9. Hukuk Dairesi, yurt dışı projelerde çalışan işçinin işçilik alacakları davasında, yabancı hukuk ve Anayasa Mahkemesi iptal kararı ışığında Türk hukukunun uygulanmasını değerlendiren içtihat.
Özet: Davacı işçinin davalı şirketin yurt dışı projelerindeki haksız fesih iddiasıyla kıdem, ihbar, fazla çalışma ve tatil alacaklarını talep ettiği davada, davalı yabancı hukukun uygulanması gerektiğini savunurken, ilk derece ve istinaf mahkemeleri işçinin mutad işyeri ve sosyal ilişkilerinin Türkiyede yoğunlaştığı ve Türk hukukunun daha yüksek koruma sağladığı gerekçesiyle Türk hukukunu uygulayarak alacakların kısmen kabulüne karar vermiş, davalı vekili ise temyizinde yabancı hukuk, ücret tespiti ve alacakların ispatı konularındaki itirazlarını dile getirmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/5812 E.  ,  2025/8695 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2021/3487 E., 2025/663 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 14. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/479 E., 2020/516 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait yurt dışı projelerinde 2009-2018 yılları arasında fasılalarla elektrikçi ekip başı olarak, en son net 1.750,00-1.800,00 USD sabit ücretle çalıştığını, davacıya ayrıca prim ödemesi yapıldığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ihtilafta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının her türlü hakkının bordrosuna yansıtılmak suretiyle banka kanalıyla ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin yurda giriş çıkış kayıtları ile davalının savunmasının örtüştüğü, davacı işçinin 31.03.2010-30.10.2017 tarihleri arasında fasılalı olarak davalı işyerinde çalıştığı, 6 yıl 3 ay 6 gün hizmet süresi bulunduğu, davacının iş sözleşmesinin tazminat ödemesini gerektirmeyecek şekilde sonlandığının davalı tarafça ispat edilemediği, beyanlarına başvurulan tanık anlatımları uyarınca davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının ispat edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptal edildiği, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, eldeki davada uygulanacak hukukun Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının Türk vatandaşı olduğu, yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin de Türkiye olduğu, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin, mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, davada mutad işyeri hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağlayan hukukun Türk hukuku olduğunun anlaşıldığı, açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın Türk Hukuku kurallarına göre çözümlenmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık olmadığı, belirlenen aylık temel ücretin dosya kapsamı ile uyumlu bulunduğu, davacıya ihbar tazminatı ödenmesi gerektiği, tanık beyanına göre hesap yapılıp kabul edilen fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili alacağında hata olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Uyuşmazlığın çözümünde yabancı hukukun uygulanması gerektiğini,
2. Ücret tespitinin hatalı olduğunu,
3. Davacıya tüm ödemelerin banka kanalıyla yapıldığını, davacının bordrolarının imzalı olduğunu, davacı bordrolarında fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkukları yapıldığını, davacının daha fazla çalıştığını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini,
4. Davcının iş sözleşmesinin sona ereceğinin 8 hafta önceden 05.10.2017 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, davacının ihbar tazminatı hakkı bulunmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, ücret miktarı, dava konusu alacakların ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı Şirketin yurt dışı projelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davalı vekilinin bu savunmasına değer verilmeksizin uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; 31.03.2010-07.04.2011 tarihleri arasında Cibuti'de çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşıldığından Türk hukukunun uygulanması yerinde ise de ikinci, üçüncü ve dördüncü çalışma dönemleri bakımından varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmış olduğundan herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçinin 31.03.2010-07.04.2011, 29.07.2011-05.09.2012, 30.09.2012-10.02.2013, 19.02.2014- 30.11.2017 tarihleri arasında davalı Şirketin yurt dışındaki projelerinde dört dönem çalışmıştır. Davacı işçi, dava konusu alacakların ait olduğu birinci çalışma döneminde Cibuti, ikinci çalışma döneminde Burundi, üçüncü çalışma döneminde Ekvator Ginesi Cumhuriyeti, dördüncü çalışma döneminde Afganistan'da bulunan davalıya ait işyerinde çalışmıştır.
Davacının ikinci, üçüncü ve dördüncü çalışma dönemleri için taraflar arasında yurt dışı iş sözleşmeleri imzalanmıştır. Bu sözleşmelerin; tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin çalışma süresi, fesih, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücretine ilişkin maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı belirtilmiş, yine sözleşmelerin 16. maddelerinde de anlaşmazlık hâlinde uygulanacak mevzuata ilişkin olarak sözleşme maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtildiği hususlardaki ihtilafların çözümünde öncelikle çalışılan ülke mevzuatı, çalışılan ülkede konuya ilişkin hukuki düzenleme bulunmaması hâlinde Türk mevzuatının uygulanacağı açıklanmıştır. Buna göre davacının ikinci, üçüncü ve dördüncü çalışma dönemleri için tarafların iş sözleşmeleri ile hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açıktır.
Yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle davacının birinci çalışma dönemi bakımından Türk hukuku uygulanması gerektiğinin kabulünde isabetsizlik bulunmamakta ise de 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının ikinci çalışma dönemi için seçilen hukuk olan Burundi, üçüncü çalışma dönemi için seçilen hukuk olan Ekvator Ginesi Cumhuriyeti, dördüncü çalışma dönemi için seçilen hukuk olan Afganistan hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden de denetime elverişli rapor alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacak kalemleri hakkında usuli kazanılmış haklar da korunmak suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.