İşçilik alacakları davasında yurt dışı çalışma, uygulanacak hukuk, zamanaşımı, istinaf kararı ve Anayasa Mahkemesinin MÖHUK 27/1i iptal kararının uyuşmazlığa etkisi üzerine temyiz incelemesi.
Özet: Davacı yurt dışındaki şantiyelerde formen olarak çalıştığı davalıdan kıdem, ihbar, yıllık izin ve fazla mesai gibi işçilik alacakları talep etmiş, ilk derece mahkemesi yabancı hukukun zamanaşımı hükümleri nedeniyle davayı reddetmiş, istinaf mahkemesi ise iş ilişkisinin sıkı bağı ve adil yargılanma hakkı ilkeleri gereği Türk hukukunun uygulanması gerektiğine karar vererek hükmü kaldırmış; davalının temyiz itirazları üzerine Yüksek Mahkeme, iş sözleşmesine uygulanacak hukukun tespiti ve alacakların zamanaşımı hususunda, özellikle Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 27/1 maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin uyuşmazlığa etkisinin değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/5138 E.  ,  2025/9063 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/2158 E., 2025/626 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/670 E., 2024/439 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2005-2017 yılları arasında, davalı işverenin yurt dışı şantiyesinde formen olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilip Türkiye’ye gönderildiğini, 2.300,00 USD ücret aldığını, bir kısmının avans olarak elden ödenip kalanının banka hesabına yatırıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 01.05.2008-02.06.2009, 22.07.2010- 13.10.2010, 14.09.2012- 22.11.2017 tarihleri arasında fasılalarla çalıştığını, davacının proje bazlı işte belirli süreli iş sözleşmesiyle çalıştığını, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, davacının ücretinin bordroda gösterildiğini, alacağı bulunmadığını, taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının ...'da çalıştığı sürelerde Rus iş hukuku, Umman'da çalıştığı sürelerde ise Umman iş hukukunun uygulanması gerektiği, Rus İş Kanunu’nun 392. maddesine göre feshe bağlı alacakların dava edilme süresinin üç ay olduğunun düzenlendiği, Umman İş Kanunu'nun 7. maddesinde ise dava edilme süresinin hak edildiği tarihten itibaren bir yıl olduğu, davalının cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmakla davacının hem ...'da hem de Umman'da çalışma sürelerine ilişkin alacaklarının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı yanca dayanılan sözleşmelerin davacının tüm hizmet dönemini kapsamadığı, İŞKUR'un sorulan döneme ilişkin davacıya ait sözleşmeye rastlanmadığını bildirdiği, davalı vekili, somut olaya yabancı hukuk uygulanması gerektiğini savunsa da, davacının 2010 yılı çalışması için Türk hukukuna göre ihbar öneli verildiğini, son dönem çalışmasına ilişkin olarak da yine Türk hukukuna göre kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ödendiğini savunduğu, işçinin son dönem çalışmasındaki hizmet süresinin önceki dönem çalışmalarından süre olarak da en fazla çalışılan dönem olduğu, eldeki dava tarihi ve hatta İlk Derece Mahkemesinin ilk karar tarihi itibarıyla Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin içtihat değişikliğinin gündemde bulunmadığı, istinaf aşamasında geçen sürede davacı işçi aleyhine gelişen hukuksal yorum/içtihat değişikliğinin eldeki davaya uygulanması hâlinde; benzer statüde işçilerin karşılaştığı benzer hukuki problemlerde çelişkili/sürpriz karar yasağı gündeme gelecek, adil yargılanma hakkı, hukuki öngörülebilirlik ilkesi ve Anayasanın 10. maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesine de aykırılık sonucunun doğabileceği, somut olayda taraflar arasındaki iş ilişkisinin sıkı bir şekilde ilgili olduğu Türk hukukunun uygulanması gerektiği sonucuna varıldığı gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Dava konusu uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini,
2. Türk hukukuna göre yapılan tespitlerin hatalı olduğunu,
3. Davacının kabul edilen ücretinin hatalı olduğunu,
4. Davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları ödendiğinden herhangi bir alacağının bulunmadığını,
5. Bilirkişi raporundaki hesaplamaları kabul etmediklerini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, dava konusu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve vekâlet ücretine ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasanın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasanın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünde uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davacının ...'da çalıştığı sürelerde Rus iş hukuku, Umman da çalıştığı sürelerde ise Umman iş hukukunun uygulanması gerektiği, buna göre zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de somut olayda Türk hukukunun uygulanması gerektiği sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçinin, 28.11.2006-12.12.2007 tarihleri arasında ...-... projesinde, 01.10.2008- 02.06.2009 tarihleri arasında ...- ... projesinde, 20.07.2010-13.10.2010 tarihleri arasında ...-... projesinde, 14.09.2012-22.11.2017 tarihleri arasında ise ... Uluslararası Havalimanı-Umman Sultanlığı projesinde çalıştığı, 12.06.2009 tarihine kadarki dönemde iş sözleşmesi ve hukuk seçimi bulunmadığı, 20.07.2010-13.10.2010 tarihleri arasındaki çalışmasına ilişkin İŞKUR sözleşmesi bulunduğu ve çalıştığı yer hukuku (...) uygulanacağına dair hukuk seçimi bulunduğu, 14.09.2012-22.11.2017 tarihleri arasında da iş sözleşmesinin bulunduğu ve Umman Sultanlığı Kanunlarının uygulanacağına dair hukuk seçimi bulunduğu anlaşılmıştır.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta dosyadaki bilgi ve belgelere göre yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 28.11.2006-02.06.2009 tarihleri arasında ...'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının 28.11.2006-02.06.2009 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.
Yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmelerde hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından uyuşmazlığa 20.07.2010-13.10.2010 dönemi için iş sözleşmesi ile seçilen hukuk ... iş hukuku, 14.09.2012-22.11.2017 dönemi için iş sözleşmesi ile seçilen hukuk Umman Sultanlığı iş hukuku uygulanmalıdır.
Hâl böyle olunca, dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacakları hakkında, usuli kazanılmış haklar da gözetilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.