Ayıplı mal teslimi, iade süreçleri ve boş kambiyo senedinin anlaşmaya aykırı doldurularak takibe konulması iddiasıyla borçsuzluğun tespiti talepli menfi tespit davası.
Özet: Bu menfi tespit davası, havlupan alım satımına ilişkin bir sözleşme kapsamında, davacı şirketin sattığı ürünlerde ayıplılık iddiaları üzerine imzalanan bir kambiyo senedinin icra takibine konulmasıyla ortaya çıkan borç ilişkisini konu almakta olup; davacı, malları teslim ettiğini, ayıplı olduğu iddia edilen bir kısım malın ayıplarını gidererek teslim ettiğini ancak davalının iade etmesi gereken malları iade etmeyerek vade ve miktar kısmı boş bırakılan senedi protokole aykırı şekilde doldurup takibe koyduğunu ve bu nedenle belirtilen malların bedeli kadar borçlu olmadığını iddia ederken, davalı ise kambiyo senedinin borcun ifası için düzenlendiğini, malların hala ayıplı olduğunu, bir kısmının kendisine iade edilmediğini ve davacının iddialarının yazılı delille ispatlanmadığını ileri sürerek borcun geçerli olduğunu savunmaktadır.

T.C.

İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/851
KARAR NO : 2025/524
DAVA : Menfi Tespit (Alım Satım)
DAVA TARİHİ : 15/10/2024
KARAR TARİHİ : 10/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Alım Satım) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı şirket alacaklı arasında 09.11.2023 tarihli "..." düzenlendiğini, müvekkilinin protokol gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirerek malları teslim ettiğini, bir müddet sonra teslim edilen bu mallardan 1.380 adedinin ayıplı olduğunun iddia edildiğini, kontrol amacıyla iadesi istendiğinde 903 adedinin iade edildiğini, iade edilen bu mallardan 521 adedinin ayıpları giderilerek alacaklıya teslim edildiğini ancak alacaklının teslim edilen bu 521 adet malın 333 adedini yine ayıplı olduğu gerekçesi iade ettiğini ve 188 adedini uhdesinde tuttuğunu, ayıplı olduğu belirtilen ancak iade edilmeyen 477 adet mal halen alacaklı uhdesinde olup sözleşme gereğince bu malların bedelinin 10.415,68 Euro olduğunu, daha sonra tarafların ayıplı mallar ve alacaklar konusunda anlaşmak üzere bir araya geldiğini, alacaklı tarafla ayıplı olduğu bildirilen 1.380 adet malın iade alınması hususunda anlaşmaya varıldığını ve takibe konu kambiyo senedi vade ve miktar kısmı boş olacak şekilde davacı ... ve Tic. Ltd. Şti. ve davacı... tarafından imzalandığını, hazır bulunan...an da kefalet bağlamında imza istendiğini, senet bedelinin Ocak 2025 tarihinde ödenmesi hususunda tarafların sözlü olarak anlaştıklarını ancak davalının sözünde durmayarak davaya konu kambiyo senedini İzmir... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyası ile işleme koyduğunu, iade edilmeyen 665 adet malın protokol kapsamında değerinin 21.589,67 Euro olması nedeniyle takibin bu kısmına itiraz ettiklerini ve ve bakiye 19.604,33 Euro ile 123,58 Eoru komisyon toplamı olan 19.727,91 Euroluk kısım ile bu kısma ilişkin masraf ve vekalet ücretinin icra dosyasına 25.09.2024 tarihinde yatırıldığını, akabinde davalının İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...D.İş sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararı verildiğini, davalının müvekkili şirketten satın aldığı malları yurt dışına ihraç ettiği ve 477 adet malın halen yurt dışında bulunduğu iade edilen mallar için davalıya VUK'na aykırı olarak reklamasyon faturasının düzenlendiğini, ortada resmi bir iade faturasının olmadığının anlaşılması üzerine, 477 adet mal yönünden de davalıya reklamasyon faturasının düzenleneceği bu nedenle bu faturanın KDV'sinin de müvekkili şirketten talep edildiği 18.10.2024 tarihli görüşmede tespit edildiğini ancak anlaşma sağlanamadğını, yurt dışında olduğu belirtilen 477 adet ile halen davalıda bulunan 188 adet mal müvekkilinee iade edilmediğinden müvekkilinin bu malların bedeli kadar davalıya borçlu olmadığını, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını beyan etmekle, davamnın kabulüne, müvekkilinin borçlu oladığının tespiti ile davalının %20 den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılardan ... arasında gizli adi ortaklık söz konusu olduğunu, birinin ... Ltd. Şti.’nin diğerinin ... Ltd. Şti.’nin ortağı ve yetkilisi olduğunu, taraflar arasında başkaca hukuki ilişki olmadığı hususunun doğru olmadığını, davacı ... Ltd. Şti.'nin müvekkilimden panel radyatör alarak kendi adına ihraç ettiğini, dava konusu bononun borcun ifası için verildiğini, davacı tarafın senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu yolundaki bu iddiasının yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini, davacılardan ... İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile müvekkili arasında 09/11/2023 tarihinde havlupan alımına ilişkin olarak bir sözleşme imzalandığını, buna göre davacıdan 1930 adet havlupan alındığını, bedelinin Euro bazında ödendiğini, Yunanistan'a ihraç edilen havlupanlardan 1380 adetinin ayıplı olduğu ortaya çıktığını, bunun üzerine tarafların arasında dava konusu bononun imzalandığını, ürünlerin ayıplı olduğunun ortaya çıkması üzerine ... firmasının da ayıplı ürünlerden müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna dair bir sözleşme imzalandığını, ilk etapta Yunanistan’dan 903 adet ürün iade edildiğini, Yunanistan’daki alıcının adalardaki alt bayilerine gönderdiği 477 adet ürünün henüz iade edilmediğini, 903 adet ürün davacıya gönderilmiş, davacı-satıcı ürünlerdeki ayıbı giderdiğini iddia ederek tekrar müvekkiline gönderdiğini ancak yapılan kontrollerde bu ürünlerden 723 adetinin gözle görülür derecede ayıplı olduğunu, ayıbın giderilmediği, giderilmesinin de mümkün olmadığı belirlenerek davacıya iade edildiğini, bu 903 üründen 180 adedinin halen müvekkilinin deposunda iade edilmek üzere beklediğini, Yunanistan tarafından iade edilmeyen ürün sayısının 477 olduğunu, davacının önce ürünleri iadesini istediğini, ürünlerin iadesinin masraflı olacağını ve süre gerektireceğini öğrenince reklamasyon faturası kesilmesini kabul ettiğini, arabuluculuk görüşmeleri sırasında talebini tekrar değiştirerek yeniden ürünlerin iade edilmesini istediğini, 1380 adet ürünün ayıplı olması nedeniyle bu miktar için sözleşmeden dönülüp davacının dava konusu 41.194,00 Euro bedelli bonoyu imzaladığını, yurtdışında kalan 477 adet ürünün iade bedeli dava konusu bonoya dahil edilmediği için davacının herhangi bir fazla ödemesi ya da müvekkilinden alacaklı olmasının da söz konusu olmadığını beyan etmekle, davanın reddine, takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
1-İzmir Arabuluculuk Bürosunun ...Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı,
2-Taraflar arasındaki 09/11/2023 tarihli Havlupan Alım Protokolü,
3-İzmir ... İcra Dairesini... Esas sayılı dava dosyası,
4-İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin...D.İş sayılı dosyası,
5-Davacı...'e ait vergi sicil kayıtları, esnaf sicil kayıtları ile ticaret sicil kayıtları,
6-Davacı ...'a ait vergi sicil kayıtları, esnaf sicil kayıtları ile ticaret sicil kayıtları,
7-Davacı... İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait ticaret sicil kayıtları,
8-Davalı ...Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait ait ticaret sicil kayıtları,
9-Davacı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait vergi sicil kayıtları ile 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin BA/BS formları,
10-Davalı ...Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait vergi sicil kayıtları ile 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin BA/BS formları,
11-Sair deliller.
DAVA KONUSU :
Açılan dava, davacının, taraflar arasındaki 09/11/2023 tarihli Havlupan Alım Protokolü kapsamında davacılar tarafından davalı şirkete teslim edilen ürünlerden 1380 adedinin ayıplı olduğundan bahisle 903 adedinin iade edildiği, 521 adedindeki ayıpların giderilmesi akabinde davalı şirkete yeniden teslim edildikleri, teslim edilen 521 adet üründen 333 adedinin ayıplı olduğu gerekçesiyle davalı şirket tarafından davacı tarafa iade edildiği, 188 ürünün ise iade edilmediği ve davalı şirket uhdesinde olduğu, ayıplı olduğu belirtilen ancak hiç iade edilmeyen ürün sayısının 477 olduğu, tarafların bir araya gelerek 1380 ürünün iadesi konusunda sözlü olarak anlaştıkları, davalı şirketin talebi üzerine davacılardan... Ticaret Limited Şirketi tarafından borçlu,... İthalat İhracat Limited Şirketi tarafından ise kefil sıfatıyla imzalanarak davalı şirkete verilen senedin, iadesi kararlaştırılan 665 adet ürünün iadesi gerçekleştirilmeden takibe koyulduğu, 665 ürünün değerinin 21.589,67-EUR olduğu, bu nedenle takibin 665 ürünün değeri olan 21.589,67-EUR tutarındaki kısmına itiraz edildiği, 19.727,91-EUR tutarındaki kısmının ise icra dosyasına ödendiği, davalı şirketin satın aldığı malları yurt dışına ihraç ettiği, iade edilen mallar için davalı adına reklamasyon faturası düzenlendiğinden bahisle, davacıların 665 ürünün değeri olan 21.589,67-EUR yönünden davalı şirkete borçlu olmadıklarının tespiti ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile davacılara verilmesi talebine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.
Menfi tespit ve istirdat davalarına ilişkin hususlar 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinde; ''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.
Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.'' şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.
Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.
Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu hâlde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Sungurtekin Özkan, M./ Özekes, M.: İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164).
Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında icra mahkemesinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 tarihli ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 tarihli ve 2011/13-576 E., 2011/747 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
İzmir... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının davalı... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi, borçluların davacılar... İthalat İhracat Limited Şirketi, ..., ... İmalat İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi olduğu, alacaklı vekili tarafından borçlular aleyhine 41.194,00 Eur asıl alacak, 2.127,00 Euro işlemiş faiz, 123,58 Euro komisyon olmak üzere toplam 43.444,58 Euro alacak üzerinden takip başlatıldığı görülmektedir.
Satım sözleşmesi, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun (BK) 182. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Borçlar Kanununun 182/1. maddesinde düzenlenen satım sözleşmesiyle; alıcı satış bedeli olarak bir miktar para vermeyi borçlanır; satıcı ise satıma konu malı alıcıya teslim ederek mülkiyeti ona geçirme borcu altına girer.
Taşınır bir malın satışına ilişkin sözleşmede satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.
Satıcının borçlarından bir tanesi de Borçlar Kanununun 194. ilâ 207. maddeleri arasında düzenlenen ayıba karşı tekeffül borcudur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 23. maddesinde; "Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır...
c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.
Ayıba ilişkin hukuki düzenlemenin bulunduğu, Borçlar Kanununun 194. maddesinde “Ayıba Karşı Tekeffül” başlığı altında:
“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.
Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.” hükmü yer almaktadır.
Anılan düzenlemede “Satıcı alıcıya karşı satılanın zikir ve vaadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir surette tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan mesuldür” denilmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 223. maddesinde; "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." düzenlemesi bulunmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde de; "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur." hükmü bulunmaktadır.
Öğretide ayıp; satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hâli olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba karşı tekeffül, satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaad edilen vasıfları taşımamasından veya satılan şeyin değerini sözleşme gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu olmasıdır. Şu hâle göre ayıba karşı tekeffül ya zikir ve vaad olunan vasıfların bulunmaması ya da satılanın lüzumlu vasıflarının olmaması sebebiyle gerçekleşir.
Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kullanabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H.: Borçlar Hukuku-Özel Borç İlişkileri, C.1/1, Ankara 1988, s.163; Yavuz, C.: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s.91).
Ayıba karşı tekeffüle ilişkin kuralların uygulanabilmesi için satıcının kusurlu olması şart değildir. Gerçekten de Borçlar Kanununun 194. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre satıcı, ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur. Ancak satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi alıcı satım anında malın ayıplı olduğunu bilmemelidir. Ayıbı bilen veya bilmesi gereken alıcı, satıcı ayrıca garantide bulunmamış ise ayıp hükümlerine dayanamaz. Bu konu Borçlar Kanununun 197. maddesinde “Bayi, müşterinin bey'i zamanında malumu olan ayıptan mesul olmadığı gibi mebii kâfi derecede muayene etmekle fark etmiş olacağı ayıptan da ancak bunun mevcut olmadığını temin etmiş ise mesul olur.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre alıcı gizli ya da açık ayıbı bilerek alıyorsa ayıba karşı tekeffül hükümlerine başvuramaz.
Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcıya Borçlar Kanunu'nun 202. ve devamı maddelerinde seçimlik haklar tanınmıştır. Buna göre alıcı sözleşmeden dönebileceği gibi semenin indirilmesini ya da malın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini de isteyebilir. Tüketicinin korunmasına ilişkin düzenlemelerde alıcının malın onarılmasını isteme hakkına sahip olduğu da benimsenmiştir.
Alıcının seçimlik haklarının düzenlendiği 227. maddesinde; "Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir." hükmüne yer verilmiştir.
Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 20.06.2019 tarihli ve 2017/19-1657 Esas 2019/744 Karar sayılı kararında da yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219. maddesinde; ''Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir.
Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir.'' hükmü bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220. maddesinde ise; ''İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.
Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.
Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.'' hükmü düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesinde de; ''Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.'' hükmüne yer verilmiştir.
04/03/2023 tarihli duruşmanın 4 numaralı ara kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219/2. ve 222/1. maddelerinde tarafların delil olarak dayandığı ticari defter ve kayıtları ibraz ile yükümlü olduğu hüküm altına alındığından, davacılar vekiline bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davacı şirkete ait ticari defter ve belgeleri mahkememize sunmak veya ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri mahkememize bildirmek üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220/1. fıkrası uyarınca iki haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiş olup, davacılar vekili davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri verilen kesin süre içerisinde mahkememize bildirmiştir.
04/03/2023 tarihli duruşmanın 5 numaralı ara kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219/2. ve 222/1. maddelerinde tarafların delil olarak dayandığı ticari defter ve kayıtları ibraz ile yükümlü olduğu hüküm altına alındığından, davalı vekiline bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davalı şirkete ait ticari defter ve belgeleri mahkememize sunmak veya ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri mahkememize bildirmek üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220/1. fıkrası uyarınca iki haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiş olup, davalı vekili davalı şirkete ait ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri verilen kesin süre içerisinde mahkememize bildirmiştir.
Taraflarca kabul edildiği üzere davacı tarafça davalı şirkete satılan ürünlerden 1380 adedinin ayıplı olduğu hususunda ihtilaf bulunmadığı, yine her iki taraf vekilince ayıplı ürünlerin iadesine ilişkin olarak taraflar arasında protokol bulunduğunun beyan edildiği, davalı vekilince cevap dilekçesi ekinde protokol belgesinin sunulduğu ve davaya konu edilen bononun tanzim tarihi ve mahiyeti dikkate alındığında, taraflara ait ticari defter ve belgelerin incelenmesi ile sektör bilirkişisinden rapor alınmasının yargılamaya herhangi bir katkısı olmayacağı anlaşılmakla, taraflara ait ticari defter ve belgelerin incelenmesine ve dosyanın bilirkişiye tevdine yer ve gerek olmadığına karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davaya konu menfi tespit talebinin ileri sürüldüğü icra takibine konu edilen alacağın dayanağının, keşidecileri davacılar, lehtarı davalı şirket olan, 07/08/2024 tanzim ve 08/08/2024 ödeme tarihli bono olduğu gözetildiğinde, kıymetli evraklara ilişkin yasal düzenlemelere değinilmekte fayda görülmüştür.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 691/1).
Bonoda şekil şartları TTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.
Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy,R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.).
Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehtarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu sebeple de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi sebeplerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehtarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.
Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (12/4/1933 gün ve 1933/30-6 sayılı YİBK ).
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu sebeple bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.
Yukarıda yer verilen hususlar çerçevesinde, iş bu davadaki iddialar açısından ispat yükünün, illetten mücerret olan ve borç ikrarı içeren bononun, taraflar arasındaki protokol gereğince düzenlendiği, iadesi kararlaştırılan ürünlerden bir kısmının iade edilmediği, iade işlemi gerçekleşmeden bononun takibe konulmasının usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğunu iddia eden davacı taraf üzerinde bulunduğu ortadadır.
Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187/1. maddesi; ''İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.
Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
Diğer taraftan hâkim kural olarak, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; ''İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.'' şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir
Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.
İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nunda senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200/1. maddesi; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gereğine işaret etmiştir.
Yazılı delille (senetle) ispatı gereken hususlar, istisnalar dışında takdiri delillerle ve bu kapsamda tanık delili ile ispatlanamaz ise de, bu hususların senet dışındaki yemin, ikrar ve ticari defterler gibi diğer kesin delillerle kanıtlanması mümkündür. Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde tanık dinlenebilmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200/2. maddesine göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcının olması ya da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin bulunması gerekir.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir Arabuluculuk Bürosunun...arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, taraflar arasındaki 09/11/2023 tarihli Havlupan Alım Protokolü, İzmir... İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyası, İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... D.İş sayılı dosyası, davacı...e ait vergi sicil kayıtları, esnaf sicil kayıtları ile ticaret sicil kayıtları, davacı ...a ait vergi sicil kayıtları, esnaf sicil kayıtları ile ticaret sicil kayıtları, davacı ... İmalat İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait ticaret sicil kayıtları, davalı ... İmalat Pazarlama Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait ait ticaret sicil kayıtları, davacı ...İmalat İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait vergi sicil kayıtları ile 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin BA/BS formları, davalı ... İmalat Pazarlama Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait vergi sicil kayıtları ile 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin BA/BS formları ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın, davacının, taraflar arasındaki 09/11/2023 tarihli Havlupan Alım Protokolü kapsamında davacılar tarafından davalı şirkete teslim edilen ürünlerden 1380 adedinin ayıplı olduğundan bahisle 903 adedinin iade edildiği, 521 adedindeki ayıpların giderilmesi akabinde davalı şirkete yeniden teslim edildikleri, teslim edilen 521 adet üründen 333 adedinin ayıplı olduğu gerekçesiyle davalı şirket tarafından davacı tarafa iade edildiği, 188 ürünün ise iade edilmediği ve davalı şirket uhdesinde olduğu, ayıplı olduğu belirtilen ancak hiç iade edilmeyen ürün sayısının 477 olduğu, tarafların bir araya gelerek 1380 ürünün iadesi konusunda sözlü olarak anlaştıkları, davalı şirketin talebi üzerine davacılardan ... İmalat İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi tarafından borçlu,... İthalat İhracat Limited Şirketi tarafından ise kefil sıfatıyla imzalanarak davalı şirkete verilen senedin, iadesi kararlaştırılan 665 adet ürünün iadesi gerçekleştirilmeden takibe koyulduğu, 665 ürünün değerinin 21.589,67-EUR olduğu, bu nedenle takibin 665 ürünün değeri olan 21.589,67-EUR tutarındaki kısmına itiraz edildiği,19.727,91-EUR tutarındaki kısmının ise icra dosyasına ödendiği, davalı şirketin satın aldığı malları yurt dışına ihraç ettiği, iade edilen mallar için davalı adına reklamasyon faturası düzenlendiğinden bahisle, davacıların 665 ürünün değeri olan 21.589,67-EUR yönünden davalı şirkete borçlu olmadıklarının tespiti ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile davacılara verilmesi talebine ilişkin olduğu, İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında davalı alacaklı vekili tarafından davacı borçlular aleyhinde 41.194,00 Euro asıl alacak, 2.127,00 Euro işlemiş faiz, 123,58 Euro komisyon olmak üzere toplam 43.444,58 Euro alacak üzerinden takip başlatıldığı, iş bu davadaki iddialar açısından ispat yükünün, illetten mücerret olan ve borç ikrarı içeren bononun, taraflar arasındaki protokol gereğince düzenlendiği, iadesi kararlaştırılan ürünlerden bir kısmının iade edilmediği, iade işlemi gerçekleşmeden bononun takibe konulmasının usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğunu iddia eden davacı taraf üzerinde bulunduğu, taraflar arasındaki 09/11/2023 tarihli Havlupan Alım Protokolü kapsamında davacılar tarafından davalı şirkete teslim edilen ürünlerden 1380 adedinin ayıplı olduğundan bahisle 903 adedinin iade edildiği, 521 adedindeki ayıpların giderilmesi akabinde davalı şirkete yeniden teslim edildikleri, teslim edilen 521 adet üründen 333 adedinin ayıplı olduğu gerekçesiyle davalı şirket tarafından davacı tarafa iade edildiği, 188 ürünün ise iade edilmediği ve davalı şirket uhdesinde olduğu, ayıplı olduğu belirtilen ancak hiç iade edilmeyen ürün sayısının 477 olduğu, dava dilekçesinde açık bir şekilde belirtildiği üzere tarafların bir araya gelerek 1380 ürünün davacı tarafça iade alınması konusunda sözlü olarak anlaştıkları, davacı... Limited Şirketi ile davalı şirket arasında tanzim olunan ve imzalanan Havlupan Alım Ptorokolünün 3. maddesinde ürünlerin teslimatının sipariş tarihinde karşılıklı mutabakat ile belirleneceği, teslim tarihinin özellikle ihracat ürünlerinde önemli olduğu, teslim tarihinde meydana gelecek gecikmelerden dolayı ödenecek fazladan gümrük, nakliye ve ardiye bedellerinin üretici firmaya fatura edileceğinin, 13. maddesinde ise yurtdışına gönderilen ürünlerde problem çıkması durumunda üreticiye problem ile ilgili bilgi ve belgeler verilerek ürün bedelinin reklamasyon olarak fatura edileceği, üretici ürünün iadesini isterse yurtdışından gelecek ürünün nakliye ve gümrükleme dahil tüm masraflarını ödemeyi kabul ettiğinin kararlaştırıldığı, keza 14/06/2024 tarihli Protokol başlıklı olan ve davalı şirket ile davacılardan ... Limited Şirketi arasında tanzim olunan ve imzalanan belgede, üretici... Limited Şirketi ile alıcı davalı şirket arasında akdedilen 09/11/2023 tarihli “Havlupan Alım Protokolü” uyarınca üreticiden alınan ve ... firması aracılığı ile Yunanistan'a ihraç edilen ve dökümü protokol ekinde sunulan 1380 adet radyatörün arızalandığı, ürünlerin tamamının geri alınarak üretici firmaya iade edileceği, 1380 adet ayıplı beyaz havlupan ürünün Türkiye'ye geliş, gümrükleme ve sonrasında yeni ve ayıpsız ürünlerin Yunanistan'a gönderilmesi masrafları ile müşterinin Yunanistan'da malları geri toplamak için yapacağı tüm masrafların üretici ... Limited Şirketi ve bu firmanın grup şirketlerinden... Limited Şirketi tarafından karşılanacağı, söz konusu işlemler nedeniyle davalı şirketin herhangi bir zarara uğraması halinde ... Limited Şirketinin... Limited Şirketi ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmayı kabul ettiğinin kararlaştırıldığı, 14/06/2024 tarihli Protokolde yapılan atıf kapsamında 09/11/2023 tarihli Havlupan Alım Protokolünün her iki tarafın da kabulünde olduğunun açık olduğu, Yunanistan'da bulunan ve iade edilmediği belirtilen ürünler ile davalı şirket uhdesinde bulunup da iadesi gerçekleştirilmeyen ürünler açısından, protokollerde kararlaştırıldığı üzere iade işlemleri açısından gerekli ücretlerin davacı tarafça karşılanması gerektiği, ancak ürünlerin iade işlemleri açısından gerekli masrafların davacı tarafça karşılandığına dair herhangi yazılı bir belgenin mahkememize sunulmadığı gibi bu yönde bir iddianın dahi bulunmadığı, bu kapsamda davacı tarafın, davaya konu edilen bedele dayanak olan ve iade edilmeyen ürünler açısından üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğinden bahsedilmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki takibe dayanak bononun 07/08/2024 tanzim ve 08/08/2024 ödeme tarihli olup protokol tarihinden sonra düzenlendiğinin sabit olduğu, takibe dayanak olan illetten mücerret senedin, ürünlerin iadesine yönelik olarak tanzim edilen 14/06/2024 tarihli Protokol kapsamında düzenlendiği hususuna yönelik olarak davacı tarafça yazılı herhangi bir delil ibraz edilemediği gibi protokolde de bu hususa yönelik herhangi bir ibare bulunmadığı, ayrıca yukarıda açıklandığı üzere dava dilekçesine konu edilen borçlu olunmadığının tespiti talebine dayandırılan iade edilmeyen ürünler açısından davacı tarafın üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğinin de ispatlanamadığı, kaldı ki bu yönde bir iddiada dahi bulunulmadığı, açıklanan gerekçeler dahilinde davacı tarafın iddialarını usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatlayamadığı anlaşılmakla, açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Açılan davanın REDDİNE,
2-2004 sayılı İcra İflas Kanununun 72/4. maddesi uyarınca takip değeri olan 809.537,06-TL'nin %20'si oranında hesaplanan 161.907,41-TL tazminatın davacılardan alınarak davalı ... İmalat Pazarlama Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine verilmesine,
3-492 sayılı Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcının, davanın açılışı sırasında peşin olarak yatırılan 3.000,87-TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 2.385,47‬-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
4-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
5-Davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 125.335,19-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A (14) maddesi gereğince ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.800,00-TL zorunlu arabuluculuk yargılama giderinin davacılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
7-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 10/06/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır