Yargıtay, paydaşların taşınmazdaki haksız el atmanın önlenmesi ve ecrimisil taleplerine yönelik, davalı şirketle diğer paydaş arasındaki kira sözleşmesinin bağlayıcılığı uyuşmazlığında bölge adliye mahkemesi kararını onadı.
Özet: Davacıların paydaşı oldukları taşınmazın davalı şirket tarafından haksız kullanımına ilişkin el atmanın önlenmesi, ecrimisil ve hor kullanma tazminatı talepleriyle açtıkları davada, ilk derece mahkemesi davalının davacıların payına vaki el atmasının önlenmesine ve davacılara ecrimisil ödemesine hükmederken hor kullanma talebini reddetmiş; bu karar davalı tarafından istinaf edilmiş ve bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş; davalının temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, bölge adliye mahkemesi kararını usul ve kanuna uygun bularak onamıştır.

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1482 E., 2024/1976 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 2. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2022/948 E., 2024/428 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.11.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde temyiz eden davalı vekili Avukat .... ile karşı taraftan davacılar vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin paydaşı olduğu taşınmazın davalı şirket tarafından haksız olarak kullanıldığını, aralarında herhangi bir kira ilişkisi olmadığını, ayrıca davalının taşınmazı hor kullandığını belirterek el atmanın önlenmesi, ecrimisil ve hor kullanma tazminatı talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; davanın husumetten reddi gerektiğini, taşınmazın diğer paydaşı ile yapılan kira sözleşmesine dayanılarak kullanıldığını, intifadan men edilmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ile davacılar veya davacıların payı devraldıkları kişiler arasında yapılmış bir kira sözleşmesi bulunmadığı, sunulan kira sözleşmesinin pay ve paydaş çoğunluğu sağlanarak yapılmış bir sözleşme olmadığından davacıları bağlamadığı, davacıların ecrimisil talep etmeye hakları olduğu, hor kullanmadan kaynaklı zararın davacıların taşınmazı satın almalarından önce gerçekleşmiş olması hâlinde davacıların tazminat talep etmeye hakları olmadığı, sonraki dönemde gerçekleşmiş olduğunun da davacılar tarafından ispat edilemediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, dava konusu bağımsız bölüme davalının, davacıların payına vaki el atmasının önlenmesine, 73.730,16 TL ecrimisil tazminatının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...’ya verilmesine, 73.730,16 TL ecrimisil tazminatının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...’ya verilmesine, hor kullanma tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı taraf taşınmazda paydaş olmaması nedeniyle mutlak el atmanın önlenmesi kararı verilmesi gerekirken paydaşlar arası el atmanın önlenmesi davalarında verildiği üzere paya vaki el atmanın önlenmesi kararı verilmesi yanlış olmuş ise de bu husus istinafa konu edilmediğinden kaldırma sebebi yapılmamış, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı vekili duruşmalı temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin taşınmazda uzunca bir süredir davacılar malik olmadan önce kiracı sıfatı ile bulunduğunu, bu kira sözleşmesinin davacılar açısından da bağlayıcı olduğunu, ecrimisil bedelinin taşınmazın edinim tarihinden değil, ihtar edildiği tarihten itibaren hesaplaması gerektiğini, ancak bir ihtar yapılmadığından davadan önceki dönem için ecrimisil talep edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,40.000,00 TL Yargıtay duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.11.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y1. Uyuşmazlık, müdahalenin men'i ve ecrimisil istemlerine ilişkindir. 2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf talebinin esastan reddine hükmedilmiş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır. 4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. 6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir. 8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır. 9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir. 10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir. 12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir. 13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır. 14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir. 15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda kiracı sıfatının bulunduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında kira sözleşmesi ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir. 16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki düzeltilerek onama kararına iştirak edilememiştir.