Satın alınan kameranın tekrar eden arızalarının giderilememesi üzerine tüketicinin ayıplı malın değişimi veya bedel iadesini talep ettiği satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası.
Özet: Davacı, satın aldığı ürünün kamerasındaki sürekli tekrarlayan ve teknik servis tarafından giderilemeyen arızanın ayıplı mal olduğunu iddia ederek misliyle değişimini veya bedel iadesini talep etmiş; davalı ise ürünün yapılan kapsamlı testlerde donanımsal bir ayıp taşımadığını, tespit edilen sorunların yazılımsal olduğunu ve her defasında giderilerek sorunsuz bir şekilde davacıya teslim edildiğini, bu nedenle ayıplı mal hükümleri kapsamında değişim veya bedel iadesi talebinin reddi gerektiğini savunmuştur.

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/311 EsasKARAR NO: 2026/40DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 07/05/2024KARAR TARİHİ: 13/01/2026Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, ------ tarihinde, ---- tutarında, ------numaralı ürünü satın aldığını, Satın alınan ürünün, ---- tarihinde kameranın bulanık göstermesi sebebiyle ürünün satın alındığı ---- şubesine götürülmüş olup, ürüne ilişkin değişim yapılamayacağının belirtildiğini, davalı firmanın teknolojik destek sağlayan ------- uzman servisi üründe hata bulunduğunu tespit etmiş olup, güncelleme ile mevcut sorunu çözdüklerini, ancak arızanın 4 gün sonra tekrar ettiğini, bu süreç içerisinde müvekkilinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği gereğince sahip olduğu 14 günlük cayma hakkı süresinin dolduğunu, üründe arızaların sıklıkla tekrar etmesi sebebi ile --------- firmasının destek ekibine başvurulmuş olup, aradan geçen 4 aylık süre boyunca ürün ile sorunu tespit ettiklerini belirtip ürünü güncellemelerinin ardından, her seferinde arıza 3-4 gün içerisinde tekrar etmiş olup, üründeki arıza hâlihazırda da devam ettiğini, Üründe bulunan arızaya ilişkin davalı firmanın servisine ücretsiz onarım isteme hakkı kapsamında başvurulmuş olup, ürünün arızası giderilemediğini ve halen devam ettiğini, garanti kapsamında bulunan ürüne yönelik malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin talep edildiğini, ancak firma bu talebi kabul etmediğini beyanla; yukarıda arz ve izah edilen nedenler gereği, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile Davanın kabulüne, ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesine, ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi mümkün değil ise ayıplı malın satış bedeli ile satım tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek mevduat faizi ile birlikte olmak üzere davalıdan tahsiline, Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa aidiyetine karar verilmesi talep ve dava etmiştir. SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (“Kanun”) kapsamında tüketicilere tanınan seçimlik hakların kullanılması, satışa konu mal veya mallar üzerinde gizli veya açık bir ayıbın varlığına bağlı olduğunu, kanun'da düzenlenen kapsamda bir ayıp içermeyen mal söz konusu olduğunda, tüketiciye kanunen tanınan seçimlik hakların kullanılmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirket ve onun tarafından yetkilendirilmiş teknik servis sağlayıcıların, servis talebiyle kendilerine iletilen bir ürünün, öncelikle yazılım kaynaklı bir sorun mu yoksa donanımsal (parça ile ilgili) bir sorun mu ihtiva ettiğini incelediklerini, Bu incelemeler, üretici firmanın özel olarak geliştirdiği, performans, kullanılabilirlik ve fonksiyon (işlevsellik) testleri dahilinde yapıldığını, bu kapsamda, tanılama test sonuçlarına ve sorunun kaynağına (yazılımsal mı donanımsal mı) bağlı olarak tüketicilere en uygun ve kesin teknik çözüm sağlandığını, söz konusu işlemlerin tamamlanmasının ardından ise ürünler tüketicilere teslim edilmeden önce herhangi bir talebe bağlı olunmaksızın yeniden çeşitli fonksiyon testlerine tabi tutulduğunu ve ürünlerin arızalarının tam olarak giderilip giderilemediklerinin kontrol edildiğini, ilgili testlerden geçmeyen ürünler için servis işleminin devam ettirildiğini, mevcut olay bakımından, davacı yanın ------- tarihli ilk teknik servis başvuru kapsamında incelenen cihaz üzerinde yapılan incelemeler neticesinde cihaz kamerasında mevcut sorunların herhangi bir donanımsal arıza veya ayıptan kaynaklanmadığının tespit edildiğini ve ------- sıfırlama işlemleri uygulandığını, İşbu dilekçe ekinde sunulan servis formundan anlaşılacağı üzere, yapılan işlemlerin ardından cihaz bizzat kullanıcısı tarafından da test edildiğini ve herhangi bir sorun olmadığından emin olunduktan sonra kendilerine teslim edildiğini, Söz konusu onarımdan bir süre sonra, ------ tarihinde davacı benzer sorunlar yaşamakta olduğu gerekçesiyle tekraren müvekkili şirket'e başvurmuşsa da yinelenen test ve denetimlerin ardından cihaz'da herhangi bir kamera sorunu tespit edilemediğini; rutin yazılım sıfırlama işlemleri tamamlanan cihaz'ın sorunsuz şekilde tesliminin sağlandığını, cihaz bakımından herhangi bir onarım veya değişim hizmeti sağlanmamış olmasının sebebinin ise, cihaz'da kullanımı etkiler mahiyette herhangi bir donanımsal arızanın tespit edilememiş olmasının olduğunu, eş anlatımla, davacıya teslime hazır hale geliş itibariyle uzman teknisyenler tarafından yapılan tüm işlevsellik testlerini başarıyla geçen cihaz'ın servis işlemine uygun olmadığının değerlendirildiğini, davacı her ne kadar anılan tarihten itibaren bahsedilen sorunları yaşamakta olduğunu beyan etmişse de müvekkili şirket tarafından cihaz'ın teknik incelemeye tabi tutulduğu en son tarih -------olup bu tarihte yapılan denetimlerde de cihaz'da herhangi bir donanımsal arıza tespit edilemediğini, kaldı ki davacı da söz konusu durumun aksini gösterir nitelikte herhangi bir teknik bilgi veya belge de sunamadığını, müvekkil şirket açısından (tüm tanılama testlerini başarıyla geçen) cihaz, ayıplı ürün olarak nitelendirilmemekte; dolayısıyla da mevcut uyuşmazlık bakımından davacı'nın Kanun kapsamında tanınan seçimlik haklara ehil olmadığının değerlendirilmediğini, buna karşın, davacı'nın iddiaları doğrultusunda cihaz kamerası bakımından donanım kaynaklı herhangibir arızanın bulunup bulunmadığı yönünde değerlendirme yapılabilmesini teminen cihaz'ın alanında uzman bir bilirkişi marifetiyle incelenmesini ayrıca talep ettiklerini beyanla, davanın reddine, Yargılama giderlerinin Davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava hukuki niteliği itibariyle, satın alınan telefonun ayıplı çıkması nedeni ile oluşan zararın tazminine yönelik olarak açılan alacak davasıdır. Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından verilen raporda özetle; "Davacı ----- tarafından, Davalı ---- tarihinde ------- marka model akıllı telefon satın alındığı, dava konusu telefon üzerinde yapılan incelemede, ön kamerasının arızalı olduğu, bu arızanın donanımsal olduğunun tespit edildiği, dava konusu------- model telefonun ön kamerasında tespit edilen donanımsal arızanın, Sözleşmenin kurulması ya da satılanı teslim alma zamanında alıcının bilmediği ve satılan üzerinde yeterli dikkati sarf etse bile bilemeyeceği nitelikte olduğundan, yani tecrübeli ve dikkatli bir kişiden beklenebilecek muayeneden daha uzun bir muayene ile ortaya çıkabilecek olan veya meydana çıkmaları özel bir inceleme veya muayeneyi gerektiren bir ayıp olduğundan, Dava konusu telefondaki arızanın “GİZLİ AYIP” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu -------- marka model telefondaki arızanın/sorunun “GİZLİ AYIP” kapsamında değerlendi Yönetmeliğinin 9.Maddesi ve Türk Borçlar Kanunu 27.Maddesi kapsamında, değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, davacının seçimlik haklarından “Satılanın Ayıpsız Bir Benzeri İle Değiştirilmesi” hakkını kullanabileceği," şeklinde rapor sunulmuştur. Bilirkişi tarafından verilen ek raporda özetle; " Dava konusu -------- marka model telefonun ön kamerasında odak problemi olduğu, telefonla yakından bir şey çekilmeye çalışıldığında ------- görüntü oluştuğu ve ekrana dokunup odaklama istediğinde kameranın cevap vermediği, Kameradaki bu sorunun, telefon kapatılıp açıldığında düzeldiği, fakat bir süre sonra aynı sorunun tekrar ortaya çıktığı, yazılım yüklemesiyle de çözülmeyen ve belirli aralıklarla tekrar eden bu sorunun, donanımsal bir arıza olduğu kanaatine varıldığı, dava konusu ------ marka model telefonun ön kamerasında tespit edilen donanımsal sorunun, Sözleşmenin kurulması ya da satılanı teslim alma zamanında alıcının bilmediği ve satılan üzerinde yeterli dikkati sarf etse bile bilemeyeceği nitelikte olduğu, dava konusu telefonun ayıplı kapsamda değerlendirip değerlendirilemeyeceği ve davacının seçimlik haklarından herhangi birini kullanıp kullanamayacağı yada hangi seçimlik hakkının kullanabileceğinin taktirinin, Mahkemeye ait olduğu, dava konusu ------- marka model telefonun ön kamerasında donanımsal bir sorun olduğu tespit edildiğinden, ön kameranın değiştirilmesi durumunda sorunun çözüleceği, dava konusu ----- marka model telefonda tespit edilen ön kamera odak sorununun, telefonun kullanımını ve kullanım amacını etkileyebilecek düzeyde olmadığı." şeklinde rapor sunulmuştur. Bilirkişi tarafında verilen 2. Ek raporda özetle; "Mahkemenizin verdiği karar doğrultusunda yapılan piyasa araştırmasında ön kamera değişim ücretinin 7.969 TL, arka kamera değişim ücretinin ise 4.000 TL (tek kamera) olduğu;" şeklinde rapor sunulmuştur. Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 25/1, 3). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır.Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi---------, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir ----------- Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir.Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır ------Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.Somut olayda davacının davalıdan ----tarihinde satın aldığı telefonun ayıplı olması sebebiyle misli ile değişim talebinde bulunduğu görülmüştür. İddiaların değerlendirilmesi için teknik bilirkişiden alınan raporda telefonda gizli ayıp bulunduğu sabit hale gelmiştir. Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi -----Eldeki davada telefonda ayıp bulunduğu sabit hale gelmiş ise de kök raporda telefonun tamirinin mümkün olup olmadığı, tamir bedeli ve mevcut durum itibariyle telefondan beklenen verimin sağlanıp sağlanmayacağı değerlendirilmediğinden ek raporlar alınmış olup ek raporlarda ön kamera değişiminin yapılması halinde sorunun çözüleceği, telefondaki kamera sorununun telefonun kullanımı ve kullanım amacını etkileyecek düzeyde olmadığı, ön kamera değişim bedelinin ----- olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan seçimlik hakkın ortaya çıkaracağı sonucun karşı taraf için orantısızlık yaratması ve durumun bunu haklı göstermemesi gibi özünde Türk Hukuk sisteminin temelini oluşturan hakkaniyet ilkesine dayanmakta olup; somut olayın yapısı ve bu ilkenin uygulanırlığı noktasında takdir hakkını da hakime yüklemiştir. Somut olayda ayıp nedeniyle oluşan doğan onarım bedeli dikkate alındığında Mahkemece, davacının seçimlik haklarından misli ile değişim hakkını kullanmasının TMK’nin 2 ve TBK’nin 227/4 maddeleri gözetilerek hakkaniyete ve taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesine aykırı olacağından ve çoğun içinde azı da vardır ilkesi gereğince ön kamera değişimi ile sorun çözüleceği belirtiltiğinden ön kamera onarım bedeli yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup problemin ön kameradan kaynaklanması sebebiyle arka kamera değişim bedeli de dikkate alınmaksızın değerlendirme yapılmıştır.HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacının uyuşmazlık konusu telefonun misli ile değiştirilmesi veyahut misli ile değişimin mümkün olmaması halinde telefonun satış değerinin tahsiline ilişkin taleplerinin REDDİNE, Çoğun içinde azı da vardır ilkesi gereğince 7.969,00 TL ön kamera değişim bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kabulüne karar verilen onarım bedeline dava tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine,2-Karar harcı 732,00-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 631,86-TL harcın mahsubu ile bakiye 100,14- TL harcın davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,3-Davacı tarafından yatırılan 427,60- TL başvurma harcı, 631,86-TL peşin nispi harc olmak üzere toplam 1.059,46-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine 4-Davacı tarafından yapılan 166,00-TL tebligat ve müzekkere gideri, 4.500,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 4.666,00-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 1.004,98-TL sinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davanın kabul edilen kısmı için davacı yararına karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 7.969,00- TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Davanın reddedilen kısmı için davalı yararına karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 29.030,00- TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,8-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,9-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca----- bütçesinden ödenen 1.320-TL arabuluculuk ücretinin haklılık oranına göre 775,38-TL.sinin davalıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına, 2.824,62- TL.sinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde -------Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/01/2026