Kadastro davasında taşınmazın miktar fazlasının mera vasfıyla tescili kararında yargılama esnasında değişen malike tebligat yapılmadığından taraf teşekkülü eksikliği nedeniyle usulden bozma.
Özet: Kadastro tespitine itiraz davasında, daha önce üst mahkemece miktar fazlasının mera olarak sınırlandırılması gerektiği yönünde bozma kararı verilmiş ve ilk derece mahkemesi de bu doğrultuda dava konusu taşınmazın bir kısmını mera, kalanını mirasçılar adına tarla olarak ayırmıştır; ancak, bu karar, yargılama sürecinde mülkiyeti el değiştiren taşınmazın son malikinin davaya dahil edilmemesi ve taraf teşkilinin sağlanamaması gibi temel usul eksikliği nedeniyle temyiz incelemesi sonucu tekrar bozulmuştur.

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2023/5 E., 2023/16 K.KARAR : Davanın kabulüneTaraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz incelemesi sonunda Dairemizce bozulmuştur.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:K A R A RKadastro sırasında, ... ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 171 parsel sayılı ve 126.800 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kayıtları, vergi kayıtları, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine temsilcisi dava dilekçesinde; taşınmaza uygulanan kayıtların değişebilir sınırlı olup miktarıyla geçerli olduğunu, miktar fazlasının zilyetlikle iktisabının da mümkün olmadığını ileri sürerek, miktar fazlasının Hazine adına tescilini talip etmiştir.İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar, Dairemizin 11.11.2021 tarihli ve 2021/13310 Esas, 2021/11172 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; "... dava konusu taşınmaza ait olduğu anlaşılan tespite esas tapu kayıtları ve vergi kayıtlarının 'yol ve buzalık' hudutları itibariyle değişir sınırlı olup miktarıyla geçerli olduğu, ayrıca bu kayıtlardan T.sani 3 27... sıra numaralı tapu kaydının doğu hududu 'buzalık' okumakla birlikte, mahallinde yapılan keşiflerde yerel bilirkişilerce, bu yerin dava konusu taşınmaza komşu 1 69... parsellerin bulunduğu yer olduğu, bu yerlerin köye ait mera olmayıp şahsa ait mera olduğu, sahipleri tarafından sürülmeyip hayvan otlasın diye boş bırakıldığının beyan edildiği, bu taşınmazların hükmen mera olarak sınırlandırıldıkları ve tespitin kesinleştiği, bu durum karşısında, taşınmaza uygulanan T.sani 3 27... ve 4 sıra numaralı tapu kayıtlarının miktar fazlasının komşu mera parsellerinden kazanıldığının kabulü gerektiği, meraların, süresi ne olursa olsun zilyetlikle iktisap edilmesi hukuken mümkün bulunmadığı; hal böyle olunca; mahkemece, tespite esas tapu kayıtlarının miktar fazlasının komşu mera parsellerinden kazanıldığının kabulü gerektiği ve meraların zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığı dikkate alınarak, kayıt miktar fazlasının mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi..." gereğine değinilmiştir.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "...tespite esas tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uyduğu ancak tapu kayıtlarının yol ve buzalık hudutları itibariyle değişir sınırlı olup miktarıyla geçerli olduğu, taşınmaza uygulanan bu kayıtlardan T.sani 3 27... sıra numaralı tapu kaydının doğu hududu 'buzalık' okumakla komşu 1 69... parsellerin hükmen mera olarak sınırlandırıldıkları ve tespitlerin kesinleştiği, bu durum karşısında, taşınmaza uygulanan T.sani 3 27... ve 4 sıra numaralı tapu kayıtlarının miktar fazlasının komşu mera parsellerinden kazanıldığının kabulü gerektiği, meraların, süresi ne olursa olsun zilyetlikle iktisap edilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, tapu kayıt miktarlarının toplam 64.330 metrekare olarak hesaplandığı ve bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterildiği, miktar fazlasının ise 62.470 metrekare olmak üzere (B) ve (C) harfi ile gösterildiği..." gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 171 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, taşınmazın 07.10.1996 tarihli bilirkişi raporundaki krokide (B) harfi ile gösterilen 6.455,00 metrekare ve (C) harfi ile gösterilen 56.015,00 metrekare olmak üzere toplam 62.470,00 metrekarelik kısmın ifrazı ile mera niteliği ile sınırlandırılmasına ve mera özel siciline yazılmasına, geriye kalan ve bilirkişi raporundaki krokide (A) harfi ile gösterilen 64.330 metrekarelik kısmın 171 parselde kalmak suretiyle tarla niteliği ile miras payları oranında ... mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, işin esasına girilerek karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dosya içerisinde yer alan ve Uyap Takbis sisteminden alınan güncel tapu kaydının incelenmesinde, dava konusu 171 parsel sayılı taşınmazın, eldeki dosyada dava konusu olmasına rağmen bir şekilde tapuya tescil edildiği, yargılama sırasında taşınmazın satış işlemleri ile kayden intikal gördüğü; önceki tapu malikleri davaya taraf edilmiş ise de, taşınmazı en son 04.05.2004 tarihinde kayden satın alan ... adına davetiye çıkartılarak davadan haberdar edilmediği halde yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle davada taraf teşkilinin sağlandığından söz edilemez. Oysaki, taraf teşkilinin sağlanması, yargılamanın her aşamasında re'sen göz önünde bulundurulması gereken dava şartlarından olup, bu koşul yerine getirilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydı dosya içerisine getirtilmeli, taşınmazın tapu kaydına eğer yoksa, davalı olduğuna dair şerh verilmesi istenmeli, taşınmazın kayden intikal gördüğü dava dışı ... adına duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilmeli ve böylelikle yöntemine uygun şekilde taraf teşkili sağlanmalı, bundan sonra işin esasına girilerek karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, bu husus gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında karar verilmesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.S O N U Ç : Açıklanan sebeplerle; Davalı ...'in temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.