10. Hukuk Dairesinde istinaf ve bozma sonrası yeniden yargılanan iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında kusur, maluliyet ve hesaplama raporlarındaki çelişkiler ile manevi tazminatın fahişliği temyiz inceleme konusu.
Özet: Bu hukuki evrak, iş kazası sonucu meydana gelen maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle açılan davada, daha önce Yargıtay tarafından usuli nedenlerle bozularak ilk derece mahkemesine geri gönderilen ve bu mahkemece bozma kararına uyularak verilen kısmi kabul kararına karşı davalılarca yapılan temyiz incelemesinin başlangıcını ve duruşma sürecini içermekte olup; davalılar, davacının kusur oranı, bilirkişi raporlarındaki çelişkiler, maluliyet tespiti ve hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu gibi gerekçelerle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını talep etmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2025/6891 E.  ,  2025/12264 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2022/314 E., 2025/79 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... Şirketi vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 16.09.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı ... . San. ve Tic. Ltd. Şti. adına Av. ... ile davacı adına Av. ... geldiler. Davalı ..... San. ve Tic. A.Ş. adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş kazası geçirmesi nedeniyle asıl dava dosyasında 5.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 142.722,33 TL’ye artırmıştır.
Dairemizin bozma ilamından sonra aynı davacı tarafından aynı davalılara karşı açılan birleşen dava dosyasında davacı vekili 1.000,00 TL maddi tazminat istemiş, 16.01.2025 tarihli dilekçesi ile asıl ve birleşen dava dosyasında talep ettikleri maddi tazminat istemlerini 1.057.151,89 TL’ye arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalılar vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.03.2020 kararı ile 101.990,52 TL maddi ve 17.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 15.07.2016 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesi karına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 15.03.2022 tarihli kararı ile kusur raporları arasındaki çelişki de giderecek şekilde yeni kusur raporu alınması gerektiği, davalıların sürekli iş göremezlik oranı itirazları doğrultusunda prosedür işletilmeden karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçeleri ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 20.03.2025 tarihli kararla iş kazasının meydana gelmesine davacının %10, davalı ... Şirketinin %50, davalı ... İnşaat Şirketinin %30, davalı ... Şirketinin yetkilisi dava dışı ...’nun %10 oranında kusurlu olduğu, davacının iş kazası nedeniyle %13,10 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı kabulünden hareketle davacının asıl ve birleşen dava dosyasındaki maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 17.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacının kazada %100 kusurlu olduğunu, dosya kapsamında yer alan SGK tarafından düzenlenen kusur raporu ile yerel mahkemece esas alınan kusur raporu arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bu nedenle yerel mahkeme kararının temyizen bozulması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesi gerekirken çeşitli hesaplamalar yapılmak suretiyle hüküm tesis edilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacının ücretinin asgari ücret düzeyinde olduğu ve vasıfsız işçi olmadığı kabul edilerek yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, dosya kapsamında maddi hesaplamaya ilişkin birden fazla bilirkişi raporu bulunduğunu ve bu raporlar arasındaki çelişkilerin celse arasında açıkça dile getirilmesine rağmen yerel mahkemece bu çelişkiler giderilmeden hüküm kurulmasının yasal düzenlemelere ve yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, davacının maluliyet oranının kabul edilemez nitelikte olduğunu ve bu orana ilişkin olarak dosya kapsamına sunulan itirazların değerlendirilmeden maluliyet oranının tespit edilmiş olmasının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu, birleşen dava dosyası yönünden derdestlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, birleşen davaya ilişkin cevapların süresi içinde sunulmuş olmasına ve ön inceleme duruşmasında delil ve tanık bildirilmesi için süre talep edilmiş bulunmasına rağmen yerel mahkemece kendilerine süre verilmemesinin savunma hakkını kısıtladığını ve bu durumun usul ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini, davacının tazminat hesabında ilk peşin sermaye değerinin hangi esas ve orana göre mahsup edildiğinin açıkça belirtilmediğini, davacı vekili tarafından sunulan ikinci ıslah dilekçesine ilişkin beyan ve itirazların dikkate alınmadığını ve HMK hükümleri uyarınca ikinci kez ıslah dilekçesi verilemeyeceği açık olmasına rağmen davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
... İnşaat Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, ilk davanın kısmi dava olarak açılmış olması karşısında aynı davanın ikinci kez açılarak belirsiz alacak davasına dönüştürülemeyeceğini, ilk davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığını ve bu nedenle bedel artırım dilekçesi verilemeyeceğini, yalnızca ıslah yoluna gidilebileceğini ve ıslah dilekçesinin daha önce sunulmuş olması nedeniyle ikinci kez ıslah yapılmasının mümkün olmadığını, asıl davada davacı taraf bakımından hükmün kesinleşmiş bulunduğunu ve bu nedenle lehlerine usuli kazanılmış hak doğduğunu, gerek asıl gerek birleşen davaya ilişkin cevap dilekçelerinde ve ıslaha itiraz dilekçelerinde zamanaşımı itirazında bulunulmuş olmasına rağmen bu itirazların hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, birleşen davanın da zamanaşımı süresi içinde açılmadığını ve ıslahların da süresi içinde yapılmadığını, bu nedenle davanın zamanaşımı yönünden reddedilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan sözleşmeden açıkça görüleceği üzere müvekkili şirket ile diğer davalı ... Şirketi arasında imzalanan sözleşme kapsamında işin anahtar teslimi olarak alt yükleniciye verildiğini ve bu durumda asıl–alt işveren ilişkisinden söz edilemeyeceğini, bu nedenle davanın müvekkili şirkete yöneltilmesinin kabul edilemez olduğunu, davacıya iş güvenliği eğitiminin fiilen verildiğini ve eğitim programı kapsamında yüksekte çalışma riskleri ile korunma tedbirlerinin yer aldığını, iş sağlığı ve güvenliği hizmetinin bedeli karşılığında yetkili firmadan alındığını ve gerekli tüm önlemlerin uygulandığını, buna rağmen iş güvenliğinin çalışanın insiyatifine bırakıldığı kabulüyle düzenlenen raporun hatalı olduğunu, alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini gereği gibi uygulamayan davacının kusuru ile kazanın meydana geldiğini ve müvekkili şirketin kazada herhangi bir kusurunun bulunmadığını, bilirkişi ek raporunda davacının kök rapora bu yönde bir itirazı ve ücret güncelleme talebi bulunmamasına rağmen ücretin güncellenerek hesap yapılmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, taleple bağlılık ilkesinin aşıldığını ve ücret miktarının Yargıtay kararıyla kesinleşmiş olmasına rağmen herhangi bir talep ya da karar bulunmaksızın ücret güncellenerek hazırlanan rapora dayanılarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, ücret güncellenmeksizin varsa itirazların bilinen dönem ileri çekilmeden mevcut veriler esas alınarak incelenmesi gerekirken bu hususlar gözetilmeden hazırlanan rapora göre hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, iş sözleşmesi ve imzalı bordrolar mevcut olmasına rağmen davacının ücretinin farklı esaslara göre belirlenmesinin yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, davacı tam kusurlu olduğu halde davacıya %10 kusur izafe eden kusur raporunun ve bu rapora dayalı hesaplamaların hukuka aykırı olduğunu, kabul etmedikleri maluliyet oranı esas alınarak hazırlanan raporun da hukuka aykırı olduğunu, kaza olay bilgi formunda yer alan tespitler dikkate alınmadan kazazede ile tanığın çelişkili beyanlarına dayanılarak kusur değerlendirmesi yapılmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, proje kapsamında tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alındığını gösterir belgeler dosyada mevcut olduğu halde bu önlemler hiç alınmamış gibi hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kendi çalışma sahasında iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almanın taşeron firmanın görevi olduğunu ve tüm önlemlerin alındığını, kaçınılmazlık ve kötü tesadüf olguları değerlendirilmeden hazırlanan raporlara dayanılarak hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, meydana gelen kaza ile müvekkili şirket arasında illiyet bağının bulunmadığını, Ankara 13. İş Mahkemesinin 2019/19 Esas sayılı dosyasında SGK tarafından rücu davası açılmış olmasına rağmen bu dosyanın sonucu beklenmeden ve herhangi bir mahsup yapılmadan hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, davanın ihbarı yönünde talepleri bulunmasına rağmen ihbar yapılmadığını ve hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Davalılar vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacı vekilinin 1.057.151,89 TL maddi, 50.000000 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi'nin temyiz incelemesine konu 20.03.2025 tarihli kararında davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 17.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği ve 14.11.2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7531 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın ek 1/3. maddesi olarak getirilen düzenlemenin yürürlük tarihinin 7531 sayılı Kanun'un geçici 1/6. maddesi gereği Yargıtayın bozma kararları üzerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden verilen kararlar hakkında uygulanacağı düzenlemesi gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının 72.070,00 TL'lik temyiz kesinlik sınırı altına kaldığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir.
Davalı vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından İlk Derece Mahkemesince birleşen davada alınması gereken karar ve ilam harcı hesaplanırken mahsup edilmesi gereken 427,60 TL peşin harcın mahsup edilmemiş olması nedeniyle davalılar aleyhine hüküm altına alınan karar ve ilam harcının fazla hesaplandığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davalılar vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının birleşen dava dosyasının karar ve ilam harcına ilişkin B-2 bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere "Birleşen davada; hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 62.464,68 TL harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 62.037,08 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Davalı ... Şirketi, avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.