Galle fazlasına müstahak vakıf evladı tespiti davasında, vakfiyedeki kız-erkek evlat ayrımı şartının insan hakları ihlali olduğu iddiasıyla temyiz edilen mahkeme kararının Yargıtay tarafından onanması.
Özet: Bir vakfın galle fazlasından müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti davasında, davacının kız evlat soyundan gelmesi ve vakfiyenin galle fazlası için erkek evlat kalmaması şartını araması nedeniyle ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri davanın reddine karar vermiştir; davacı vekili, vakfiyedeki kız-erkek evlat ayrımının AİHM ve AYM tarafından hak ihlali kabul edildiği gerekçesiyle temyiz yoluna başvurmuşsa da, Yüksek Mahkeme, bölge adliye mahkemesinin kararını usul ve kanuna uygun bularak onamış, davacının temyiz itirazlarını kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görmemiştir.
8. Hukuk Dairesi         2024/4714 E.  ,  2025/6135 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/2009 E., 2024/993 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Erzurum 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2023/50 E., 2023/349 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti davası sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde; davacı ...'nin Erzurum'da kurulu ... Vakfının galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilmesi istenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davacının kız evlat soyundan geldiği, vakfiye gereği gallenin ise erkek evladın kalmaması halinde kız evladın evlatlarına şart kılındığı, erkek evladın mevcut olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacının galleye müstehik vakıf evlatlığını talep ettiği ... Vakfının vakfiyesine göre; galle fazlasının erkek çocuklarına eşit bölüştürüleceği, aynı batından erkek çocukları kalmaz ise kız çocuklarının erkek evlatlarının galle fazlasına hak kazanabileceği, davacının vakfiyede yer alan iş bu şart nazarında galleye müstehik vakıf evladı olduğunun tespitini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince toplanan tüm deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre davacının vakıf mütevellisi olduğu sabit olan ...'in oğlu ...'nın kızı ...'nin oğlu olmakla vakıfta mütevelli olan kişiyle yöntemince soybağını kanıtlamış olmakla birlikte galleye müstehik vakıf evlatlığı ünvanını taşıyabilmesi için aynı zamanda kuruluş vakfiyesinde yer alan şartı da yerine getirmesi gerektiği, somut olayda ... oğlu ..., ... oğlu ...'in çocukları olan ve İlk Derece Mahkemesinin 1996/419 Esas, 1997/360 Karar sayılı kararıyla davacıyla aynı batın sırasında olduğu anlaşılan asli müdahiller ..., ... ve ...'nın galleye müstehik vakıf evlatlığına hükmolunduğundan vakıf senedine göre galleye müstehik vakıf evlatlığı yönünden hak iddia etmesinin mümkün olamayacağından, İlk Derece Mahkemesi kararında, tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek galle fazlası dağıtımında kız-erkek evlat ayrımının AİHM ve AYM tarafından hak ihlali olarak kabul edildiği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Dava, vakfın gelir fazlasından faydalanmaya yönelik galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL nin temyiz edenden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde oy çoğluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Eldeki olayda uyuşmazlık; Erzurum'da kurulu ... Vakfı'na ilişkin Vakfiyede bulunan kız evlatların galle fazlasından yararlanmaları için aynı batında erkekevlat bulunmaması yönündeki şartın uygulanmasının hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir.
Sayın çoğunluk Vakfiyede yer alan bu koşulun eldeki davada uygulanmasını isabetli görerek aynı yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün onanmasına karar vermiştir.
Bir başka vakfa ilişkin vakfiyede yer alan aynı yöndeki koşulun yargı mercilerince uygulanması, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruya konu edilmiştir. Bu kapsamda Mahkeme vakfın galle fazlasından vakfedenin kadın alt soylarının yararlanamaması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasını incelemiştir (bkz. ... ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14186, 20.10.2022).
Anayasa Mahkemesi bu bağlamda ilk olarak; kız evlatların vakfın galle fazlasından yararlanma isteğinin aynı batından yaşayan erkek evladın bulunduğu ve aynı batından erkek evlat var olduğu sürece kız evladın bundan yararlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin cinsiyet temelinde farklı muamele teşkil ettiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca bu farklı muamelenin vakfedenin iradesine saygı gösterilmesi ve hukuk güvenliğinin sağlanması amacına dayandığını, ancak bu amacın kız evlatlarına galle fazlasından pay verilmemesini haklılaştıracak ölçüde yüksek bir kamu yararı barındırmadığını kabul etmiştir. Mahkeme bu çerçevede günümüzde cinsiyet temelli ayrımların hem uluslararası hukuk hem de ulusal hukuk düzeyinde yasaklandığına ve devletlere cinsiyet temelli olarak farklı muamelelerde bulunulmasını önlemeye yönelik tedbirler alma ödevi yüklendiğine dikkat çekmiştir.
Mahkeme ayrıca cinsiyet temelli farklı muameleye günümüz toplumsal düzeninde müsamaha gösterilmesinin mümkün olmadığının ve yine böyle bir muamelenin kamu düzenini sarsan bir uygulama olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Mahkemeye göre cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağı toplumsal düzenin temelidir. Mahkeme bu çerçevede vakfedenin iradesinin korunmasıyla elde edilmek istenen kamusal yararın -günümüz kamu düzeni anlayışı karşında- ihmal edilebilir düzeyde kaldığını belirtmiştir. Mahkeme son olarak cinsiyet temelli farklı muamele söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir marjının daralacağını vurgulamış; vakfedenin iradesine saygı gösterilmesi ve hukuk güvenliğinin sağlanması amacının kız evlatlara galle fazlasından pay verilmemesiyle oluşan külfete tercih edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirmesinde bulunmuş ve somut olayda mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de bir kararında; Osmanlı döneminde kurulan bir vakfa ilişkin olarak -vakfiyede yer alan aynı mahiyetteki bir koşul nedeniyle- kız çocukların galle fazlasından yaralanamamasını ayrımcılık yasağı yönünden incelemiştir (bkz. Dimici/Türkiye, B.No: 70133/16, 05.07.2022). AİHM bu çerçevede vakfedenin soyundan gelen kişiler (evlatları) arasında galle fazlasından yararlanma bakımından cinsiyet temelli farklı muamele yapılması yönündeki iradesine üstünlük tanımasının devletlere ayrımcılığı önlemeyi, durdurmayı ve cezalandırmayı dayatan pozitif yükümlülükleri anlamsız hale getirmek ve hatta varlığını reddetmek anlamına geleceğini belirtmiştir. AİHM ayrıca uyuşmazlığın özel kişiler arasındaki bir ilişkiyle ilgili olmasının da tek başına devleti, özel kişiler arasında ayrımcılığı önlemek ve cezalandırmak amacıyla gerekli bazı tedbirleri alma ve özellikle ayrımcılığa karşı etkin bir adli koruma uygulama yükümlülüğünden muaf tutmadığına vurgu yapmıştır. AİHM sonuç olarak vakfiyedeki bu koşulun (vakfedenin bu yöndeki iradesinin) vakfın kurulduğu dönemde yürürlükte olan hukuka uygun olsa da bunun kamu düzenine ilişkin mevcut normlar karşısında herhangi bir öncelik veya dokunulmazlık sağlamayacağının altını çizerek söz konusu uygulamanın mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen ... ve diğerleri kararında yer alan tespit ve değerlendirmeler karşısında Mahkemenin bireysel başvuruda verdiği ihlal kararların bağlayıcılığı üzerinde durulmalıdır. Bu kapsamda ihlal kararlarının bağlayıcılığının sübjektif ve objektif olmak üzere iki farklı boyutu bulunmaktadır. Bir kararın subjektif bağlayıcılığı denildiğinde bireysel başvuruya konu somut olay bağlamında verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmesinde, kendilerine doğrudan mükellefiyet yüklenen süjelerin durumları akla gelmektedir. Objektif bağlayıcılık ise somut başvuruya konu olayın gelecekte benzerlerinin meydana gelmesi durumunda (veya meydana gelmemesi için) ihlal kararında belirtilen yükümlülüklerin bireysel başvuru konusu olmaksızın yerine getirmesini ifade etmektedir (..., (2024), Bireysel Başvuru Kararlarının Objektif İşlevi, Zühtü Arslan'a Armağan, I. Cilt, S: 10107).
Somut olayda inceleme konusu olan ihlal kararı bir başka davayla ilgili olarak verildiğinden burada Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının objektif bağlayıcılığı (etkisi) değerlendirilmelidir. Bu çerçevede ilk olarak Türk hukukunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması imkanını getiren Anayasa değişikliğinin amacı irdelenmelidir. Anayasa koyucu bireysel başvuruyu hayata geçirirken iki temel gayeye dayandığını, söz konusu Anayasa değişikliğine ilişkin düzenlemenin gerekçesinde açıkça ifade etmiştir. Bunlar; temel hak ve özgürlük ihlallerinin iç hukukta ortadan kaldırılması ve buna bağlı olarak Türkiye aleyhine AİHM'e yapılan bireysel başvuru sayısının azaltılmasıdır. Bu iki amacın sağlanabilmesi için başta yüksek mahkemeler olmak üzere tüm yargı organlarının ve diğer kamu makamlarının önlerine gelen uyuşmazlıklarda Anayasa Mahkemesinin aynı konuya ilişkin verdiği ihlal kararlarını dikkate almaları gerekmektedir. Bir başka ifadeyle bireysel başvurunun objektif işlevi ön plana çıkartılmadan kendisinden beklenen faydanın hayata geçirilmesi mümkün değildir.
Bireysel başvuru kararlarının objektif işlevinden beklenen, verilen bir ihlal kararından sonra gelecekte benzer konularda ihlal durumunun yinelenmemesidir. Bu noktada gerek kamu gücünü kullanan makamların gerekse yargılama mercilerinin uygulama ve kararlarında Anayasa Mahkemesinin ihlal gerekçesini gözeterek yeniden ihlale sebebiyet verecek davranış sergilemekten kaçınmaları gerekir (..., age, S: 1026). Öte yandan Mahkemenin ihlal kararlarının varlık sebebinin bireysel bir ihlal iddiası olması, kararların hukuk sistemi içinde objektif bir etki doğuramayacağı biçiminde anlaşılmamalıdır (..., (2016), Bireysel Başvuru Kararlarının Bağlayıcılığı ve İcrası Sorunu ile Kurumsallaşma İhtiyacı, Anayasa Yargısı, C.33., s. 100).
Anayasa Mahkemesine göre de; "Mahkemenin Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir... Temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Belli bir meselede bu merciler tarafından Anayasa’ya uygun korumanın sağlanmadığının ileri sürülmesi hâlinde bireysel başvuru yapılabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, o meseleye ilişkin olarak Anayasa’yı yorumlar ve bir karar verir. Bundan sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmeleri beklenir. Aksi durum, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunu doğurur. Bu şekilde işleyen bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi ise imkânsızdır." (K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 01.12.2016, § 53).
Diğer yandan Anayasa Mahkemesi terörle bağlantılı suçlardan mahkum olan bir sanık tarafından yapılan bireysel başvuruda, söz konusu örgütün terör örgütü olarak kabul edilmesine dair yargı makamlarının gerekçelerini yeterli bulmayarak ihlal kararı vermiştir (... [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018). Aynı örgütle bağlantılı suçlardan farklı mahkemelerce verilen kararlarla mahkum olan bir kısım sanık da bu ihlal kararını dayanak göstererek yargılamanın yenilenmesi talebine bulunmuş, ilgili yargı mercilerince bu istemler reddedilmiştir. Bunun üzerine bu kişiler Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Mahkeme bu kapsamda yaptığı incelemede; Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmemesinin daha önce verilen ihlalin devam ettiği anlamına geldiğini, Anayasa Mahkemesinin ... kararında yaptığı değerlendirmelerin benzer durumda olanlar yönünden etki doğuracağının muhakkak olduğunu, bu durumda önceki ihlal kararıyla aynı durumda olan mevcut başvurucuların yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabul edilmemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi anlamına geldiğini belirterek bu başvurucular yönünden de ihlal kararı vermiştir (... ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26.01.2023).
Esasında Anayasa Mahkemesi ihlal kararların objektif işlevinin geleceğe yönelik olması gerektiği söylenebilir. Bununla birlikte Mahkeme ... ve diğerleri kararı ile bu konudaki tatbikatı farklı bir boyuta taşıyarak objektif işlevin geçmişe yönelikte uygulanması noktasında ayrı bir bakış açısı ortaya koymuştur. Bu kararın önemi; lehe sonuç doğurma ihtimali olan bir bireysel başvuru kararının (... kararı) bireysel başvuru konusu yapılmamış olan dosyalara da uygulanması gerekliliğinin bariz bir şekilde ön plana çıkartılmasıdır (..., age, S: 1027, 1030).
Dolayısıyla somut olayda sayın çoğunluğun; vakfiyede bulunan kız evlatların galle fazlasından yararlanmaları için aynı batında erkek evlat bulunmaması yönündeki koşul sebebiyle davacıların galleye müstehak vakıf evladı olarak kabul edilmeyecekleri yönündeki yaklaşımı, yukarıda değinilen Anayasa Mahkemesinin ... ve diğerleri kararı ile AİHM'in Dimici/Türkiye kararında ifade edildiği üzere bu kişiler yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu şekilde vakfiyelerde yer alan benzer hükümler sebebiyle cinsiyeti dolayısıyla galle fazlasından yaralanamayan her bir kimsenin Anayasa Mahkemesi ve/veya AİHM'e bireysel başvuruda bulunmasını beklemenin bireysel başvurunun temel hak ve özgürlüklerin ulusal yargı makamlarınca daha iyi korunması işlevini örselediği gözardı edilmemelidir. Dahası bu kişilerin bireysel başvuruda verilecek ihlal kararı üzerine yapılacak yeniden yargılama sonucunda galleye müstehak vakıf evladı oldukları kabul edildiğinde hem hakka ulaşmaları (galle fazlasından yararlanmaları) gecikecek hem de makul sürede yargılama haklarının ihlali söz konusu olabilecektir.
Son olarak mahkemelerin hukuk kurallarını ve özel hukuk alanına ilişkin olarak tarafların irade beyanlarını -bu bağlamda vakfiyelerde yer alan kimi hükümleri- yorumlama yetkisi, bunların Anayasa kuralları ışığında yorumlanması yükümlülüğünü de beraberinde getirmektedir. Buna göre mahkemeler, önlerindeki uyuşmazlığa uygulayacakları mevzuat hükümlerini ve diğer olguları; anayasal ilke ve güvenceleri gözeterek ve temel haklara ilişkin Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in değerlendirmelerini gözeterek yorumlamalıdır. Dolayısıyla yargı makamlarının bir hukuk kuralının veya olgusunun anlam ve kapsamını tespit ederken Anayasa'yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmaması Anayasa'nın normlar hiyerarşisinin tepesinde yer almasını anlamsız hale getirir. Bu bağlamda Anayasa, kağıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sistemini yönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukuki bir belgedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. ... [GK], B. No: 2019/26274, 27.10.2022, § 76; ... [GK], B. No: 2022/44255, 15.05.2025, § 37).
Bu itibarla somut olayda davacının galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespiti istemiyle açtığı davanın söz konusu vakfiyede yer alan kız evlatların galle fazlasından yararlanmaları için aynı batında erkek evlat bulunmaması şeklindeki koşul sebebiyle reddi yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararlarının Anayasa Mahkemesinin ... ve diğerleri kararında yer alan değerlendirmeler çerçevesinde mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlaline sebebiyet vermesi nedeniyle hukuka uygun olmadığı kanaatindenim. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.