Yurt dışı şantiyede formen olarak çalışan işçinin haksız fesih, kıdem, ihbar, fazla çalışma ve tatil alacakları talepli iş davasında husumet ve zamanaşımı değerlendirmesiyle verilen kısmen kabul kararı.
Özet: Davacı işçinin yurt dışı şantiyelerinde formen olarak çalıştığını ve iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini iddia ederek kıdem, ihbar, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep ettiği, davalının ise husumet yokluğu, zamanaşımı gibi savunmalar ileri sürdüğü davada ilk derece mahkemesi, davalı şirket ile dava dışı şirket arasında organik bağ bulunduğunu, davacının çalışmasının ve taleplerinin tanık beyanları ile delillerle sabit olduğunu değerlendirerek, fesih şeklinin ve çalışma koşullarının tespitiyle davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/5643 E.  ,  2025/8807 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/1647 E., 2025/640 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 26. İş Mahkemesi
SAYISI: 2021/24 E., 2022/125 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı Şirket bünyesinde yurt dışı şantiyelerinde formen olarak 12.09.2009 tarihinden 14.12.2018 tarihine kadar kesintisiz biçimde çalıştığını, aylık net 2.500,00 USD ücret aldığını, şantiyede yatılı olarak kalan davacının barınma ve üç öğün yemek giderinin işveren tarafından sağlandığını, ücretinin bir kısmının bankadan kalan kısmının ise elden ödendiğini, iş sözleşmesinin hiçbir gerekçe gösterilmeden haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, müvekkilinin haftanın yedi günü boyunca 08.00-19.00 saatleri arasında çalıştığını, iş yoğunluğuna göre bazen gece 23.00’e kadar da çalışmak zorunda olduğunu, hafta tatili izni kullandırılmadığını, ulusal bayram ve genel tatillerin tamamında çalışmaya devam ettiğini, bu çalışmaları karşılığı hak kazandığı ücretinin ödenmediğini, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını ve karşılığının da ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkil Şirketin çalışanı olmadığını, müvekkili Şirket bünyesinde hiçbir zaman çalışmayan davacıya ait özlük dosyasının müvekkil uhdesinde olmadığını, davanın öncelikle husumet yokluğundan reddi gerektiğini, aksi kabulle esasa girilecekse dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinin usule uygun düzenlenmediğini, davaya konu talebin somutlaştırması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına, tanık beyanları ve yurda giriş çıkış kayıtlarına göre davacının 12.09.2009-14.12.2018 tarihleri arasında fasılalı şekilde toplam 7 yıl 11... gün çalıştığı, net 2.500,00 USD ücret aldığı ve sosyal yardımlarla beraber giydirilmiş brüt ücretinin 19.921,73 TL olduğu, her ne kadar davalı vekilince husumet itirazında bulunulmuş ise de davacı vekili tarafından sunulan pasaport suretlerinde davalı firmanın ünvanında geçen ... ünvanlı bir Şirketin ibaresinin bulunması, davalı vekili tarafından dosyaya sunulan davalı firma ile dava dışı "... Construction" (... Ltd. Şti. ) arasında adi ortaklık bulunduğuna ilişkin birtakım belgelerin sunulması, yine aynı tarihli dilekçe ekinde sunulan devir sözleşmesinde davalı firma ile dava dışı ... Ltd. Şti. adına temsilen imzaların aynı kişi tarafından atılması, her iki Şirket altındaki kaşenin de davalıya ait olması, tanık beyanları, yurda giriş ve çıkış kayıtları hep birlikte değerlendirildiğinde davalı Şirket ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunduğu kanaatinin oluştuğu, davalı işverenin ispat yükü üzerinde olmasına rağmen feshin tazminat ödenmesini gerektirmeyecek şekilde yapıldığını ispat edemediği, davacıya ihbar önelinin kesintisiz kullandırıldığına dair bir belge de sunulmadığından kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verildiği, dinlenen tanıklar, işyerinde fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatillerinde çalışma yapıldığını beyan ettiklerinden davacı bu husustaki iddiasını ispat ettiği sonucuna ulaşıldığı, tanık beyanları dikkate alınarak belirlenen haftalık 9,5 saat üzerinden fazla çalışma, arefe günü, dinî bayramların ilk günü ve yılbaşı harici genel tatil çalışması ve ayda iki hafta tatilinde çalışıldığının kabulü ile hafta tatili ücreti alacağı taleplerinin takdiri indirim oranı uygulanarak hüküm altına alındığı, indirim uygulanmakla reddedilen kısımlar yönünden vekâlet ücretine hükmedilmediği, davacının kıdemine göre hak ettiği 110 gün yıllık izin için bilirkişi ek raporunda yapılan hesaplamada tespit olunan yıllık izin ücretinin ödendiği banka kaydı ile ispatlanamadığından davacı talebinin kabulüne karar verildiği, fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili ücreti alacağı yönünden belirsiz alacak davasında dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresi kesildiğinden davalı vekilinin bedel arttırımına karşı zamanaşımı def'ine itibar olunmadığı, davacı tarafça net alacak talep edilmiş olmakla bilirkişi ek raporunda net olarak yaptığı hesaplamanın hükümde dikkate alındığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve saysı belirtilen kararı ile; Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27. maddesinin 1. fıkrası iptal edilerek iptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, 2. fıkrasının iptal başvurusunın ise reddedildiği, 2709 sayılı TC Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yargı organlarını da bağlayacağından, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli karar gerekçesinin yabancılık unsuru bulunan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun tespitinde esas alınması gerektiği, eldeki davada, davacının Türk vatandaşı olduğu ve yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin de Türkiye olduğu anlaşılmakla iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunun açık olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmünde tanınan yetki kapsamında sözleşmeye uygulanacak hukukun, hukuka ve hakkaniyete göre belirlenmesi, bu değerlendirme yapılırken Anayasa'nın 49. maddesine göre devletin çalışanların korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin dikkate alınması gerektiği, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin, mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, davada mutad işyeri hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağlayan hukukun Türk hukuku olduğu anlaşıldığından işçiye daha yüksek standartta koruma sağladığı anlaşılan Türk hukukunun olaya uygulanmasında herhangi bir hukuka aykırı yön bulunmadığı, ayrıca iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini kanıtlama yükü üzerinde bulunan davalı işverenliğin anılan külfetin gereğini yerine getiremediği, dolayısıyla davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık izin hakkının kullandırıldığı veya iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra karşılığı olan ücretin ödendiği kanıtlanamadığından davacının yıllık izin ücretine hak kazandığı, davacının fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile hafta tatillerinde çalıştığını kanıtladığı, karşılığı ücretlerin ödendiğinin davalı işverenlikçe usulünce kanıtlanamadığı anlaşılmakla davacının anılan alacak kalemlerine hak kazandığı sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1.Müvekkili Şirketle dava dışı ... Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunmadığını, aksi kabulle verilen kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu, davacı müvekkili Şirket çalışanı olmadığından öncelikle husumet yönünden davanın reddinin gerektiğini, dosya içeriğinde davacının müvekkili Şirket nezdinde çalıştığına ilişkin herhangi bir delil olmamasına rağmen hangi gerekçeyle organik bağın mevcut olduğuna dair karar verildiğinin anlaşılamadığını, her iki Şirket arasında işyeri devri ya da yurt dışındaki iş ile ilgili akdi ya da hukuki bir ortaklık da bulunmadığından organik bağın varlığının kabulünün mümkün olmadığını, davacının organik bağa ilişkin olarak sadece her iki Şirket yetkilisinin aynı olmasını ve şirket logolarının benzer olmasını gerekçe gösterdiğini, ancak söz konusu unsurların organik bağın varlığını ortaya koymaya yeterli olmadığı gibi iki Şirketin yetkilisinin sadece adi ortaklık sözleşmesi olduğu dönemde aynı olduğunu, Mahkemenin organik bağın mevcut olduğu yönündeki kararının Yargıtayın konuya ilişkin içtihatlarına da aykırılık teşkil ettiğini,
2. Anayasa'nın 141/3 hükmünde yer alan düzenleme gereğince mahkemelerin tüm kararlarının gerekçeli yazılması gerektiğini, yalnızca davacının beyanları ve hatalı hazırlanan bilirkişi raporu ile hüküm tesis edildiğini, hangi delillere dayalı hüküm kurulduğu açıklanmadan karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
3. Hükme dayanak bilirkişi raporunda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gönderilen hizmet dökümünde davalı Şirkete dair bir kayıt bulunmadığının açıkça tespit edildiğini,
4. Davacıya ait bilgilerin davacının çalıştığı Şirketten istinabe yolu ile istenmesi yönündeki taleplerinin karşılanmadığını,
5. Davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede açıldığını, davaya bakmaya yetkili ve görevli mahkeme ... mahkemeleri olduğu için davanın yetki ve görev yönünden reddi gerektiğini,
6. Davacı tarafından yurt dışında çalışıldığı iddia edildiğinden somut uyuşmazlığa çalışılan ülke hukukunun uygulanması gerektiğini, bu husustaki itirazları gözetilmeden somut uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak karar verilmesinin kanuna aykırı olduğunu, davacı işçinin işini fiilen yerine getirdiği, işin ağırlık merkezinin olduğu yerin ... olduğunu ve dava dilekçesinde bu durumun açıkça dile getirildiğini, davacı ...'da dokuz yıl kalmış olup gerekli iletişimi kurabilecek ve haklarını arayabilecek bir deneyime sahip olduğunu, sadece Türk olmasından dolayı en sıkı ilişkili hukukun da Türk hukuku olduğuna karar verilmesinin ve uygulanması hakkaniyete aykırı olacağını,
7. Konuya ilişkin yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa işçi lehine olmayan her kuralın kamu düzenine müdahale anlamına gelmeyeceğinden olaya en sıkı ilişkili hukuk olarak Türk hukukunun uygulanmasının kabul edilemeyeceğini, zira davacı yurt dışında çalışmış olup, çalıştığı Şirket yurt dışında bulunduğundan ve ücretini de yabancı para (Amerikan doları) üzerinden almış olmakla yabancılık unsuru açık olan dava konusu olayda sadece isim benzerliği sebebiyle davacının tüm alacaklarından müvekkili Şirketin sorumlu olduğu yönündeki kabulün hatalı olduğunu,
8. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken ... Federasyonu İş Kanunu'nun 392. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre dava açmak için öngörülen hak düşürücü süre geçtiğinden davanın bu nedenle reddi gerektiğini,
9. Davacının ücretini hangi para birimi üzerinden ödendiği dosya kapsamından anlaşılamadığından öncelikle davacının varsa yabancı ülkedeki çalışması nedeni ile varsa dava dışı ... Ltd. Şti. ile imzalamış olduğu iş sözleşmesinde kararlaştırılan yabancı para cinsine bakılması gerektiğini ve sözleşmede yabancı para cinsi olarak ne kararlaştırılmışsa o para cinsinden yahut ödeme günündeki Türk lirası üzerinden talepte bulunulabileceğini, eğer taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre ücret Amerikan doları üzerinden karalaştırılmamışsa yazılı şekilde hüküm tesisis edilmeyeceğini belirterek ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, davalı ... İnşaat AŞ'ye husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği; davalı Şirketin dava konusu alacaklardan sorumlu olup olmadığı konularına ilişkindir. 1. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmelerde hukuk seçimi yapıldığı takdirde taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı işveren ise husumet itirazında bulunmakla birlikte aksi kabulle esasa girilecekse; davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmede, davacının Türk vatandaşı olduğu, yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin de Türkiye olduğu, bu nedenle iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu gerekçeleriyle, Türk hukuku uygulanarak hesaplanan işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasının isabetli olduğu sonucuna varılmış ise de eksik incelemeyle karar verilmesi hatalıdır. Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde hukuk seçimi bulunan herhangi bir iş sözleşmesi bulunup bulunmadığı araştırılmadığı gibi salt davacının Türk vatandaşı olduğu ve yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin Türkiye'de yoğunlaştığı gerekçeleriyle sonuca gidilmesi de doğru olmamıştır. Şüphesiz taraflar arasında geçerli bir hukuk seçimi anlaşması yapılmamış veya yapılan seçimin geçersiz olması durumunda, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde 5718 sayılı Kanun'un 27/2 ve 27/4 hükmüne göre değerlendirme yapılması mümkündür.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
2. Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.
Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir.
Türk uyruklu kişilerin yabancı ülkelerde o ülke vatandaşları ya da şirketleriyle birlikte kurdukları şirketler aracılığıyla aldıkları işler kapsamında çalıştırdıkları Türk işçilerinin alacaklarından yabancı kişinin şirketteki pay durumuna göre Türk firmasının sorumluluğunun irdelenmesi gerekir. Yurt dışında kurulan firmanın hâkim ortağı Türk firması ise yurt dışında bu işyerinde çalıştırılan işçiler yönünden hâkim ortağın sorumluluğuna gidilmesi mümkündür. Yabancı kişinin ortaklığı; gerçek bir ortaklık olmayıp o ülkede iş yapabilmek amacıyla salt bir formalitenin yerine getirilmesinden ibaret ise işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu durumda Türk firmasının sorumluluğu söz konusu olur.
Somut uyuşmazlıkta davalı tarafça, davacının işvereninin dava dışı ... adlı Şirket olduğu, davacı ile davalı Şirket arasında herhangi bir iş ilişkisi mevcut olmadığı, dava dışı Şirket ile davalı Şirket arasında organik bağ bulunmadığı belirtilerek davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince; davalı Şirket ile dava dışı ... arasında adi ortaklık bulunması, dosyada mübrez devir sözleşmesinde davalı firma ile dava dışı ... adına temsilen imzaların aynı kişi tarafından atılması, her iki Şirket altındaki kaşenin de davalı Şirkete ait kaşenin olması ile tanık beyanları, yurda giriş ve çıkış kayıtları dikkate alındığında aralarında organik bağ bulunduğu gerekçesiyle davalı Şirketin talep edilen alacaklardan sorumlu olduğu sonucuna varılmış ise de taraflar arasında salt organik bağ bulunması husumetin kabulü için yeterli değildir. Ayrıca dava dışı Şirket ile davalı Şirket arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu belirtilmesine rağmen bu ilişkinin hangi faaliyete ilişkin olduğu, davacının çalışma dönemine ve çalıştığı işe ilişkin olup olmadığı gibi hususlar ortaya konulup netleştirilmemiştir. Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan ilke ve esaslara uygun bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle öncelikle davalı Şirket ile ... adlı Şirketin kuruluşlarından bu yana kurucuları, ortakları, yöneticileri, faaliyet konuları, ... ve şube adreslerini gösterir şekilde ticaret sicil kayıtları ilgili kurumlar aracılığıyla temin edilmeli, davalı Şirketin davacının yurt dışında çalıştığı ... adlı Şirketin hâkim ortağı olup olmadığı belirlenmeli, davalı Şirket ile ... adlı Şirket arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam gibi davalı Şirketin işçilik alacaklarından hukuki sorumluluğunu gerektirir olguların bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre bir karar verilmelidir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik araştırma ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi usul ve kanuna aykırı olmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.