Kamu idaresince haksız feshedilen inşaat sözleşmesi sonrası yüklenicinin temel kazı, proje uyumsuzluğu, hakediş ve gecikme cezası alacaklarına dair hukuki uyuşmazlık.
Özet: Bir yüklenici, anahtar teslimi spor salonu yapım işi sözleşmesinin idarece haksız feshine dayalı olarak, yer teslimi gecikmeleri, proje uyumsuzlukları ve bakiye hakedişler gibi nedenlerle uğradığı zararların ve alacaklarının tahsili amacıyla dava açmış; davalı idare ise kesin hüküm, görev ve zamanaşımı itirazlarını ileri sürmüş; ilk derece mahkemesi bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermiştir, ancak davalının istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi kararı kabul ederek, bazı alacak kalemlerinin daha önce dava konusu yapılmadığını belirtmiştir.
6. Hukuk Dairesi         2024/2942 E.  ,  2025/3792 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2024/274 E., 2024/692 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kayseri 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2022/147 E., 2023/203 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin miktar itibariyle reddine temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ihale makamı olan ...'nden 500 seyirci kapasiteli spor salonu yapım işini 04.02.2008 tarihinde anahtar teslimi götürü bedel türü sözleşme ile aldığını, sözleşme gereği iş sahibi tarafından yer teslimi öncesinde yapılması gereken temel üstü kazısının yapılmaması nedeniyle işin sürüncemede kaldığını, akabinde sözleşme haricinde temel kazı işinin davacıya yaptırıldığını, dolayısıyla işe başlama süresinin uzadığını, iyiniyetli davacının ihalede belirtilen projeye uygun imalâta başladığında bu seferde projeler arasında uyumsuzluğun ortaya çıktığını ilgili ... İl Müdürlüğü'ne proje uyumsuzluklarını belirterek proje değişikliğini talep ettiğini, projelerde uyumsuzluk olmadığından bahisle de bu talebinin reddedildiğini, akabinde de davalı tarafça sözleşmesinin 27.05.2009 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiğini, haksız fesih nedeniyle doğan ve 2007-2008 bayındırlık birim fiyatlarına göre taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/70 Esas, 2016/1087 Karar sayılı dosyasında bilirkişiler tarafından belirlenen temel üstü kazı işlemi bakiye alacağı 6.836,60 TL+KDV, temel üstü kazısı nakliye alacağı, 15.000,00 TL+KDV, davalı kurumdan kaynaklı proje uyumsuzluğu zararı 14.528,08 TL+KDV, çatı makasları imalât bedeli 104.915,66 TL+KDV, mevcut imalâtlardan kaynaklı hakediş bakiye alacağı 292.324,19 TL+KDV, müvekkiline süre uzatım verilmesine rağmen müvekkilden haksız olarak tahsil edilen gecikme cezası bedeli 10.860,00 TL olmak üzere toplam 433.604,53 TL+KDV ile birlikte 10.860,00 TL KDV'siz olmak üzere 444.464,53 TL'nin sözleşmenin kurum tarafından haksız fesih tarihi olan 27.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının Asliye Ticaret Mahkemesinde açmış olduğu aynı olaya ilişkin aynı talepli davasının karara bağlandığını, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05.12.2014 tarihli, 2014/772 E., 2014/549 K. sayılı kararı ile talep edilen tazminatın kısmen kabulüne karar verildiğini, dava konusu ile ilgili olarak bir kesin hüküm bulunduğunu, bu nedenle davanın kesin hüküm nedeniyle reddinin gerektiğini, ayrıca mahkeme aksi kanaatte ise işbu davada tacir şahsın ticari işine yönelik ihtilaf söz konusu olduğunu, bu nedenle davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açılması gerektiğini, görev itirazlarının kabulü ile dosyanın görevli Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, davanın zamanaşımı nedeni ile usulden reddini talep ettiklerini, davacı yüklenicinin idareden herhangi bir alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddine yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hesap parametreleri açıklanmak suretiyle bilirkişi raporunun hazırlandığını, sözleşmenin götürü bedel ile yapıldığı hususunun dikkate alındığını, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu nun 365.maddesi gereğince götürü bedel, eser sözleşmesi doğrultusunda yapımı üstlenilen işlerde yüklenicinin hakettiği iş bedelinin gerçekleşen imalâtın yapılması gereken tüm imalâta göre fiziki oranının bulunarak bu oranın götürü bedeli uygulama suretiyle hesaplama yapılarak ek rapor hazırlandığını, bilirkişi heyeti ek raporunda dava konusu işe ait 13.08.2009 yaklaşık maliyet icmali (genel icmal-yerinde yapılan) toplamı 692.504,88 TL olduğu tespit edildiğini, buna göre 692.504,88 / 883.000,00 = % 78 olarak belirlendiğini davacı tarafından yapılan hakedişlere karşılık davalı idare tarafından ödenen miktar dikkate alındığında davacının talep edebileceği miktarın 432.255,58 TL olması sebebiyle davanın kısmen kabulü ve kısmen reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun kabulü ile işbu dava öncesinde hiç dava konusu yapılan temel üstü kazısı nakliye alacağı, çatı makasları imalât bedeli alacağı ve mevcut imalâtlardan kaynaklı hakediş bakiye alacağı bakımından sözleşmenin 27.05.2009 tarihinde feshedildiği, fesih bildiriminin davacıya 02.06.2009 tarihinde tebliğ edildiği dolayısıyla zaman aşımı süresinin 02.06.2009 tarihinde başladığı nazara alınarak bu alacak talepleri yönünden davanın zamanaşımından reddine; işbu dava öncesinde dava konusu yapılan işbu ek dava olarak talepte bulunulan temel üstü kazı işlemi bakiye alacağı ve davalı kurumdan kaynaklı proje uyumsuzluğu zararı kapsamındaki alacak talebleri bakımından, kısmi dava açılması halinde zamanaşımının, dava edilen alacak yönünden kesileceği açılan kısmi davanın fazlaya ilişkin hak yönünden zamanaşımını kesici etkisi bulunmadığı gerekçesi ile bu alacak kalemleri yönünden de davanın zamanaşımından reddine; gecikme cezası alacağı bakımından daha önce açılan davada bu alacak talebi yönünden talebin reddine karar verildiği Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dava şartları başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a.Cevaba cevap dilekçesini aynen tekrar ettiğini,
b.Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/70 Esas sayılı dava dosyası ile açılan davanın kesinleşmesine kadar zamanışımı süresinin kesildiğini ve kesinleşmesi ile birlikte yeni sürenin başladığını, bu sürenin esas alınması gerektiğini,
c.Müvekkili hakkında ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında yapılan ceza yargılamasının bu davadaki zamanaşımını keseceğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.11.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
- MUHALEFET ŞERHİ -
Değerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; inşaat sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan iş bedelinin tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir.
Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır.
Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır.
Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, 1999/33K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 09/10/2008 tarih, E: 2008/1009-K: 2008/11376, 14/12/2009 tarih, E: 2009/2469-K: 2009/140 96... /03/2011 tarih, E: 2010/3617-K: 2011/2427 ... sayılı kararları).
Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, 2014/8157e, 2015/6129k,- 26.1.2015t, 2014/3804e, 2015/896k,- 16.12.2014 t, 2014/5780e, 2014/17282k,- 15.12.2014t, 2014/2324e, 2014/17159k,-6.11.2014t, 2013/18979e, 2014/14634k,- 9.4.2013t,2013/2846e,2013/6598k, 3.4.2012t, 2011/2245e, 2012/5545k,- 28.3.2012t, 2011/1872e, 2012/5105k,- 29.2.2012t, 2010/14910e, 2012/3119k,- 7.12.2011t, 2011/13864e,2011/13114k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 13/06/2016, E: 2016/3774-K: 2016/77 93... /06/2016 tarih, E: 2015/11319-K: 2016/7830 ... sayılı kararları).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: 2016/332K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir.
Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır.
Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığım, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.”şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar.
Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır.
Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih,2019/37411Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, 2019/430 Bir. Başvuru).
Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, 2016/9312 Bir. Başvuru kararında da açıkça; “... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir.
Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (.../... . B.Baş.v. no:.../10, 27.2021trh.)
Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir.
Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir.
Ayrıca ıslahın; “... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. ..., , genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür.
1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir.
2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır.
3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir.
4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur.
5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur.
6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1.maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın bozulması düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.