Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin iş kazası maddi manevi tazminat davasında sürekli iş göremezlik, kusur ve özellikle ücret tespitine dair temyiz incelemesi kararı.
Özet: İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında, ilk derece mahkemesi kararı ile davacının kısmen kusurlu olduğu ancak davalının önemli oranda sorumlu tutularak maddi ve manevi tazminat ödemesine hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, davalının istinaf başvurusunu reddederek bu kararı onamıştır. Temyiz incelemesinde, davalının kusursuzluk ve illiyet bağına dair itirazları reddedilmiş, ancak davacının tazminat hesaplamasına esas alınan ücretinin tespiti konusunda dosyada çelişkili bilgiler (kurum kayıtları, sendika beyanları ve davacı iddiaları) bulunması nedeniyle bu hususun yeniden değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
10. Hukuk Dairesi         2025/2320 E.  ,  2025/11877 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1942 E., 2024/2641 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Yalova 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/528 E., 2024/277 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 16.09.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacı adına Av.... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; iş kazası nedeniyle müvekkilinin iş göremezliğe uğradığı, kazanın davalı kusurundan ileri geldiği iddiasıyla 1.069.348,64 TL maddi, 90.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 31.03.2021 tarihli kararıyla davacının iş kazası nedeniyle %54,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının %30, davalının %70 oranında kusurlu olduğu, ücretin asgari ücretin 3,79 katı düzeyinde olduğu kabulünden hareketle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 45.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 31.03.2021 tarihli bu ilk kararına karşı süresi içinde yalnızca davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, davacı vekili istinafa cevabında kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 22.09.2021 tarihli ilk kararıyla sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve hesaba esas ücretin tespiti noktalarından İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 08.05.2024 tarihli son kararında davacının iş kazası nedeniyle %22,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının %30, davalının %70 oranında kusurlu olduğu, maddi zararın son alınan hesap raporunun A seçeneğinde (asgari ücretin 2,0765 katı düzeyindeki ücret üzerinden yapılan hesaplama seçeneği) belirlenen şekilde 1.656.615,03 TL olduğu, ne var ki davacının talebinin 1.069.348,64 TL olduğu, davacıya yapılan toplamda 100.000,00 TL maddi tazminat ödemesinin mahsubundan sonra kalan 969.348,64 TL’nin hüküm altına alınması gerektiği kabulünden hareketle davacı lehine 969.348,64 TL maddi, 45.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 08.05.2024 tarihli son kararına karşı süresi içinde yalnızca davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilinin kusursuz olduğunu, davacının kusurunun illiyet bağını kestiğini, ücretin hatalı tespit edildiğini, davacının mesleki nitelikleri belirlenmeden esas alınan emsal ücretler üzerinden yapılan hesaplamaların hüküm kurmaya elverişli olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından, davacı tarafın dava dilekçesinde aylık net 3.600,00 TL ücretle çalıştığının iddia edildiği, davacı ücretinin Kurum kayıtlarında asgari ücret olarak göründüğü, ... Ticaret ve Sanayi Odasının Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra emsal ücretin asgari ücret düzeyinde olabileceğini, ... Sanayicileri Sendikasının aylık net 1.851,75 TL ücret alabileceğini, ... İşçileri Sendikasının aylık net 3.059,95 TL ücret alabileceğini bildirdiği, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra alınan ek 02.04.2024 tarihli ek hesap raporunda iki ihtimalli bir hesaplama yapıldığı, bu raporda bilinen dönemin 2024 yılına çekildiği, ilk İhtimalde asgari ücret ve sendikaların bildirdiği ücretlerin ortalaması alındığı ve asgari ücretin 2,07 katına isabet eden ücret ile %20,20 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden hesaplama yapıldığı ve davacının maddi zararının 1.656.615,03 TL olarak hesaplandığı, ikinci ihtimalde yine önceki karara esas olan şekilde asgari ücretin 3,79 katına isabet eden üzerinden hesaplama yapıldığı, bu kez sürekli iş göremezlik oranı %20,20 olarak kabul edildiği, davacının maddi zararın bu ikinci ihtimalde 2.757.242,29 TL olarak tespit edildiği, mahkemece bu son hesap raporunun ilk ihtimaline itibar edildiği anlaşılmaktadır.
İş kazasına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde desteği altında bulunanların maddi zararlarının hesabında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda meslek odaları, TÜİK ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığından herhangi bir ücret araştırması yapılmadan sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, sigortalının yaptığı iş, yaşı, mesleki kıdemi ve işyerindeki kıdemi belirtilmek suretiyle TÜİK, meslek odaları ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığından bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, elde edilecek sonuçları dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirip davacı kazalının gerçek ücretini tereddütsüz olarak belirlemek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde davacı tarafça istinaf edilmeyen İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına esas teşkil eden 21.09.2020 tarihli bilirkişi hesap raporunun bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönemlerinin başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiği ve sürekli iş göremezlik oranının %20,20 olarak belirlendiği göz önünde bulundurup, usuli kazanılmış hakları da dikkate alarak çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,
5.Davalı avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşılık; Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nun oyları ve oy çokluğuyla,16.09.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsuları davacının isitnaf etmemesi nedeni ile davalının isitnafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince geri gönderilmesinden sonra maddi tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artışın davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY, .../ÖZEKES, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira;
6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
8. Belirtmek gerekir ki bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf istinaftan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı istinaf etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararı ile ilk karar tamamen ortadan kalkmıştır. Yeniden yargılama yapılmıştır.
III. Sonuç:
9. Tazminatın itiraz edilmeyen ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçeye atılınmamıştır. Zira bozma sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bilinen dönem bozmadan sonra da devam etmektedir. Bilinen dönemin sınırlandırılması doğru değildir. Zira tazminatın bilinen döneme göre karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının istinaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Çoğunluğun bu yöndeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.