Askeri kişiler arasında yaşanan cep telefonu hırsızlığı olayında, genel hırsızlık yerine özel hüküm içeren Askeri Ceza Kanununun uygulanabilirliğinin incelenmemesi nedeniyle verilen kararın temyizen bozulması.
Özet: Bölge Adliye Mahkemesinin hırsızlık suçundan verilen mahkumiyet kararı, sanık, şikayetçi ve zilyedin olay tarihinde asker kişi olup olmadığının araştırılmaması ve bu kapsamda genel hırsızlık hükmü yerine, sanığın kilitli bir dolaptan çaldığı Kıbrıstan alınmış cep telefonu nedeniyle 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 132. maddesinde düzenlenen daha lehe olabilecek özel hükmün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmemesi sebebiyle bozulmuş, dosya yeniden inceleme yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmiştir.
2. Ceza Dairesi         2023/14823 E.  ,  2025/19674 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/1004 E., 2022/381 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkûmiyet hükmü kaldırılarak mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin "Suça konu telefonun asker arkadaşına ait olduğunu bilen sanığın suç tarihi itibarıyla asker kişi olması nedeniyle asker bir kişiye karşı gerçekleştirdiği fiilinin özel hüküm ihtiva eden 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 4551 sayılı Kanun’un 28’nci maddesi ile değişik “Üstünün, astının veya arkadaşının bir şeyini çalanlar” madde başlığını ihtiva eden 132/1. maddesinde düzenlenen hükmü ihlal etmesi nedeniyle, anılan hüküm gereğince cezalandırılması gerektiğinin düşünülmemesi ve yazılı şekilde uygulama yapılmasına" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre, şikâyetçinin Kıbrıs'ta askerlik yapmakta iken satın aldığı cep telefonunu, terhis olup Türkiye'ye döndükten sonra, İMEİ numarası Türkiye'de tanımlanmamış olması nedeniyle kullanamayacağını anlaması nedeniyle aldığı yere iade edilmek üzere birlikte görevli ...'a kargo ile gönderdiği, telefonun bölük komutanı tarafından 04.01.2015 tarihinde elektronik eşya defterine kaydı yapılarak kilitli dolapta muhafaza altına alındığı, daha sonra bu dolabın sanığın bulunduğu odaya konulduğu ve sanığın da 09.01.2016 tarihinde kilidi zorlayarak içerisinden cep telefonunu alarak sattığı olayda, şikâyetçi, sanık ve suç tarihinde telefonun zilyedi durumunda sayılan ...'un olay tarihinde 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu'nun 3. maddesinde düzenlenen asker kişilerden olup olmadığı ilgili komutanlıktan sorularak sonucuna göre sanık hakkında hırsızlık suçu ile kıyaslandığında daha lehe olan 1632 sayılı Kanun’un 132. maddesinin (bir üstünün, arkadaşının veya astının bir şeyini çalan asker kişiler, altı aydan beş seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar) uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.