Yargıtay 4. Ceza Dairesinin hakaret suçundan verilen mahkûmiyet kararında ifade özgürlüğü ve isnadın ispatı müessesesinin uygulanma gerekliliği üzerindeki karşı oyu da içeren temyiz ret kararı.
Özet: Hakaret suçundan sanığa verilen mahkumiyet kararının istinaf mahkemesince onanması üzerine temyiz incelemesi yapan Yargıtay, sanık müdafiinin ifade özgürlüğü ve isnadın ispatı taleplerinin reddiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarına rağmen, eylemin hukuka uygunluğu ve cezanın doğru uygulandığı gerekçesiyle hükmü onamıştır; ancak karşı oyda, isnadın ispatı müessesesinin Anayasa ve kanun hükümleri kapsamında yeterince değerlendirilmediği ve sanığın bu yöndeki tanık dinletme talebinin dikkate alınmamasının hatalı olduğu vurgulanmıştır.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/822 E., 2022/1315 K.SUÇ : HakaretHÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaYapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇSanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİSanık müdafiinin temyizinin; sanığın gerçeği yansıtan sözlerinin Anayasa'nın kendisine tanıdığı ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, suç kastının bulunmadığı, dosyaya sunulan belgelerin bu durumu doğruladığı, isnadın ispatı yönünde tanık dinletme taleplerinin hukuka aykırı şekilde reddedildiği, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, bu nedenlerle ve re'sen gözetilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.III. GEREKÇESanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca Malatya 13. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,23.10.2025 tarihinde karar verildi. Karşı Oy Sanık ... hakkında katılan ...’e yönelik 28/01/2020 tarihinde işlediği iddia olunan hakaret suçundan Malatya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 11/03/2021 tarihli ve 2020/950 E. 2021/269 K. sayılı kararıyla; Karara karşı süresi içinde sanık müdafii tarafından istinaf kanun yolu başvurusu üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 26/04/2022 tarihli ve 2021/822 E., 2022/1315 K. sayılı “istinaf davasının esastan reddiyle hükmün onanmasına” karar verilmiştir. Karara karşı sanık müdafii tarafından süresi içinde temyiz isteminde bulunulmuş, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 23/10/2025 tarihli ve 2023/4535 E., 2025/16982 K. sayılı kararıyla “temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına” karar verilmiştir. Sayın çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık, incelemeye konu dosya kapsamında “isnadın ispatı” müessesesinin işletilip işletilemeyeceği noktasındadır. Bilindiği üzere, Anayasa’mızda isnadın ispatına ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Nitekim Anayasa’nın “İspat hakkı” başlıklı 39. maddesinde “Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.” hükmüne yer verilmiş, bu hükmün uygulamasına ilişkin olarak da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “İsnadın ispatı” başlıklı 127. maddesinde ise “(1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hâllerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır. (2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi hâlinde, cezaya hükmedilir.” şeklinde düzenlenme yapılmıştır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kişilere somut bir fiil isnadında bulunarak hakaret edilmiş olması hâlinde, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için iki seçenek koşuldan birinin gerçekleşmesi gerekir. Birinci koşul, isnadın doğruluğunun ispatında kamu yararı bulunmasıdır. Diğer koşul ise, şikâyetçinin yani kendisine hakaret edilenin ispata razı olmasıdır. Yine Anayasa’mıza göre, isnadın doğruluğunun ispat edilmiş olması, hakaret suçunun hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, hakarette bulunan kişi hakkında beraat kararı verilmelidir. Madde metnindeki düzenleme yapılırken, Anayasa’mızın bu konuda belirlediği kurallar da göz önünde bulundurulmuştur. Kanunumuzda kabul edilen sisteme göre, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için, isnadın bir suç vakıasına ilişkin olması gerekir. Yani kişiye belli bir suçu işlediğinden bahisle hakaret edilmiş olması gerekir. Ayrıca, hakaretin yapıldığı anda isnadın konusunu oluşturan suç dolayısıyla kişi hakkında henüz bir hüküm verilmemiş olmalıdır. İsnadın doğruluğunun ispatı, hakaret suçundan dolayı açılan davanın görüldüğü mahkemede yapılmamaktadır. Hakaret suçunun işlendiğinden bahisle açılan davanın görüldüğü mahkeme, yapılan somut vakıa isnadının bir suç oluşturması durumunda, bu suçun gerçekten işlenmiş olup olmadığının ortaya çıkarılmasını bekletici mesele kabul ederek, bu nedenle açılmış veya açılacak olan davanın sonucunu beklemelidir. İsnadın doğruluğunun ispatı, ancak isnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası bağlamında ilgili mahkemede söz konusu edilebilir. İsnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası sonucunda bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde; isnat ispatlanmış addedilir ve maddenin birinci fıkrası gereğince, hakarette bulunan kişiye ceza verilmez. Ancak, hakarete uğrayan, isnat edilen fiil dolayısıyla hakkında açılan davada kesinleşmiş bir hükümle beraat etmişse, isnat ispat edilmemiş sayılır ve hakaret eden kişi cezalandırılır. Hakarete uğrayan kişi hakkında, isnat edilen fiil dolayısıyla takipsizlik kararı veya açılan davada düşme kararı verilmiş olması hâlinde de; isnadın doğruluğu ispat edilmemiş sayılacaktır. Maddenin ikinci fıkrasına göre; kesin hükümle sonuçlanmış bir davayla işlendiği sabit görülen bir fiilden bahisle kişiye hakaret edilmiş olması hâlinde, cezaya hükmedilir. Böylece, daha önce işlediği bir suçtan dolayı mahkûm edilmiş olan kişiye, bu suçtan bahisle hakaret edilmiş olmasının tasvip edilemez olduğu vurgulanmıştır. Hakkında başlatılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı veya açılan davada düşme veya beraat kararı verilmiş olan kişiye, soruşturma veya kovuşturma konusu fiilden bahisle hakaret edilmiş olması hâlinde, hakaret edenin cezalandırılacağında kuşku yoktur. İsnatta bulunulan kişinin kamu görevlisi olması ve bu kişiye göreviyle bağlantılı olarak isnatta bulunulması halinde, isnadın suç teşkil etmesinin zorunluluğu karşısında, bu isnadın ispatında kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir. İsnadın ispatında kesinleşmiş mahkeme kararının aranması karşısında hakaret yargılamasında nispi yargılama mümkün olamamaktadır. Bunun istisnası ise isnatta bulunanın ispat talebine, isnad olunanın rıza göstermesi halinde, hakaret suçunun görüldüğü dava çerçevesinde bu talebin nispi yargılama ile ele alınması mümkün olabilecektir. Ancak, kamu görevlisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasının izin veya karar alınmasına bağlı olup da bu izin yahut kararın verilmemesi ve hakaret suçunun mağdurunun ispata rıza göstermemesi halinde ise, takip edilecek yolla ilgili kanunlarımızda bir açıklık bulunmamaktadır. Anayasa’nın 38. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan masumiyet karinesinin bir gereği olarak isnad edilen suç, sanığın kusuru olmaksızın idari bir engel sebebiyle ispat edilemiyorsa, açıkça savunma hakkı kısıtlandığından, bu hususun cezai sorumluluğunun sanığa yüklenmesi yerinde olmayacak, aksine sanık lehine şüphe olarak değerlendirilmesi uygun olacaktır. Bu açıklamalar çerçevesinde incelemeye konu olayda; sanığın kendisine ait sosyal medya hesabında, muhtar olarak görev yapan katılana yönelik deprem mağdurlarına dağıtılmak üzere gönderilen çadırlar ile ilgili olarak "... insanların içinde barınacağı çadırları ve gıda yardımlarını yandaşlarına dağıtmış ve çalmıştır..." şeklinde paylaşım yaptığı şeklinde iddia ve kabul edilen olayda, hakaret iddiasına konu sözlerin, somut bir olgu ve suç oluşturan fiil isnadı niteliğinde bulunduğu gözetilerek, Anayasa’mızın 39. ve 5237 sayılı Kanun'un 127. maddesi uyarınca sanığa isnadın ispatı olanağı vermesi karşısında, katılan hakkında Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca 2020/2765 soruşturma numaralı dosyasıyla başlatılan soruşturmanın ... Kaymakamlığı tarafından soruşturma izni verilmeyerek engellendiği nazara alındığında, isnadın ispatı engellenmek suretiyle savunma hakkı kısıtlanan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği düşünülmüştür. Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle sayın çoğunluğun hükmün onanmasına ilişkin görüşüne iştirak edilememiştir.