Kadastro tespitine itiraz davasında, hazinenin mülkiyet talebinin reddi ve müdahilin zilyetlikle iktisap yoluyla tescil talebinin kabul edilmesi üzerine, Yargıtay hazinenin temyizdeki hukuki menfaat yokluğunu gerekçe göstererek temyiz dilekçesini reddetti.
Özet: Kadastro tespitine itiraz davasında, ilk derece mahkemesi bozma kararına uyarak, Hazinenin taşınmazın devlet hüküm ve tasarrufunda olduğu iddiasını ispatlayamadığını, tespit malikinin tapu kaydının parselle uyumsuz olduğunu ve müdahilin yirmi yılı aşkın, nizasız, fasılasız zilyetlikle mülk edinme koşullarını sağladığını belirterek Hazinenin davasını reddedip taşınmazın müdahil adına tesciline karar vermiş; Yargıtay ise, Hazinenin aleyhine yeni bir durum yaratılmadığı ve önceki hükmün kendisi yönünden kesinleştiği gerekçesiyle Hazinenin temyiz dilekçesini hukuki yarar yokluğundan reddetmiştir.

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2022/18 E., 2022/50 K.Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine, müdahilin davasının kabulüne karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A RKadastro sırasında, ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 2 62... parsel sayılı 600,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle ... adına tespit edilmiştir. İtirazı komisyonca reddedilen davacı Hazine, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, tespite esas tapu kayıtlarının taşınmaza uymadığını ve zilyetlikle iktisap koşullarının davalı lehine oluşmadığını öne sürerek, kadastro tespitinin iptali ile adına tescili istemiyle dava açmıştır. Yargılama sırasında müdahil ..., satın alma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davaya katılmıştır.İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, uyulan bozma ilamında özetle; "Yargılama sırasında vefat eden tespit maliki ... ve arkadaşlarının davaya dahil edilmediği ve taraf teşkili sağlanmaksızın esas hakkında hüküm kurulamayacağına" gereğine değinilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "davacı Hazinenin tutanağın aksini iddia etmesine rağmen, bu iddiasını ispatlayacak herhangi bir tapu kaydı, vergi kaydı, tutanak, belge, tanık anlatımı gibi bir delil sunamadığı, kök tapu kaydının dayanağı olan Silvan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1968/62-95 Esas ve Karar sayılı kararında Hazine taraf olmadığından Hazine yönünden kesin hüküm teşkil etmediği ancak dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, kaçak ve yitik kişilerden kalmadığı dinlenen mahalli bilirkişilerin beyanları ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığı, kök tapu kaydının dayanağı olan Silvan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1968/62-95 Esas ve Karar sayılı kararıyla tescil edilen taşınmaz tespit öncesi ifrazen parsellere ayrıldığı ve bu şekilde tespit gördüğü, ancak tespit sonrası bir kısım parsellerin dayanaklarının değiştirilmediği, bir kısmının da üzeri çizilerek ada ve parsel değişikliğe gidildiği, bu hususun karışıklığa sebebiyet verdiği, dayanak tapu kayıtlarının büyük oranda tespit gören parsellere uymadığının anlaşıldığı, bu bağlamda ... adına tespit gören 2 67... parsel sayılı taşınmaz hakkında mahkememizin 2015/3 Esas, 2015/11 Karar sayısıyla karar verildiği, kararın incelenmesinde dayanak tapu kaydının sınırları ve yüzölçümü itibariyle 2 67... parsel sayılı taşınmaza uymadığı, ... adına tesciline karar verildiği, dava konusu taşınmaz ile çevresinin kök dayanağı tapu kaydının mevki ve sınırları itibariyle dava konusu parseli kapsamakta olduğu, ancak taşınmazın tespitine dayanak tapu kaydının sınırları itibariyle nizalı parsele uymadığı, bu nedenle tespit malikinin iktisabının 3402 sayılı Kanun'un 13... . maddelerine uygun olmadığı, kök kayıt maliki ile müdahil davacının eklemeli zilyetliğinin tespit tarihi itibariyle yirmi yılı aşkın, nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla devam ettiği, dolayısıyla davalı yararına 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle mülk edinme şartlarının da gerçekleştiği" gerekçesiyle davacı Hazinenin davasının reddine, müdahil davacı yönünden kabulüne, dava konusu 2 62... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, müdahil davacı ... adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemenin önceki tarihli kararı ile davacı Hazinenin davasının reddine karar verildiği, işbu kararın davacı Hazine tarafından temyiz edilmediği yalnızca davalı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edildiğinin anlaşıldığı ve temyiz itirazlarının kabul edilerek bozulmasından sonra İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden kurulan hüküm ile davacı Hazine aleyhine yeni bir durum yaratılmadığı ve önceki tarihli davanın reddine dair hükmün davacı Hazine yönünden kesinleştiği anlaşılmış olmakla, İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz eden davacı Hazine vekilinin temyiz yoluna başvurmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.2. Davalılar vekilinin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İlk Derece Mahkemesince davalıların dayandığı ve tespite esas alınan tapu kaydının taşınmaza uymadığı, müdahil lehine zilyetlikle edinim koşullarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan kayıt uygulaması ve zilyetlik araştırması hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davalı ... ve arkadaşlarının dayandığı tespite esas 13.07.1972 tarihli ve 16 sıra numaralı tapu kaydı, Nisan 1337 tarihli ve 118 sıra numaralı tapu kaydından ifrazen oluştuğu halde kök kaydı ve ifrazen oluşan diğer kayıtlar keşfen uygulanmamış ve tapu kaydının kapsamı yöntemince belirlenmemiş; bu kapsamda dava konusu taşınmaz tespite esas tapu kayıt kapsamında kalmıyor; ancak kök kayıt kapsamında kalıyor ise, tapu kaydının hukuki kıymetini koruyup korumadığı araştırılmamış, yine dava konusu taşınmazın tamamen veya kısmen tapu kayıt kapsamında kalmadığının anlaşılması halinde ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14. maddesi gereğince zilyetlik araştırması yapılmamıştır. Bu şekilde eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak karar verilemez. Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların kadastro tespit tutanakları ile varsa dayanak kayıtları, idari yoldan yapılan ifrazlara ilişkin ifraz krokileri getirtilmeli, bundan sonra mahallinde, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve elverdiğince yaşlı kişiler arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve tarafların aynı yöntemle tespit edip bildirecekleri tanıklar ile fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında davalı tarafın dayandığı tapu kaydı ve tapu kaydının dayanağı olan ifraz haritaları zemine uygulanıp kapsamları 3402 sayılı Kanun'un 20/A maddesi gereğince haritalarına göre belirlenmeye çalışılmalı; tapu kaydının haritalarının uygulanamaması halinde, ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının, kök tapu kaydının içinde aranmasının zorunlu olduğu düşünülmeli, davacının dayandığı tapu kaydının kök kaydı uygulanarak kök tapu kaydı ve sonrasında tüm ifraz tapu kayıtlarının kapsamları okunup, kayıtlarda yazılı hudutlar yerel bilirkişilere zeminde göstertilmeli, kayıtlarda yazılı olup yerel bilirkişilerce zeminde gösterilemeyen hudutların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı, yerel bilirkişi ve tanıkların kayıtların uygulanması ve taşınmazların tasarrufu hususundaki beyanları, komşu parsel tutanakları ve dayanakları kayıtlarla denetlenmeli; teknik bilirkişiden, tapu kaydının varsa revizyon gördüğü parsellerin de dikkate alındığı, komşu parsellerin dayanağı kayıtların dava konusu taşınmaz yönünü ne okuduğunun belirlendiği, kroki üzerinde işaretlenmek suretiyle tapu kaydının sınır denetiminin yapıldığı ve kayıtların kapsamlarının kesin olarak gösterildiği keşfi izlemeye imkan veren, ayrıntılı ve gerekçeli rapor ve kroki alınmalı ve böylelikle taşınmazın tümünün ya da bir kısmının tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız tespit edilmeli; dava konusu taşınmazın tespite esas tapu kayıt kapsamında kalmıyor; ancak kök kayıt kapsamında kalıyor ise, tapu kaydının hukuki kıymetini koruyup korumadığı araştırılmalı, bu kapsamda müdahil ... ve davalılar yönünden 3402 sayılı Kanun'un 13/B-b,c şartlarının oluşup oluşmadığı değerlendirmeli, dava konusu taşınmazın tamamen yada kısmen tapu kaydı kapsamı dışında kaldığının anlaşılması halinde, öncesinin kime ait olduğu, kimden kime intikal ettiği, kim tarafından ne zamandır ve ne sıfatla zilyet edildiği hususları yerel bilirkişi ve tanıklardan maddi olaylara dayalı olarak sorularak ayrıntılı bilgi alınmalı, yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında çelişki doğması halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılarak çelişkinin giderilmesine çalışılmalı ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince bu yönler gözardı edilerek eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,25.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.