İş Kazası Sonucu Sürekli İş Göremezlik ve Tazminat Talebi Davasında İşverenin Kusur İtirazları ile Maluliyet Oranlarının Değerlendirilmesi.
Özet: Davacı, 13.08.2018 tarihinde davalı işverenlikte bekçi olarak çalıştığı sırada geçirdiği iş kazası sonucu omurilik disk kırıkları yaşayarak malul kalması nedeniyle sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve manevi tazminat talebinde bulunmuş; davalı ise davacının iş makinesi üzerinde uyuyarak iş güvenliği talimatlarına aykırı hareket etmesi sonucu tam kusurlu olduğunu ve herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur; bu kapsamda sunulan raporlar davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının %32 olduğunu ve iş göremezlik süresinde bir ay bakıcıya ihtiyaç duyabileceğini ortaya koymuştur.
10. Hukuk Dairesi         2025/2927 E.  ,  2025/12402 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/158 E., 2024/402 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 21. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/364 E., 2024/333 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde, davacının davalı işverenlikte bekçi olarak 1.900,00 TL net ücret+1 öğün yemek ve yol ücreti imkanından faydalanarak çalıştığını, davalının Kırşehir ili, ... ilçesi, ... köyündeki şantiyesinde 13.08.2018 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu omuriliklerindeki disklerin kırıldığını, malul kaldığını, iş kazası sonrasında daha fazla efor ve enerji sarf ederek önceki mesleğini devam ettirmeye çalışsa da büyük sıkıntılar çektiğini, iş bulabilmek için daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldığını, işveren tarafından herhangi bir maddi ve manevi tazminat ödemesi yapılmadığını belirterek 1.000,00 TL sürekli iş göremezlik, 50,00 TL geçici bakıcı gideri olmak üzere toplam 1.050,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
2.Davacı vekili birleşen dosyada; aynı olay nedeni ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
3.Davacı vekili 24.04.2024 tarihli bedel artırım dilekçesi ile maddi tazmşnat talebini toplam 415.228,63 TL olarak artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının gece bekçisi olarak işe alındığını, gece uyumayarak şantiyede dolaşması ve oluşabilecek herhangi bir tehlikeye müdahale etmesi gerekirken şantiye alanında bulunan iş makinesi üzerinde uyuya kalması ve uyur vaziyette iken dönen iş makinesinin üzerinden düşmesi sonucu yaralandığını, ilk müdahalesinin ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapıldığı sırada yetkililere vermiş olduğu beyanının da aynı şekilde olduğunu, kendisine gerekli iş güvenliği eğitimi ve sertifikasının verildiğini, şantiyede gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığını, davalı işverenin herhangi bir sorumluluğu ve kusuru bulunmadığını, davacının uyuması ve kendisine verilen iş güvenliği talimatlarına aykırı davranıp koruyucu hiçbir ekipman kullanmaması nedeni ile olayın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Manevi tazminat talepli birleşen davaya karşı sunulan cevap dilekçesinde; asıl dosyada sunmuş oldukları cevaplarını tekrarlayarak davalı şirketin davacı ile sürekli ilgilenerek her türlü talebini karşılamaya çalıştığını, davacının herhangi bir engeli olmadan hayatına devam ettiğini, belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, "... Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ... Sağlık Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespitine İlişkin Kurum Sağlık Kurulunun 16.09.2019 tarihli raporunda davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının %32 olduğu, yardıma muhtaç olmadığı, kontrol muayenesi gerekmediği, Sosyal Sigorta Yüksek Soğlik Kurulunun 06.07.2020 tarihli raporunda davacının maluliyet oranının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oran Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzeltme kaydıyla E cetveline göre %43 olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı ve kontrol muayenesi gerekmediğine, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 31.10.2022 tarihli raporunda davacının 29.12.2018 tarihinden itibaren E cetveline (yaşına) göre %32 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iş göremezlik süresinin olay tarihinden sürekli iş göremezlik durumuna girdiği tarih olarak bildirilen 29.12.2018 tarihine kadar geçen süre olduğu, kişinin maluliyetinin bu süre sonundan itibaren başlayacağı, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı, ancak iş göremezlik süresi içerisinde 1 ay süreyle başka birisinin yardımına gereksinim duyabileceği belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp 2. Üst Kurulun 03.08.2023 tarihli ve 2578 sayılı raporunda davacı ...'ın Sosyal Güvenlik Kurumunun kararında çalışır tarihi olarak bildirilen 29.12.2018 tarihinden itibaren E cetveline (yaşına) göre %32 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, aynı yönetmelik çerçevesinde başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı, ancak iş göremezlik süresi içerisinde 1 ay süreyle başka birisinin yardımına gereksinim duyabileceği belirtilmiştir.
Davalı işveren nezdinde bekçi olarak çalışan davacının kaza tarihi olan 13.08.2018 tarihinde gece saatlerinde işyerinde bulunan bir ekskavatör üzerine çıkarak gözetleme yaparken uykusunun gelmesi üzerine dengesini kaybederek sert zemin üzerine düşmesi şeklinde gerçekleşen olayda; gerekçeli ve denetime açık bulunarak hükme esas alınan 24.11.20 20... .03.2022 tarihli kusur raporlarında davacı işçinin %50, davalı işverenin %50 oranında kusurlu bulundukları belirlenmiştir.
Maddi tazminat açısından alınan 01.04.2024 tarihli hesap raporunda geçici iş göremezlik ve geçici iş göremezliği nedeni ile bakıcı gideri 437.655,78 TL olarak tespit edilmiştir. Mahkememizin 17.02.2023 tarihli ara kararı ile TBK 76. maddesi gereğince 20.000,00 TL geçici ödemenin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Davacı vekili 24.04.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 415.228,63 TL olarak ıslah etmiştir...dosya arasında toplanan deliller ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur oranı, maluliyet durumu, olay tarihi, olayın ağırlığı ve 26.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararının gerekçesi de dikkate alınarak olayın işverinin işçisi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek davacıda bir manevi huzur duygusu doğurmak ve zenginleşme aracı olmayacak şekilde takdir edilen 55.000,00 TL manevi tazminat ile 415.228,63 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat yönünden davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmüştür...." gerekçesiyle,
Davanın kısmen kabulüne, 415.228,63 TL maddi (sürekli iş göremezlik + bakıcı gideri) ve 55.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13.08.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat yönünden fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, olayın gece bekçisi olan davacının iş makinesi üzerinde uyuya kalması üzerine bir anda düşmesi şeklinde gerçekleştiğini, şantiye alanında dinlenme yeri, kamera sistemi, emir ve talimatların mevcut olduğunun bildirilmiş olmasına, ayrıca keşif yapıldıktan sonra kusur raporu alınmasına ilişkin talep ve itirazlarının dikkate alınmadığını, bu nedenle kusur raporunu kabul etmediklerini, Kurum denetmen raporunda davacının %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davacının 1959 doğum tarihli olduğunu, hesap raporunda PMF-1931 yaşam tablosuna göre bakiye ömrünün hesaplanması gerektiğini, ilk peşin sermaye değerine yönelik Kuruma yazılan müzekkere cevabındaki çelişkinin giderilmediğini, bu halde alınan rapora itibar edilemeyeceğini, ayrıca hükmedilen manevi tazminat bedelinin fahiş olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Davanın yasal dayanakları, 510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi hükümleridir.
Taraflar arasında kusur oranlarının tespiti noktasında uyuşmazlık bulunduğu gözetilerek kusur oranının belirlenmesine ilişkin ilkelere de değinmek faydalı olacaktır. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde;
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı Kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı Kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Mahkemece yapılacak iş; rücu dosyasının akıbetinin araştırılarak bu dosya üzerinden alınan kusur raporu da dosya kapsamına alınarak SGK müfettiş raporu, rücu, ceza dosyalarındaki kusur oranları ile de aralarındaki çelişkiyi giderecek şekilde A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetince tarafların kusur durumları irdelenmek suretiyle bir kusur raporu alınmalıdır.
2. Öte yandan, usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay İçtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay İçtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (...nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)
Somut olayda, davacı sigortalının davalı şirkete ait Kaman ilçesi Böğüş köyünde bulunan maden işletmesi şantiyesinde gece bekçisi olarak çalışırken kaza tarihi olan 13.08.2018 tarihinde gece saatlerinde, işyerinde bulunan ekskavatör üzerine çıkarak kendi beyanına göre gözetleme yaparken uyuya kalması üzerine dengesini kaybederek sert zemine düşerek %32 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği iş kazasına ilişkin olarak hükme esas alınan kusur raporuna göre davalı işverene %50, davacıya %50 oranında müterafik kusur oranı belirlenmiş ise de gece bekçisi olan davacının gece boyunca şantiyede dolaşarak görevini yerine getirmesi gerekirken iş makinesi üzerinde uyuya kalmış olması nedeniyle kazanın meydana geldiğinin anlaşılmasına göre hükme esas alınan kusur oranlarının somut olaya uygun düşmediği açıktır.
Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece, hükme esas alınan kusur oranlarına yöneltilen itirazlar gözetilmek suretiyle, işveren ile sigortalının kusur oranlarının değerlendirilmesi açısından dosyanın alanında uzman A sınıf İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak üç kişilik heyete tevdi edilerek kusur oranlarının tayin ve tespitini sağlamak, tespit edilecek bu kusur oranlarını usuli kazanılmış haklar doğrultusunda 01.04.2024 tarihli hesap raporuna uygulanmak (bu raporda esas alınan işlemiş/bilinen devre sonunu) değiştirmemek suretiyle maddi tazminat alacağını tespit etmek, usuli kazanılmış haklar gözetilerek davacının tazminat alacakları hakkında sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.