Milletlerarası iş sözleşmelerinden kaynaklanan işçi alacaklarına uygulanacak hukukun tespiti ile 5718 sayılı Kanun 27/1 iptal kararının etkileri ve bu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığına ilişkin yargısal değerlendirme.
Özet: Davacı işçinin ihbar, fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacakları talebiyle açtığı davada, iş sözleşmesine uygulanacak hukukun Türk hukuku mu yoksa Umman hukuku mu olduğu hususu temel uyuşmazlık olarak değerlendirilmiş; bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanunun 27/1 maddesini iptal eden kararının ve iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce aynı maddede yasal boşluk oluşmasını engelleyen kanun değişikliğinin somut olaya etkisi incelenerek, kanun değişikliğinin maddi hukuka ilişkin niteliği itibarıyla uyuşmazlığa uygulanıp uygulanmayacağı ve işçilik alacaklarına hak kazanılıp kazanılmadığı hususları temyiz incelemesinin odağını oluşturmuştur.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2791 E., 2025/1456 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 12. İş MahkemesiSAYISI : 2020/25 E., 2021/363 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 27.09.2012-01.06.2016 tarihleri arasında davalı Şirketin ...'da bulunan şantiyesinde genel formen olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğini, kıdem tazminatının ödendiğini ancak ihbar tazminatının ödenmediğini, fazla çalışma yapmasına, hafta tatillerinde çalışmasına rağmen karşılıklarının ödenmediğini ileri sürerek ihbar tazminatı, fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanşımı def'inde bulunduklarını, somut uyuşmazlığa davacının çalıştığı ülke hukukunun uygulanması gerektiğini, davacının ödenmeyen alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiği, davacının davalı Şirkete ait işyerinde 27.09.2012-01.06.2016 tarihleri arasında çalıştığı, ihbar tazminatına hak kazanmasına rağmen ödenmediği, fazla çalışma ve hafta tatillerinde çalıştığını ispatladığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uygulanacak hukukun tespitinde Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararının gerekçesinin dikkate alınması gerektiği, bu kapsamda yapılan değerlendirmede somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasını isabetli olduğu, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçeleriyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Taraflar arasındaki iş sözleşmesine göre somut uyuşmazlığa Umman hukukunun uygulanması gerektiğini, 2. Dosyadaki bordrolar ve banka kayıtlarına rağmen davacının hesaplamalarda esas alınan ücretinin hatalı belirlendiğini, 3. Bordrolara ve banka kayıtlarına göre davacının fazla çalışma yapmış olması hâlinde karşılığının ödendiğini, buna rağmen fazla çalışma ve hafta tatili ücretinin kabulünün hatalı olduğunu, temel ücret üzerindeki ödemelerin fazla çalışma alacağından mahsup edilmesi gerektiğini, davacının Türkiye'de bulunduğu sürelerin yapılan hesaplamalardan dışlanması gerektiğini, 4. Davacının istifa dilekçesi ile işten ayrıldığından ihbar tazminatına hak kazanmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ve dava konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığına ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27/4 hükmü de dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının Umman'da bulunan şantiyesinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalılar ise yasal süresi içinde sundukları cevap dilekçelerinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince davalı vekilinin bu savunmasına değer verilmeksizin uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de yanılgılı değerlendirme ile somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir.Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi, 27.09.2012-01.06.2016 tarihleri arasında Umman'da bulunan davalıya ait işyerinde çalışmıştır.Taraflar arasında 27.09.2012 tarihli “Mavi Yakalı (Bedenen) Çalışan İçin İş Sözleşmesi” başlıklı yurt dışı iş sözleşmesi düzenlenmiştir. Bu sözleşmenin "Uygulanacak Hukuk" başlıklı 16. maddesinde; “Konukçu Ülke yasaları ve düzenlemeleri uygulanacaktır." şeklindeki düzenleme ile çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı açıklanmıştır. Davacının tüm çalışma süresinde bireysel iş sözleşmesi kapsamında çalıştığı da göz önünde bulundurulduğunda, tarafların hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açıktır. Davacı işçi, dava konusu alacakların ait olduğu çalışma döneminde davalıya ait Umman'da bulunan işyerinde çalışmış olup bu durumda ilgili dönemlerde mutad işyerinin işçinin işini fiilen yaptığı Umman olduğu da sabittir. Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının tüm çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden de denetime elverişli rapor alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacakları hakkında, usuli kazanılmış haklar da gözetilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.