Türk vatandaşı işçinin yurt dışı projelerdeki fasılalı çalışmasından doğan kıdem, ihbar ve diğer işçilik alacakları ile yabancı hukuk uygulanması talebinin reddi kararına ilişkin temyiz incelemesi.
Özet: Davalıya ait yurt dışı projelerinde uzun yıllar çelik montaj formeni olarak çalışan işçi, iş sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasıyla kıdem, ihbar, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarını talep etmiş; davalı ise yabancı hukukun uygulanması gerektiğini ve tüm alacakların ödendiğini savunmuş, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, işçinin Türk vatandaşı olması ve Türkiye ile daha güçlü bağları nedeniyle Türk hukukunu uygulayarak işçilik alacaklarının kısmen kabulüne karar vermiş, davalı bu kararı, sözleşmedeki yabancı hukuk şartına, ücret tespitindeki hatalara ve alacak hesaplamalarındaki yanlışlıklara dayanarak temyiz etmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/5778 E.  ,  2025/8694 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/2327 E., 2025/963 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/281 E., 2022/315 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait yurt dışı projelerinde 1985-2017 yılları arasında fasılalarla çelik montaj formeni olarak en son net 3.250,00 USD sabit ücretle çalıştığını, davacıya ayrıca prim ödemesi yapıldığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ihtilafta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının her türlü hakkının bordrosuna yansıtılmak suretiyle banka kanalıyla ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı nezdinde fasılalı şekilde toplam 13... ay 25 gün çalıştığı, iş sözleşmesinin tazminat ödemesini gerektirmeyecek şekilde sonlandığının davalı tarafça ispat edilemediği, davacıya bir kısım tazminat ödemesi de yapıldığı görüldüğünden ödenen tutarların tenzili ile hesaplanan bakiye kıdem ve ihbar tazminatının hüküm altına alındığı, davacının çalışma süresine karşılık gelen ve kullandırıldığı ya da ücretinin ödendiği davalı tarafça ispat edilemeyen izin alacağından ödenen tutarın tenzili ile bu yöndeki talebin kabul edildiği, beyanlarına başvurulan tanık anlatımları uyarınca davacının fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı organlarını da bağlayacağı, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli karar gerekçesinin yabancılık unsuru bulunan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun tespitinde esas alınması gerektiği, eldeki davada davacının Türk vatandaşı olduğu, davacının yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin Türkiye olduğu, iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin, mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, davada sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının hukuka uygun olduğu, yapılan hesaplamaların doğru olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının ... Projesinde 2012 yılında imzalamış olduğu iş sözleşmesinin (16.2) hükmünde sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların çözümünde Umman hukukunun uygulanacağının açıkça yer aldığını, uyuşmazlığın çözümünde yabancı hukukun uygulanması gerektiğini,
2. Ücret tespitinin hatalı olduğunu,
3. Bilirkişi raporunda yıllık izin süresi hesabında, davacının aralıklı çalışmalarında ücret almasına rağmen yurtta geçirdiği süreler dikkate alınmadan hesaplama yapıldığını,
4. Davacıya tüm ödemelerin banka kanalıyla yapıldığını, davacının bordrolarının imzalı olduğunu, davacı bordrolarında fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkukları yapıldığını, davacının daha fazla çalıştığını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini,
5. Davacının çalıştığı hafta sayılarının hatalı hesaplandığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, ücret miktarı, dava konusu alacakların ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı Şirketin yurt dışı projelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davalı vekilinin bu savunmasına değer verilmeksizin uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davacının Türkiye'de geçen çalışmaları için Türk hukukunun uygulanması yerinde olduğu gibi, 20.04.1995-21.07.1995 tarihleri arasında ..., 21.05.2004-09.10.2007 tarihleri arasında Kazakistan, 20.09.2008-27.07.2009 tarihleri arasında ...'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi; 08.12.2007-14.07.2008 tarihleri arasında Ukrayna'daki çalışması bakımından davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşıldığından bu dönemler yönünden de Türk hukukunun uygulanması yerinde ise de davacının 24.11.2012-16.01.2017 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmış olduğundan herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi davalının yurt içi ve yurt dışı projelerinde fasılalı olarak çalışmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere davacının Türkiye, ..., Kazakistan ve Ukrayna'daki çalışma dönemleri bakımından Türk hukukunun uygulanması isabetli ise de davacının Umman Sultanlığı'nda geçen 24.11.2012-16.01.2017 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından taraflar arasında yurt dışı iş sözleşmeleri imzalanmıştır.
Taraflar arasındaki 24.11.2012 tarihli bireysel iş sözleşmesinin “Uygulanacak Hukuk ve Uyuşmazlıkların Çözümlenmesi” başlıklı 16. maddesinde söz konusu sözleşmenin Umman Sultanlığı’nın ilgili yasalarına tâbi olarak ve bunlara göre yorumlanacağının ifade edildiği anlaşılmakla; tarafların hukuk seçimi anlaşması yaptıkları görülmektedir.
Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre dosya kapsamı değerlendirildiğinde; 24.11.2012-16.01.2017 tarihleri arasındaki çalışma döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının 24.11.2012-16.01.2017 tarihleri arasındaki çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan Umman Sultanlığı hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden de denetime elverişli rapor alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacaklar hakkında usuli kazanılmış haklar da korunmak suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.