Yurtdışı İnşaat Projesinde Çalışan İşçinin Kıdem, İhbar, Fazla Çalışma, Hafta Tatili ve Bayram Alacakları Davasında Tanık Beyanları ve Bordro Çelişkilerinin Yargıtay İncelemesi.
Özet: İşçi, yurt dışındaki inşaat projesinde atölye şefi olarak çalışırken eksik ödenen kıdem ve ihbar tazminatları ile prim, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacakları talep etmiş; ilk derece mahkemesi, işçinin bakiye ihbar, fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerine hak kazandığına hükmederken, prim ve işçinin başka bir davadaki beyanları nedeniyle ulusal bayram genel tatil ücreti taleplerini reddetmiş; istinaf mahkemesi ise, işçinin imzaladığı bordrolarda fazla çalışmanın ücrete dahil olduğuna dair bir düzenleme olmaması nedeniyle tanık beyanlarıyla ispatlanan fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerinin ödenmesi gerektiği yönündeki kararı onamıştır.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2036 E., 2025/1022 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 23. İş MahkemesiSAYISI : 2020/389 E., 2022/304 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait Etiyopya’daki inşaat yapımı işinde atölye şefi olarak 20.11.2015-04.08.2017 tarihleri arasında çalıştığını, davacının şantiyedeki çalışmasının normal çalışma saatleri üzerinde olduğunu, fazla çalışma yaparak 07.00-19.00 saatleri arasında çalıştığını, ayda sade iki hafta tatili dinlendiğini, dinî bayramların iki günü haricindeki tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, işyerinde yılda bir aylık ücreti tutarında prim ödenmesi yönünde uygulama olmasına karşın davacıya bu ödemenin yapılmadığını, iş bitimi gerekçe gösterilerek haksız ve bildirimsiz olarak işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, prim, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 20.11.2015-04.08.2017 tarihleri arasında çalıştığını, işe başladığı ilk ay 2.500,00 Amerikan doları (USD) sonraki dönemlerde ise 3.000,00 USD ücret aldığını, iş sözleşmesinin müvekkili tarafından üstlenilen işin bitmesi nedeniyle feshedilerek davacıya hizmet süresine göre hak ettiği kıdem ve ihbar tazminatının eksiksiz olarak ödendiğini, davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, hafta tatili günlerinde çalışmadığını, bu günlerde çalışması ve fazla çalışma yapması durumunda ücretinin ödendiğini, dava dilekçesinde iddia edilen hususların gerçek dışı olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında davacının hizmet süresi ve ücretiyle ilgili uyuşmazlık bulunmadığı, davalı tarafça ödenen kıdem tazminatının mahsubundan sonra davacının bakiye kıdem tazminatı bulunmamakla birlikte hizmet süresine göre hesaplanan ihbar tazminatının tamamının ödenmediği anlaşılmakla bakiye ihbar tazminatına hak kazandığı, dinlenen tanık beyanlarından davacının fazla çalışma yaptığı ancak ücretlerinin ödenmediğinin anlaşıldığı, on beş günde bir hafta tatili yaptığı, bu çalışmalarının karşılığının davalı tarafça ödendiğinin ispatlanamadığı, davacıya prim ödeme taahhüdünde bulunulduğuna veyahut işyerinde böyle bir uygulama olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belge olmadığı, tanık beyanlarının da çelişkili olması karşısında davacı tarafça prim uygulaması olduğu somut delillerle ispatlanamadığından bu alacak talebinin reddine karar verildiği, davacının dinî bayramların iki günü haricindeki diğer ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının anlaşıldığı, davacı asılın İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesinin 2016/500 Esas sayılı dosyasında davalı işyeri tanığı olarak vermiş olduğu ifadede çalıştıkları tatil günleri karşılığında ücret ödendiğine ilişkin beyanı ile ikrarda bulunduğu anlaşılmakla bu alacak talebinin reddine karar verildiği açıklanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, zamanaşımının söz konusu olmadığı, arabuluculuk yoluna başvurulup davalı temerrüte düşürüldüğünden son tutanak tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının ücretinin tespitinde isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafça bordrolarda "fazla çalışma ücreti: yok" ibaresine yer verildiği, davacının da bordroyu imzaladığı, buna göre fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunun kabulü gerektiği ileri sürülmüş ise de dosya içeriğinde fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğuna ilişkin düzenleme bulunmadığı, davacının çalışma şekline ilişkin puantaj kaydı ve benzeri yazılı bir belge sunulmadığından, davacının, haftalık kırk beş saati aşan fazla çalışma yaptığı ve hafta tatili çalışmalarının tanık beyanlarıyla ispatlandığı, haftalık çalışma süresinin kırk beş saat olarak belirlenmesinden sonra davacının fazla çalışma ücretinin olmadığına dair bilgilendirme formunu imzalamasının yasal olarak yaptığı fazla çalışma alacağının ödenmemesini gerektirmeyeceği, davacının İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesinin 2016/500 Esas sayılı dosyasında davalı işyeri tanığı olarak vermiş olduğu ifadede çalıştıkları ulusal bayram ve genel tatil günleri karşılığında ücret ödendiğine ilişkin beyanı dikkate alındığında ifade verdiği tarihe kadar bu beyanı ile bağlı olduğu, bu tarihten sonraya ilişkin hesaplama yapılması gerektiği, bu açıdan davacı vekilinin istinafının kısmen yerinde olduğu, tanık beyanlarına göre hesaplama yapıldığından %30 indiriminin yetersiz olmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun belirtilen sebeple sınırlı olarak kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacı müvekkilinin davalı Şirkette atölye şefi olarak çalışmış olup beyaz yakalı olduğunu, müvekkilinden sonra işe giren beyaz yakalı statüsündekilere prim verilmiş ise de müvekkiline prim ödenmediğini, davacı tanığı B.Y'nin beyanıyla bunun doğrulandığını, tanık beyanlarında çelişki olmayıp işçilerin statü ve konumları incelenemeden ret kararı verildiğini, b. Müvekkilinin İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesinin 2016/500 Esas sayılı dosyasıda davalı işyeri tanığı olarak dinlendiği dosyada davacı mavi yakalı işçi olduğundan davalı işyeri ile anlaşmasının farklı olduğunu ve dosya davacısı için tanıklık etmekle beyanının eldeki davada kendisini bağlamayacağını, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının tüm hizmet süresi üzerinden hesaplanması gerektiğinden kararın bu yönlerden hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının talep ettiği alacakları içerisinde yer alan ve beş yıllık zamanaşımı süresine tâbi olan ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı def'i gözetilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu,b. Davacının hesaba esas brüt ücretinin hatalı tespit edildiğini, zira yurt dışında çalışan işçilerin kısa vadeli sigorta koluna tâbi olduğunu ve elde edilen ücretin gelir vergisine ve diğer vergisel kesintilere tâbi olmadığını, hükme dayanak bilirkişi raporundaki net ücretin brüt ücrete çevirme işleminin hatalı olduğunu, açık kanun hükmü ve Yargıtayın kabul ettiği görüş uyarınca yurt dışında çalışan işçinin net ücretinin aynı zamanda brüt ücreti olduğunun kabulü gerekmesine rağmen aksi kanaatle yapılan hesaplamanının usul ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini,c. Ayrıca giydirilmiş ücret hesaplanırken ilave olunan yemek ve barınma giderinin neye göre belirlendiğinin net olmadığını, işyerinin niteliği, fesih tarihinde bulunulan ülke ve davacının çalıştığı tarihler de belirtilerek fesih tarihindeki barınma ve yemek bedelinin ne kadar olduğu ilgili kuruluşlardan araştırılarak, oluşacak sonuca göre kıdem ve ihbar tazminatı hesabına esas alınacak yemek ve barınma bedelinin belirlenmesi gerektiğini,d. Davacının fazla çalışma ücretine hak kazanmayacağını; zira yurt dışı iş sözleşmesinin eki niteliğinde olan davacı imzasını haiz Yurtdışı Çıkış Yapan İşçi Bilgilendirme Formu'nda açıkça görüleceği üzere fazla çalışma ücretine dair hüküm konulmuş olup fazla çalışma alacağının olmadığını, fazla çalışmanın asıl ücrete dâhil olduğunun "fazla çalışma ücreti: yok" ibaresi ile kararlaştırıldığını, e. Salt davacı tanıklarının beyanlarına dayanılarak hesaplama yapılmasının açıkça hatalı olduğunu, zira yazılı delil niteliğini haiz ücret bordroları dosyada mevcutken, davacının talepleri ve davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceğini, kaldı ki iddia ve kabul olunan çalışma saatlerinin ve çalışma şeklinin gerçeği yansıtmadığını, bir kişinin hafta tatili yapmaksızın çalışmasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davalıya karşı davası olan tanık beyanlarına dayalı olarak hüküm tesisinin de ayrıca hatalı olduğunu beyan etmiş ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; yurt dışında çalışan davacıya ödenen aylık brüt ücretin ve giydirilmiş ücretin tespiti, prim, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması ile zamanaşımı hususlarındadır5718 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) "Bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar" kenar başlıklı 5/1-(g) hükmü şu şekildedir:"(Ek: 17/4/2008-5754/3 md.) Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri halinde, 50 nci maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.(Ek cümle: 13/2/2011-6111/24 md.) Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır." Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinden isteğe bağlı sigortalılık talebinde bulunanlardan Türkiye’de ikamet şartı aranmamaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 5/1-(g) hükmü gereğince 2008 yılı Ekim ayı başından itibaren Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda işçinin net ücretine, yurt içinde çalışan işçiler gibi %14 oranında SGK primi ve %1 oranında işsizlik primi eklenerek brüt ücret hesaplaması yapılamaz.Somut uyuşmazlıkta hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacının fesih tarihindeki aylık net ücreti 3.000,00 USD olarak belirlenmiş olup bu tespit dosya kapsamına uygundur. Ancak davacının çıplak brüt ücreti belirlenirken yurt içinde çalışan işçiler gibi brütleştirme yapılarak gelir ve damga vergisi ilavesiyle hesaplama yapılması hatalı olduğu gibi davalının bu husustaki itirazının ise bilirkişi ek raporunda, "ulusal mevzuat hükümleri doğrultusunda vergi kesintilerinin de uygulanması gerektiği" açıklamasıyla reddedilmesi ve neticeten brüt ücretin gelir ve damga vergisi tevkifatı ile tespit olunması, yukarıda yer verilen 5510 sayılı Kanun'un 5/1-(g) hükmünde yer alan düzenlemeye açıkça aykırı olduğu gibi yurt dışında çalışan işçilerin brüt ücretlerinin tespit edilmesinde uyulması gereken hesaplama yöntemine ilişkin Dairemiz uygulamasına da uygun düşmemektedir. Davacının, Ülkemiz ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan bir ülkede çalıştığı dikkate alınarak ücreti brütleştirilirken dosya kapsamından tespit edilen net ücretine 5510 sayılı Kanun'un 5/1-(g) hükmü gereğince yalnızca %5 oranında genel sağlık primi eklenmek sureti ile sonuca gidilmesi gerekmektedir. Belirtilen husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.