Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla açılan davada, sanığın paylaşımlarını ifade özgürlüğü çerçevesinde siyasi eleştiri kabul ederek beraat kararını oy çokluğuyla onadı.
Özet: Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık hakkında verilen beraat kararı, istinaf başvurusunun esastan reddiyle bölge adliye mahkemesince onanmıştır. Yargıtay, tebliğnamedeki bozma görüşüne katılmayarak ve davaya konu paylaşımların cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı, siyasi eleştiri niteliğinde olup ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı ve bu nedenle suç unsurlarının oluşmadığı gerekçeleriyle, ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesinin beraat kararında hukuka aykırılık görmemiş, katılan vekili ile bölge adliye mahkemesi cumhuriyet savcısının temyiz istemlerini oy çokluğuyla esastan reddederek hükmü onamıştır.
4. Ceza Dairesi         2022/10628 E.  ,  2025/17048 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2020/894 E., 2020/1427 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükmüne yönelik Bölge adliye mahkemesi ceza dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Tebliğname'de; sanığın, Cumhurbaşkanının onur ve saygınlığını rencide edici nitelikte paylaşımlarda bulunarak atılı suçu işlemesine karşın sanığın mahkumiyetine karar verilmemesi nedeniyle hükmün bozulması gerektiği görüşü belirtilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz istemi; davaya konu paylaşımların eleştiri sınırlarını aşması dolayısıyla, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ile katılanın onur, şeref ve saygınlığını hedef alarak atılı suçun unsurlarını oluşturduğuna yöneliktir.
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi, sanığın, Cumhurbaşkanının onur ve saygınlığını rencide edici nitelikte paylaşımlarda bulunarak atılı suçu işlediğine yöneliktir.
III. GEREKÇE
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç, takdir ve gerekçesi ile incelenen dava dosyası içeriğine göre, davaya konu gönderilerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı, siyasi eleştiri niteliğinde olması dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmış, neticeten suçun unsurlarının oluşmaması sebebiyle sanık hakkında beraat kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından temyiz sebepleri yerinde görülmemiş ve Tebliğname'deki görüşe iştirak edilmemiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında katılan vekili ve Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Samsun 10. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.10.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın sosyal medya hesabından yapmış olduğu paylaşımın hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Hakaret suçu TCK'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde koruma gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir.
Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasa'nın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır. Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın sosyal medya hesabından 12/09/2019 tarihinde ''işid itirafçısı Türk, Bombalı saldırılar Mit Bilgisi dahilinde yapıldı'' şeklindeki haberin altına ''bu katliamların arkasında 400 ü vermezseniz kaos olur diyenin olduğu o gün de ayan beyandı'', 08.08.2017 tarihinde '' 15 Temmuzda sivillerin çoğunu ...'ın Sadat Milisleri öldürdü'', 18/06/2017 tarihinde "Reiz, diyor Sokakta HAK aranmaz. Peki, sen Çakma darbe teşebbüsünden sonra, bir ay boyunca sokakta hak değilde, bok mu aradın?", 03/04/2017 tarihinde ise Cumhurbaşkanının resminin bulunduğu görsel üzerinde "DARBEYİ ... PLANLADI" şeklinde paylaşımlar yaptığı, suça konu bu paylaşımların eleştiri sınırlarını aşan ve Cumhurbaşkanının şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek boyutta olduğu, sanığın 15 Temmuz 2016 tarihinde Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik olarak gerçekleştirilen darbeye teşebbüs suçunun planlayıcısının Cumhurbaşkanı ... olduğunu ve 15 Temmuz günü Fetö mensupları tarafından şehit edilen sivillerin Cumhurbaşkanının talimatı ile öldürüldüğünü belirtmek suretiyle somut bir olgu isnadında bulunduğu, dairemizin yerleşik içtihatlarına göre somut olgu isnatlarının hakaret suçu olarak kabul edildiği ve bu nedenle sanığın üzerine atılı bulunan suçun oluştuğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun beraat hükmünün onanması yönündeki düşüncesine iştirak etmiyoruz.