Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, franchise sözleşmesinden doğan munzam zarar talebini, restoranın ruhsatlandırılamaması ve geç ödeme kaynaklı değer kaybı nedeniyle oluşan zararlar özelinde TBK 122. maddesi uyarınca incelemektedir.
Özet: Bu dava, daha önce davalı ile imzalanan işletme lisansı sözleşmesinden kaynaklanan sorunlar ve sözleşmenin feshi sonrası açılan itirazın iptali davası neticesinde tahsil edilen alacak ve faizin, davacının uğradığı zararı tam olarak karşılamadığı iddiasıyla, davalının geç ödeme yapması sebebiyle Türk Borçlar Kanununun 122. maddesi uyarınca munzam zararın (başlangıçta 300.000 TL, artırım sonrası 3.146.003,75 TL) ticari temerrüt faiziyle tahsilini talep ederken; davalının, davacının munzam zararı somut delillerle ispatlayamadığını ve paranın zamanında alınsa dahi değer kaybının önlenemeyeceğini savunarak davanın reddini istediği bir tazminat talebidir.

T.C. BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/55 Esas
KARAR NO : 2025/222
DAVA : Munzam Zarar Nedeniyle Tazminat
DAVA TARİHİ : 01/03/2024
KARAR TARİHİ : 18/12/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/12/2025
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhinde açılan davanın, Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda :
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA ; Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili şirketin, 22.04.2008 tarihinde davalı şirket ile karşılıklı olarak akdedilen "İşletme Lisansı Anlaşması" çerçevesinde, İstanbul/Bahçelievler’de davalı tarafından kiralanmış olan restoran yerinin, "...." adı altında işletme lisansını elde ettiğini, davalı tarafından belirlenen ve kiralanan restoran alanı, davalı tarafından müvekkili şirkete muvafakatname ile tahsis edilmiş ancak restoranın bulunduğu binanın iskanının bulunmaması nedeniyle oluşan imkansızlıklar nedeniyle müvekkilinin üzerine düşen edimleri de yerine getiremediğini, söz konusu restoran alanına ruhsat alınamaması nedeni ile sözleşmenin kurulduğu andan itibaren mutlak butlanla batıl olması ve davalının kurmuş olduğu sistemin, müvekkili şirketin devamlı zarar etmesine neden olması nedeni ile müvekkili şirket sözleşmeyi davalının kusuruna bağlı olarak feshettiğini, İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile, davalı aleyhine toplam 399.464,00 TL'nin tahsili için ilamsız takip başlatıldığını,, davalının haksız itirazı sonucu itirazın iptali davası ikame edildiğini, ikame edilen itirazın iptali davasının yargılaması sonucunda, Mahkememizin ... Esas - ... Karar sayılı dosyası kapsamında verilen kısmen kabulü kararının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, bu doğrultuda, İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası kapsamında toplam 712.637,80 TL tahsil edildiğini, harçlar düştükten sonra kalan tutarın ise 688.028,68 TL olarak hesaplandığını, müvekkiline ödenen toplam faiz tutarı ise 413.984,43 TL olduğunu, söz konusu faiz tutarının müvekkili şirketin zararını karşılamadığını, davalı şirketin geç ödeme yapması nedeniyle müvekkili şirket bakımından munzam zarar meydana geldiğini, Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında düzenlenen aşkın munzam zarar şartları somut olay kapsamında mevcut olduğunu iddia ederek, şimdilik 300.000,00 TL munzam zararın 14/09/2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 21/10/2025 tarihli dilekçesi ile, 300.000,00 TL olan tazminat talebini 3.146.003,75 TL tutarına artırarak harcını yatırmıştır.
CEVAP ; Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacının soyut iddialar ve hesap tarzı dışında sunduğu herhangi bir somut delil bulunmamasından mütevellit davacının üzerine düşen ispat yükünü mahkemenin yerine getirmesinin talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, sırf birtakım ekonomik veriler analiz edilmek suretiyle, fark teorisini bir kenara bırakıp ortada illiyet bağı yokken aksi yönde bir değerlendirme yapılmaması gerektiğini, davacı munzam zararına ilişkin ispat yükünü yerine getirmediğini, temerrüt neticesinde enflasyon ve paranın alım gücünün azalması sebebiyle meydana geldiği iddia olunan değer kayıpların munzam zarar olarak değerlendirilmesinin gerekli şartların bulunmasına bağlı olduğunu, salt, “enflasyon meydana geldi; döviz kurlarında değişkenlik meydana geldi” argümanı neticesinde munzam zararın varlığının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacı, zararı somut olarak ispatlama külfetinin altında olduğunu, bu itibarla, davacının munzam zararı isteyebilmesi için parayı zamanında elde etmiş olsaydı onu değer kaybından etkilenmeyecek biçimde değerlendirebileceğini ispatlaması gerektiğini, zira, elde edilen paranın, hemen değer kaybını önleyecek şekilde değerlendirileceğine yönelik bir hayat tecrübesi kuralının mevcut olmadığını, tam tersine, para zamanında ödenseydi de davacının elindeyken yine aynı değer kaybına uğrayacağını, davacının iddialarının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE :
Dava, mahkememizin ... Esas - ... Karar sayılı kararı ile hüküm altına alınan alacak sebebiyle Türk Borçlar Kanunu 122 maddesi kapsamında davacının munzam zararı nedeniyle tazminat taleplidir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122.Maddesinde alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlü olacağı belirtilmiştir.
Taraf vekillerince bildirilen ve resen celbi gereken deliller celp edildikten sonra dosyada bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, dosya; dosya kapsamı deliller, taraf iddia ve savunmaları ve davacı ticari defterleri incelenerek taraflar arasındaki marka kullanım (franchise) sözleşmesi nedeniyle görülüp, kesinleşen mahkememizin ... esas - ... karar sayılı kararı ile hüküm altına alınan alacak nedeniyle TBK 122 maddesi kapsamında davacının ayrıca munzam zararının bulunup bulunmadığı, bunun talep etme koşullarının oluşup oluşmadığı ve miktarının ne olduğu konusunda rapor düzenlenmesi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, heyet tarafından düzenlenen ve ibraz olunan 26/05/2025 tarihli rapor ile, "munzam zarara ilişkin (parasal kayıplar) yapılabilecek değerlendirmede mahrum kalınan
ekonomik kaybın aşağıdaki şekilde hesap edilebileceği, Üretici Fiyat Endeksi (Üfe) 3.146.003,75 TL, Tüketici Fiyat Endeksi (Tüfe) 1.533.884,82 TL, Banka vadeli mevzuat faiz oranları 1.123.888,46 TL, döviz kurları 3.344.273,58 TL
Tarafların tacir olması, yatırımlarının kazanca dönüşmesi beklentisi, ancak yapılan yatırımların
karşılıksız kalması değerlendirildiğinde bilirkişi heyetince (ÜFE) seçeneğine uygun olduğu ve munzam
zararın 3.146.003,75 TL olabileceği belirtilmiştir.
Yargıtay içtihatlarına göre munzam zararın talep edilebilmesi için zararın gerçekleşmiş, ölçülebilir ve somut (gerçek) bir zarar olması gerektiği, davacının ispatlamak zorunda olduğu hususun, enflasyon ve yüksek faizler değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı gördüğü zarar olgusu olduğu, ancak davacının talebinin uğranılan somut bir zarara ilişkin değil, dolaylı yönden ekonomik nedenlere (faiz, enflasyon vs) dayandığı, bu bağlamda davacının uğramış olduğu zarara ilişkin iddiasını somutlaştırmadığı görülmüştür. Davacı tarafından ileri sürülen ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi 2024/2273 esas 2025/2549 karar sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli, 2021/11-938 E.-2022/401 K. Sayılı ilamı)
Davacının dayandığı Anayasa Mahkemesi'nin 2014/2267 sayılı 21/12/2017 tarihli kararı incelendiğinde mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybetmiş olması nedeniyle başvurucuya aşırı külfet yüklendiği, başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiğinin katı biçimde yorumlanması nedeniyle mülkiyet hakkının korunması bakımından adil dengenin başvurucu lehine bozulduğu yönünde olup somut olay yönünden bu karar değerlendirildiğinde davacı tarafça munzam zararına ilişkin hiçbir şekilde delil sunulmamış olması, sadece enflasyondan kaynaklanan soyut nedenlere dayanılmış olması ve Anayasa Mahkemesi kararında bahsedildiği gibi katı bir ispat koşulu aranmamasına rağmen iddiasını hiç bir şekilde somutlaştırmaması nedeniyle davacı yönünden ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince peşin alınan 5.123,25 TL harç ile 48.602,62 TL tamamlama harcının toplamı 53.725,88 TL'den, 615,40 TL ilam harcının mahsubu ile, 53.110,48 TL fazla harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/4 maddesi gereğince 55.000,00 TL vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,
6-Talep halinde kararın taraflara tebliğine,
Taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 hafta süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. Açıkça okunup usulen anlatıldı. 18/12/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır