Yüksek mahkeme, kira sözleşmesi cezai şartının kiracının ekonomik yıkımına yol açıp açmadığının bilirkişi incelemesiyle tespitini emretti.
Özet: Davacı, bir kamu kurumu ile yaptığı kira sözleşmesi kapsamında talep edilen cezai şarta ilişkin borçlu olunmadığının tespiti ve kira ilişkisinin devamı talebiyle açtığı davada, ilk derece mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından iki kez bozulduğu bu evrakta, ilk bozma gerekçesi olarak tahliye ihtarnamesinin tebliği, ecrimisil mahsubu ve cezai şartın hesaplanmasındaki eksiklikler gösterilirken, ikinci bozma gerekçesi ise Türk Borçlar Kanununun 182/son maddesi uyarınca cezai şartın davacının ekonomik mahvına yol açıp açmayacağının bilirkişi incelemesiyle tespit edilerek, gerekirse makul bir seviyeye indirilip indirilemeyeceği hususundaki eksik incelemeye dayanmaktadır.

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/34 E., 2024/142 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 36. Sulh Hukuk MahkemesiSAYISI : 2024/34 Esas, 2024/142 Karar Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili; davacının .. Evlendirme Dairesi yanı 4 nolu fotoğraf dükkanını 10.09.2009-10.09.2012 tarihleri arasında kiraladığını ve evlendirme dairesinin işletme işlerini üstlendiğini, 3 yıllık kira süresi sonunda sözleşmenin yenilenerek devam ettiğini, ancak 30... tarihindeki yerel seçimlerden sonra davalının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun (2886 sayılı Kanun) 75. maddesi gereğince kiralananın tahliye edileceğini ve cezai şarta ilişkin talebi olduğunu bildirdiğini, cezai şart isteminin yasal dayanağı olmadığı gibi şirketin iflasına dahi neden olabilecek nitelikte bir istem olduğunu ileri sürerek; cezai şarta ilişkin borçlu olmadığının ve kira ilişkisinin devam ettiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacı ile aralarındaki kira sözleşmesinin 10.09.2012 yılında bittiğini ve taşınmazın tahliyesine ilişkin .. Kaymakamlığı ile yazışmalar yapıldığını, .. Kaymakamlığının 02.12.2014 tarihli ve 3887 sayılı yazısı ile 12.12.2014 tarihinde tahliye işlemlerinin başlayacağını davacıya bildirildiğini, bu tarihte taşınmazın tahliye edilerek teslim edildiğini, sözleşme gereği cezai şartın davacı tarafından ödenmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 20.10.2015 tarihli kararıyla; davacının kira sözleşmesi çerçevesinde cezai şart ile yükümlü tutulamayacağına ilişkin menfi tespit ve kira ilişkisinin devam ettiğine ilişkin talepler bakımından; tahliyenin gerçekleşmesi nedeniyle, kira ilişkisinin varlığının tespitine ilişkin istem bakımından; konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, cezai şart itibariyle de var olan sözleşmenin inkara uğramadığı da göz önüne alınarak yasal koşulları oluşmayan ve kanıtlanamayan menfi tespit isteminin reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairece verilen 28.02.2018 tarihli ilamla; davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, davacının, cezai şart talebine ilişkin menfi tespit istemi ile ilgili verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; taraflar arasında, 2886 sayılı Kanun hükümlerine göre düzenlenen 10.09.2009 başlangıç tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmenin 17. maddesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na (6098 sayılı Kanun) 179 ve devamı maddelerinde düzenlenen cezai şart niteliğinde bulunduğu, cezai şartın geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yerde belirli bir zamandan yerine getirilmemesi durumunda, borçlunun ödemesi gereken bir edim olduğu, serbest irade ile kararlaştırılan bu cezai şartın geçerli olup taraflarını bağlayacağı, sözleşme süresinin 10.09.2012 tarihinde bitmiş olmasına rağmen davalı Belediyenin sözleşme ilişkisini sonlandırdığı ve kiralananın tahliye edilmesi gerektiğini bildirir ihtarnameyi çok daha sonra 22.04.2014 tarihinde keşide ettiği, keşide edilen bu ihtarnamenin davacı kiracıya tebliğ edilip edilmediği belli olmadığı, Mahkemece söz konusu ihtarnamenin tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması, ayrıca davacı tahliye tarihine kadar ecrimisil ödediğini beyan ettiğinden ihtarnamenin tebliğ tarihinden taşınmazın fiilen tahliye edildiği tarihine kadar, davalının cezai şart alacağının hesaplanması ve varsa davacının ödediği ecrimisil bedelleri de mahsup edilmek suretiyle davacının borçlu olup olmadığı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle karar bozulmuş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekilin süresi içinde kararın düzeltilmesi isteminde bulunması üzerine Dairenin 04.04.2019 tarihli ilamla; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine karar verildikten sonra, somut olayda sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağı, ne var ki davacı cezai şartın tarafının mahvına sebep olacağını ileri sürmekle, 6098 sayılı Kanun'un 182/son maddesi gereğince davacıya ait tüm ticari defter ve kayıtlar ile belgeler getirtilerek, ticari defter ve kayıtları, bilançosu ve ekonomik durumunu etkileyen diğer unsurlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması, yapılan inceleme sonucunda sözleşmede belirlenecek cezai şartın ödenmesinin, davacının ekonomik açıdan mahvına sebebiyet verdiğinin anlaşılması halinde cezai şartın makul bir miktara indirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğu bu defaki incelemeden anlaşılmakla, bozma ilamındaki sebep yanında ayrıca bu nedenle de hüküm bozulmasına karar vermek gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. 2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu olayda sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediği, taşınmazın davacı kiracı tarafından iade edilmediği açık olduğundan cezai şarttan sorumlu olacağı, davacının ödediği iddia edilen ecrimisil bedellerinin cezai şarttan mahsubu halinde bakiye cezai şart alacağından davacının sorumlu olacağı kanaatine varıldığı, 22.04.2014 tarihli ihtarnamenin davacıya 30.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği, davacı şirketin aktif mal varlığının bulunması nedeniyle cezai şart ödemesinin şirketin mahvına sebep olmayacağı gerekçesiyle; davanın davacının talebiyle bağlı kalınarak, 96.000,00 TL üzerinden açılan menfi tespit talebinin reddine, davacı vekilinin dava dilekçesi ile talep etmiş olduğu kiracılık ilişkisinin tespiti talebinin temyiz incelemesi ile onandığı anlaşılmakla bu talep hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalı Belediyenin 10... tarihinde başlayıp üç yıl sürecek kira dönemi sonunda, 09... tarihinden itibaren sözleşmenin sona ermesi gerektiğini bildirmeyerek ve birer yıl ara ile sözleşmenin uzamasını sağladığını, kira sözleşmesi devam ediyormuş gibi işlem yaptığını, kira ilişkisini birer yıl süre ile uzattığını ve ecrimisil ödenmesi yolu ile bu hizmetin görülmesinin sağlandığını, Belediyenin hiçbir ihtar, ihbar ve bildirim yapmadan mecurun tahliyesi için davalıya 2886 sayılı Kanunun 75. maddesine göre işlem yapmak üzere yazı tebliğ ettiğini, bu yazıların İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 2014/879 E. ve 2014/848 K. sayılı dosyası ile dava konusu edildiğini, yürütmeyi durdurma kararı alındığını ve bunun Mahkemece dikkate alınmadığını, davalı Belediyenin 12.09.2014 tarihli yazısı ile 10.09.2009 tarihli kira sözleşmesi ve şartnamenin 17. maddesi uyarınca günlük 32.000,00 TL den iki günlük 96.000,00 TL borç istemi ile bir ihtarname gönderdiğini, fakat ne tahliyeye ilişkin olan yazının ne de bu ihtarnamenin ususlüne uygun olarak davacı şirkete tebliğ edilmediğini, haricen öğrenildiğini, sözleşmenin 17. maddesi dayanak tutularak davalının borçlu olduğuna ilişkin sataşması ve ihtarı ile istenilen bir borcun yasal dayanağı olmadığını, davacı şirketin iflasına dahi sebep olabilecek nitelikte bir istem olduğunu, Kaymakamlığın ''tahliye et'' işlemine karşı İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 2014/1223 E. sayılı dosyasından iptal davası açıldığını ve bu Mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verildiğini, davacı şirketin yürütmenin durdurulması kararı kalktıktan sonra davacı şirket tarafından tahliye edildiğini, kira sözleşmesinin 10.09.2012 tarihinde bittiğini bu sebeple cezai şarta ilişkin kararlaştırmanın da bu tarihte bittiğini ve yeni bir hukuki ilişkinin başladığını, aradan iki üç sene sonra tekrar bu sözleşmeye dönülemeyeceğini, bu işlemler devam ederken bu defa davalı Belediyenin davaya konu edilen; .. Belediye Başkanlığının 12.09.2014 tarihli yazısı ile 10.09.2009 tarihli kira sözleşmesi ve şartnamenin 17. maddesi uyarınca günlük 32.000,00 TL'den üç günlük 96.000,00 TL cezai şarttan kaynaklı borç istemi ve akabinde İstanbul Anadolu 1. İcra Müdürlüğünün 2014/18547 E. sayılı dosyasından 868.260,82 TL tutarlı bir cezai tazminat alacağına ilişkin takip başlatmış olduğunu, 2014 yılı para değerine göre, aylığı 9.000,00-10.000,00 gibi olan bir ilişkide, günlük 32.000,00 TL den cezai şart isteminin fahiş olduğunu, üstelik sadece bu işi yapmak üzere kurulan ve malvarlığı Belediyeye verdiği teminat kadar olan bir şirketin aktif değeri var denilerek bunun kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının kira sözleşmesi çerçevesinde cezai şart ile yükümlü tutulamayacağına ilişkin menfi tespit istemine ilişkindir. Kural olarak bozma ilamına uyulmakla; orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda, lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan, bozma ilamı dışında kalan yönler ise kesinleşir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma ilamında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). Bu kazanılmış hak yeni bir hükümle ortadan kaldırılamaz. Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay tarafından kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hâkimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz. Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamlarıyla; davalıya gönderilen ihtarnamenin tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması, ayrıca davacı tahliye tarihine kadar ecrimisil ödediğini beyan ettiğinden, ihtarnamenin tebliğ tarihinden taşınmazın fiilen tahliye edildiği tarihine kadar, davalının cezai şart alacağının hesaplanarak, varsa davacının ödediği ecrimisil bedelleri de mahsup edilmek suretiyle davacının borçlu olup olmadığının belirlenmesi, davacıya ait tüm ticari defter ve kayıtlar ile belgeler getirtilerek, ticari defter ve kayıtları, bilançosu ve ekonomik durumunu etkileyen diğer unsurlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması, yapılan inceleme sonucunda sözleşmede belirlenecek cezai şartın ödenmesinin, davacının ekonomik açıdan mahvına sebebiyet verdiğinin anlaşılması halinde cezai şartın makul bir miktara indirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Ne var ki; Mahkemece bozma ilamlarına uyulmasına rağmen, bozma gereklerinin tamam olarak yerine getirildiğinden söz etmek mümkün değildir. Mahkemece alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında; kararlaştırılan cezai şartın davacının ekonomik olarak mahvına sebep olacağı bildirilmekle birlikte; taraflar arasındaki kira sözleşmesinin 17. maddesinde cezai şartın günlük olarak kararlaştırıldığı halde, hatalı şekilde aylık olarak hesaplama yapıldığı, yine ihtarnamenin davacıya tebliğ edildiği 30.04.2014 tarihinden 12.12.2014 tahliye tarihine kadar ecrimisil ödendiğine ilişkin belge bulunmadığı belirtilmesine rağmen, .. Belediye Başkanlığının 01.11.2019 tarihli yazısında kiralanan yerden 10.09.2012 tarihinden 30.06.2014 tarihine kadar ecrimisil alındığının bildirildiği ve bunu ilişkin belgelerinin gönderildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece; öncelikle dava konusunun borçlu olmadığının tespitine ilişkin menfi tespit davası olduğu dikkate alındığında davalı Belediyenin dava öncesinde talep ettiği cezai şart miktarının belirlenmesi, akabinde sözleşme hükümlerine göre talep edilebilecek cezai şart alacağının tespiti ile davalı tarafça ödenen ecrimisil miktarının tespit edilip bu bedellerin mahsup edildikten sonra bakiye bedel yönünden uyulan bozma ilamında belirtildiği şekilde 6098 sayılı Kanunun 182/son maddesi gereğince davacının ekonomik açıdan mahvına sebebiyet verdiğinin anlaşılması halinde cezai şartın makul bir miktara indirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,06.10.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.