İşçilik alacakları davasında temyiz incelemesi: Kesinlik sınırı, milletlerarası özel hukuk ve Anayasa Mahkemesi iptal kararı ışığında uygulanacak hukuk tayini.
Özet: İşverenin Türkiye ve Suudi Arabistan şantiyelerinde çalışan işçinin haksız fesih, kıdem, ihbar, fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacakları talebiyle açtığı davada, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanunun 27/1. maddesini iptal kararı neticesinde Türk hukukunun uygulanmasında hata olmadığına hükmederek davanın kısmen kabulüne karar vermesi üzerine, davacının temyizi parasal sınır nedeniyle reddedilirken, davalı iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı, hizmet süresi, alacakların hesabı ve faiz gibi konularda temyiz başvurusu yaparak, esas olarak işçilik alacaklarının tespiti, zamanaşımı, hizmet süresi ve faiz konularının yanı sıra yabancı hukuk ile Türk hukuku arasındaki uygulama farkları etrafında şekillenen uyuşmazlığın temyiz incelemesine taşındığı bir hukuki süreci özetlemektedir.
9. Hukuk Dairesi         2025/5056 E.  ,  2025/8730 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2021/2423 E., 2025/808 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 23. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/439 E., 2020/1018 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre reddine karar verilen ve davacı tarafça temyize konu edilen toplam miktarın (karar tarihindeki ... Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk lirası karşılığı), karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararın kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL'nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 09.05.2013-13.11.2015 tarihleri arasında davalı işverenin Türkiye'deki şantiyesinde, 16.11.2015-16.06.2017 tarihleri arasında ise Suudi Arabistan-... projesinde soğuk nakliye formeni olarak çalıştığını, müvekkili çalışmaya devam ederken 01.01.2017 tarihinde sigorta çıkışının yapıldığını, birçok evrak imzalattırıldığını, aylık 2.500,00 Amerikan doları (USD) ücret aldığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, haftanın 7 günü çalıştığını, fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ancak ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.11.2016 tarihine kadar çalışmaya devam ettiğini, davacının iş sözleşmesinin tüm yasal hakları ödenerek proje bitimi sebebi ile sonlandırıldığını, tüm işçilik alacaklarının ödendiğini, çalışma süresi boyunca puantaj kayıtlarının tutulduğunu, cuma günlerinin hafta tatili olduğunu, davacı ile yapılan sözleşme uyarınca uyuşmazlığa Suudi Arabistan hukukunun uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya ait işyerinde 09.05.2013-16.06.2017 tarihleri arasında çalıştığı, iş sözleşmesinin haklı neden bildirilmeden feshedildiği, fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulüne karar verilerek Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün ortadan kaldırıldığı, Mahkemece Türk hukuku uygulanmasında hata olmadığı, öte yandan fazla çalışma alacağından davalı tarafça ödenen miktarın mahsup edilmediği gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Davaya karşı yasal süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde yabancı hukuk itirazında bulunulduğundan Türk hukukuna göre karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
b. Davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini,
c. Hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini,
d. Mahkemece kabul edilen alacak miktarlarının hatalı tespit edildiğini,
e. Mahkemece hükmedilen faiz ve faiz başlangıç tarihlerinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
2. Davacı vekilinin temyiz dilekçesi miktardan reddedildiğinden, temyiz sebeplerine yer verilmemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, dava konusu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, hizmet süresi, alacakların hesabı ile faiz konularına ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının Türkiye'de ve yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur.
Davacının Türkiye'de çalıştığı 09.05.2013-13.11.2015 tarihleri arasındaki dönem yönünden uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması isabetlidir.
Ne var ki İlk Derece Mahkemesince, davacının 16.11.2015-16.06.2017 tarihleri arasında Suudi Arabistan'da geçen çalışma dönemi yönünden de Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de yanılgılı değerlendirme ile somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Taraflar arasındaki 25.12.2015 tarihli iş sözleşmesi ile uyuşmazlık hâlinde uygulanacak hukukun Suudi Arabistan hukuku olduğunun kararlaştırıldığı ve davacının 16.11.2015-16.06.2017 tarihleri arasındaki çalışmasının bu sözleşme kapsamında gerçekleştiği görülmektedir.
Yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmelerde hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının 16.11.2015-16.06.2017 tarihleri arasındaki çalışması için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk uygulanmalı; Türkiye'de çalıştığı 09.05.2013-13.11.2015 tarihleri arasındaki dönem yönünden ise şimdiki gibi Türk hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden denetime elverişli bir rapor da alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacaklar hakkında, usuli kazanılmış haklar da gözetilerek bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. Davacı Temyizi Yönünden
Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
B. Davalı Temyizi Yönünden
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.