taşınmazın mevcut durumda orman vasfında olduğunu söylenemeyecektir. Bir başka anlatımla, dava konusu taşınmazın -orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakılmasına ve bu işleme karşı itiraz / dava söz konusu olmamasına rağmen- taşınmazın yine de hukuken orman vasfında olduğu yönündeki değerlendirme normatif bir dayanağa sahip değildir.
Nitekim HMK'nın 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "hâkimin iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemeyeceği ve karara bağlayamayacağı"; 25. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kural olarak "hâkimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı" ve 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı oluğu ve ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği" ilkelerine yer verilmiştir.
Buna göre somut olayda dava konusu taşınmazın mevcut hukuki rejiminin orman olarak kabulü mümkün olmadığından taşınmazın zilyetlikle kazanılması bakımından diğer koşuların bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince değinilen bilirkişi raporlarında ifade edildiği üzere taşınmazı (A) ve (B) harfleri ile gösterilen bölümlerin orman sayılan yerlerden olmadığı, bu bölümlerin 1965, 1975, 19 90... ve 2020 tarihli hava fotoğrafları ile tarım arazisi olarak kullanıldığı, 1965 yılından evvel imar-ihyanın tamamlandığı, zilyetlik faaliyetlerinin devam ettiği ve etrafındaki tarım arazileri ile benzer özellik gösterdiği anlaşılmaktadır. Dinlenen tanıklar da taşınmazın davacı tarafından kullanıldığını doğrulamışlardır. Dolayısıyla dava konusu taşınmazın zilyetlikle mülk edinilmesiyle ilgili olarak hukuki bir engelin varlığı saptanmamıştır.
Bu itibarla taşınmazın bilirkişi raporlarında (A) ve (B) ve harfleriyle gösterilen bölümleri yönünden İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde ve yine bu hükme yönelik istinaf başvurularının esastan reddi yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle; temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki bozma görüşüne katılmıyoruz.