Hukuk Genel Kurulu bozmasından sonra tekrar görülen kadastro tespitine itiraz davasında, 1858 Arazi Kanunnamesi, 3402 Sayılı Kanun ve çiftlik tapu kayıtları ışığında miras ve zilyetlik iddialarıyla taşınmazın aidiyetinin belirlenmesi.
Özet: Kadastro tespitine itiraz davasında, ilk derece mahkemesinin davacı talebini reddedip Hazinenin davasını kabul eden kararının temyizi üzerine, taşınmazın irsen intikal ve zamanaşımı zilyetliği ile davalı adına tespiti karşısında, davacının dayandığı çiftlik tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirip yitirmediğinin her bir parsel yönünden ayrı ayrı değerlendirilmediği, 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi uygulanabilirliğinin ve tapu kapsamının 3402 sayılı Kanuna göre belirlenmediği, davalının zilyetliğinin kiracılık ilişkisine dayanmadığı tespitiyle, doğru ve sağlıklı sonuca ulaşmak için ilgili dava dosyalarının birleştirilerek mahallinde yeniden keşif ve inceleme yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2020/21 E., 2023/31 K.Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, temyiz incelemesi sonunda Hukuk Genel Kurulunca bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacı ...'ın davasının reddine, birleşen dosya davacısı Hazinenin davasının ise kabulüne karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A RKadastro sırasında, Muğla ili Marmaris ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 3 15... parsel sayılı 691.06 m² yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... oğlu ... adına tespit edilmiştir. Davacı ... vekili, kanuni süresi içinde tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesince bozulmuş olup bozma ilamında özetle; “Davacının bayii olan tapu maliklerinden ... ve müştereklerinin ...'ın mirasçısı oldukları, tapu maliki ... ile ...’nin aynı kişi ve ...'ın ...’nin kızı olduğu, dava konusu taşınmazın miri arazi niteliğindeki arazilerden ve kurulan vakıfın da gayrisahih nitelikli vakıflardan olup olayda 1858 tarihli Arazi Kanunnamesinin uygulanmasına tapu kayıtlarının oluşum şekli itibariyle bir engel bulunmadığı, Arazi Kanunnamesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığını saptamak amacıyla, davacı tarafın dayanağını oluşturan çiftlik tapu kayıtlarının hukuki değerlerini kaybedip kaybetmedikleri yönünden yapılacak değerlendirmenin her bir taşınmaz yönünden ayrı ayrı yapılmasının zorunlu bulunduğu, Marmaris Kadastro Mahkemesinin 1996/11 Esas sayılı dosyasında yapılan tapu kaydı kapsamının belirlenmesi işleminin, dosyada davalının taraf olmaması ve kapsam belirleme işleminin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/B ve C maddelerinde yazılı ilkelere uyularak yapılmamış bulunması nedeniyle davalıyı bağlamayacağı, davacının çiftlik tapu kayıtlarına dayandığı, dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbiri ile düz hatlarla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunması nedeniyle dayanılan kayıtların hudutları ile değil miktarıyla geçerli oldukları, 3402 sayılı Kanun'un 20/B maddesinde yazılı “harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tesbit yapılır.” hükmü karşısında; arazinin ve sınırlarının yukarıda belirtilen özelliği nazara alındığında kayıtların sınırlarını sabit kabul edip buna göre hüküm kurmanın mümkün bulunmadığı, yine davacı tarafça, çekişmeli taşınmaz üzerindeki davalı zilyetliğinin kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu, malik sıfatıyla kullanmanın söz konusu olmadığını iddia etmiş ise de bu yönde inandırıcı delil ibraz edemediği gibi karşı tarafın arazi üzerindeki zilyetliğinin kendilerine teb’an ve kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu da ispat edemediği, arazi başında dinlenen yerel bilirkişi ve zilyet tanıkları davalının taşınmaz üzerinde zilyet olduğunu bildiklerini beyan etmiş iseler de İlk Derece Mahkemesinin gözlemi ile bilirkişi raporları ile özellikle ziraatçı bilirkişi raporundan çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğindeki yerlerden olmadığının anlaşılması karşısında, taşınmaz üzerindeki davalı zilyetliğinin kaydın hukuki kıymetini yitirmesi için yeterli olmadığı; zira davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliği kanıtlanamamış olması nazara alındığında tapu kayıtlarının hukuki kıymetini kaybettikleri kabul edilemeyeceğine göre tapu kaydının mahalline doğru şekilde uygulanıp kapsamının belirlenmesi gerektiği açıklanarak doğru ve sağlıklı sonuca varılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, aynı çalışma alanında (veya çiftlik hudutları içerisinde) yer alan taşınmazlarla ilgili dava dosyalarının birleştirilmesi, aynı tapu kayıtlarına dayanılarak tapu malikleri veya onların halefleri adına tescil edilen, bedeli davacılara ödenmek suretiyle kamulaştırılan veya herhangi bir nedenle bu kayıtların kapsamında kaldığı kabul edilip tescil edilen tüm taşınmazların onaylı tutanak suretleri getirtilip dosyaya konulduktan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada menfaati bulunmayan şahıslar arasında seçilecek yerel bilirkişilerle, taraf tanıkları ve teknik bilirkişilerin katılımıyla keşif icra edilmesi, keşif sırasında bu tapu kayıtlarının miktarıyla geçerli olduğu ve karşı tarafın yokluğunda 1996/11 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan kapsam tayininin bağlayıcı olmayacağı nazara alınarak, tapu kayıtlarının ihdasından itibaren tüm tedavülleriyle okunup kayıtta yazılı hudutların mahalli bilirkişilere zeminde tek tek göstertilmesi, bilirkişilerce gösterilemeyen hudutların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanının sağlanması, bilirkişi ve tanıklarca gösterilen hudutların teknik bilirkişilere haritasında işaret ettirilmesi, kayıtların hudutlarının taşıdığı özellikler ve intikallerdeki değişiklikler konusunda yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınması, dinlenecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazın niteliği, intikali ve tasarrufu hususlarının sorulup saptanması, tespite aykırı sonuca varıldığı takdirde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılması, tapu kayıtlarının miktarlarıyla geçerli olduğu nazara alınarak teknik bilirkişilere sabit hudutlardan başlamak suretiyle her tapu kaydının miktarı kadar araziyi gösterir, keşfi takibe imkan verir rapor ve kroki düzenlettirilmesi, tapu kayıtlarına sabit hudutlardan başlamak suretiyle miktarı kadar yer ayırırken davacılar adına tespit edilip kesinleşen taşınmazlarla kamulaştırılan arazi bölümlerinin dikkate alınması ve özellikle dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibariyle davaya konu parseli kapsayıp kapsamadığının kesin olarak belirlenmeye çalışılması” gereğine değinilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, yukarıda ayrıntısı ile açıklanan bozma ilamına karşı önceki kararda direnilmiş olup, bu direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.06.2019 tarihli ve 2017/16-1625 Esas, 2019/782 Karar sayılı ilamı ile özetle; "...İlk Derece Mahkemesince özel daire bozma ilamında belirtilen şekilde araştırma ve uygulama yapılarak tapu kayıtlarının kapsamının belirlenmesi, kapsamda kalmadığının anlaşılması halinde davalı tarafça sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresine göre davalı taraf adına edinme koşulları değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi..." gereklerine işaret edilerek direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak ve davacı Hazine tarafından dava konusu 3 15... parsel sayılı taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, davalı lehine zilyetlikle iktisap koşulları oluşmadığı iddiasıyla açılan dava ile eldeki dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda; "....Mahkememizce davacı ... ve aynı tapu kaydına tutunan dava arkadaşları ile ... AŞ ve aynı tapu kaydına tutunan davacıların iddialarının incelenmesi için dayanmış oldukları 40 00... dönüm ...-... (.../.../...) ... Mevkili Tapu kaydı ile 7000 dönüm yüzölçümlü ...-... ... Mevkili tapu kaydının zemin ve arazide uygulanması için yapılan keşifler ve alınan uzman raporlarının değerlendirilmesi sonucu verilen kararın temyizen incelenmesi neticesinde kılavuz dosya olarak kabul ettiği 2014/26 Esas sayılı dosya olmak üzere diğer dosyaların temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2021/11106, 5537, 5538, 5540 ve diğer esas sayılı ilamlarında özetle; 1. 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca tapu kaydına, ancak birbiriyle çakışan iki sabit hududun bulunması halinde bu hudutlardan başlanmak suretiyle miktarıyla kapsam tayin edilmesinin mümkün olduğu, Yargıtayın gayrimenkul davalarının incelemesinin yapıldığı (kapatılan) 7, 16... . Hukuk Dairelerinin ve Hukuk Genel Kurulunun uygulamasının da bu yönde olduğu, davacı ... ve arkadaşlarının dayandıkları ... ve ... (.../.../...) mevkili tapu kayıtlarının sınırlarının tamamının gayri sabit hudutlu olup bu sınırların geniş alanları ifade ettikleri gibi bu sınırlar arasında kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunduğu, ancak her biri geniş alan içeren sınırlarda hayali bir nokta alınmak suretiyle ve yine hayali düz çizgilerle sınırlarının birleştirilebildiği, bu hayali çizgilerle birleştirilen alanın tapu kayıtlarının miktarının 20 katından çok daha fazla bir alanı kapsadığı, her ne kadar vergi kayıtlarının tam ve doğru bir şekilde keşif esnasında uygulaması yapılıp dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı belirlenmemiş ise de; davacı çiftlik tapu maliklerinin 1936 yılında tek taraflı beyanına dayalı olarak düzenlenen tahrir vergi kayıtlarının, zilyetlik iradesinin devam ettirildiğine dair karine sayılamayacağı, zira tahrir kayıtlarının düzenlendiği 1936 yılından kadastro tespitlerinin yapıldığı 2007 yılına kadar aynı Kanun’un 20/C maddesi gereğince tapu maliklerince çekişmeli taşınmazlar üzerinde sürdürülen bir zilyetliğin olmadığı, çekişmeli taşınmazların bulunduğu ... köyünde hem 1970 yılında hem de 2007 yılında yapılan kısmi kadastro çalışmalarında tapu malikleri adına tapuya dayalı olarak tespit görüp kesinleşen ya da yine tapu kaydına dayalı olarak tapu malikleri adına hükmen kesinleşen bir taşınmaz bulunmadığı, bu haliyle tapu kayıtlarına miktarıyla kapsam tayinin mümkün bulunmadığı, ortada sabit sayılabilecek tek bir sınır bile olmadığından, bunun aksine olarak her ne şekilde olursa olsun tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmeye çalışılması halinde subjektif bir uygulamaya yol açılacağı, diğer bir anlatımla; davacı ... ve arkadaşlarının tutundukları ... ve ... (.../.../ ...) mevkili tapu kayıtlarına kapsam tayinin hukuken mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesince, ... Köyü çalışma alanında tespiti yapılan ve dava konusu edilen taşınmazların miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamında kaldığını ispatlayamadıkları gerekçesiyle davacı ... ve arkadaşlarının davalarının reddi gerektiği belirtilerek mahkeme kararlarının bozulduğu anlaşılmaktadır.2. Yine başka bir uyuşmazlıkta 8. Hukuk Dairesinin 2021/9740 Esas, 2022/4974 Karar sayılı kararında; "..eldeki dosyanın, tapu kaydının kapsamının tayini noktasında araştırma ve incelemeye dayalı olarak bozulmasından sonra, İlk Derece Mahkemesince aynı mahiyette bulunan bir kısım dosyalarda, zilyetleri yönüyle Arazi Kanunnamesinin 20... . maddelerinin zilyetleri lehine gerçekleştiği gerekçesiyle verdiği direnme kararları üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/1183, 2017/1625, 3022, 3023, 3024, 3025, vd. Esas sayılı dosyalarında yapılan inceleme neticesinde, 20 18... tarihli kararları ile çiftlik tapu kayıtlarının kapsamının belirlenmesi hususunda; tapu kayıtlarına sabit hudutlardan başlamak üzere miktarı kadar yer ayırırken, davacılar adına tespit edilip kesinleşen taşınmazlarla kamulaştırılan arazi bölümleri de dikkate alınarak, dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibariyle davaya konu taşınmazları kapsayıp kapsamadığının kesin olarak saptanmaya çalışılması..., İlk Derece Mahkemesinin kılavuz dosya kabul ettiği 2014/26 Esas sayılı dosyada verilen 11.09.2019 tarihli karar ile kılavuz dosyaya atıf yapılarak 11.09.2019 tarihinden sonra verilen ve halen Dairemizde temyiz incelemesinde bulunan dosyalar dışında başkaca hiçbir dosyada çiftlik tapu malikleri adına hükmen tescil edilen taşınmaz bulunmadığı, iş bu kılavuz dosyada yapılan keşif ve sonucunda verilen kararlardan daha önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 2018-2019 tarihli direnme üzerine verilen kararlarda da sabit sınırlardan başlanmak üzere 'dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibariyle davaya konu taşınmazları kapsayıp kapsamadığının kesin olarak saptanmaya çalışılması' hususuna açıkça değinildiği, İlk Derece Mahkemesince kılavuz olarak kabul edilen eldeki 2014/26 Esas sayılı dosyada 7-8-9 Kasım 2018 tarihinde yapılan keşif ve tamamlanması yaklaşık 1 yıl süren asıl ve ek raporlara göre bu tapu kayıtlarına miktarıyla kapsam tayini için gerekli sabit sınırların bulunmadığı..,Tüm bu değerlendirmeler karşısında; 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca tapu kaydına, ancak birbiriyle çakışan iki sabit hududun bulunması halinde bu hudutlardan başlanmak suretiyle miktarıyla kapsam tayin edilmesinin mümkün olduğu, Yargıtayın gayrimenkul davalarının incelemesinin yapıldığı kapatılan 7, 16... . Hukuk Dairelerinin ve Hukuk Genel Kurulunun uygulamasının da bu yönde olduğu, davacı ... ve arkadaşlarının dayandıkları ... ve ... (.../.../...) mevkili tapu kayıtlarının sınırlarının tamamının gayri sabit hudutlu olup bu sınırların geniş alanları ifade ettikleri gibi bu sınırlar arasında kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunduğu, ancak her biri geniş alan içeren sınırlarda hayali bir nokta alınmak suretiyle ve yine hayali düz çizgilerle sınırlarının birleştirilebildiği, bu hayali çizgilerle birleştirilen alanın tapu kayıtlarının miktarının 20 katından çok daha fazla bir alanı kapsadığı, her ne kadar vergi kayıtlarının tam ve doğru bir şekilde keşif esnasında uygulaması yapılıp dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı belirlenmemiş ise de; davacı çiftlik tapu maliklerinin 1936 yılında tek taraflı beyanına dayalı olarak düzenlenen tahrir vergi kayıtlarının, zilyetlik iradesinin devam ettirildiğine dair karine sayılamayacağı, zira tahrir kayıtlarının düzenlendiği 1936 yılından kadastro tespitlerinin yapıldığı 2007 yılına kadar aynı Kanun’un 20/C maddesi gereğince tapu maliklerince çekişmeli taşınmazlar üzerinde sürdürülen bir zilyetliğin olmadığı, çekişmeli taşınmazların bulunduğu ... Köyünde hem 1970 yılında hem de 2007 yılında yapılan kısmi kadastro çalışmalarında tapu malikleri adına tapuya dayalı olarak tespit görüp kesinleşen ya da yine tapu kaydına dayalı olarak tapu malikleri adına hükmen tescil edilen bir taşınmaz bulunmadığı, bu haliyle tapu kayıtlarına miktarıyla kapsam tayinin mümkün olmadığı, ortada sabit sayılabilecek tek bir sınır bile olmadığından, bunun aksine olarak her ne şekilde olursa olsun tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmeye çalışılması halinde subjektif bir uygulamaya yol açılacağı, diğer bir anlatımla; davacı ... ve arkadaşlarının tutundukları ... ve ... (.../.../...) mevkili tapu kayıtlarına kapsam tayinin hukuken mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesince, ... Köyü çalışma alanında tespiti yapılan ve dava konusu edilen taşınmazların miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamında kaldığını ispatlayamadıklarının kabulü gerekir..." şeklinde kabulünün bulunduğu, 3. Benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2021/7557 Esas, 2022/3760 Karar sayılı onama kararında "....Eldeki dosya kapsamına gelince; davacı tarafın dayandığı miktarıyla geçerli bulunan çiftlik tapu kayıtlarının ... Köyünde bulunan taşınmazlar yönüyle kapsam tayinin hukuken mümkün bulunmadığı Dairemizin 2021 Esasına kayıtlı dosyalarda yapılan temyiz incelemesiyle belirlenmiş bir gerçek olup, dava konusu 1 61... parsel sayılı taşınmazın ... Köyünde bulunduğu, davacıların dayandıkları ... ve ... (.../.../...) mevkili tapu kayıtlarının sınırlarının tamamının gayri sabit hudutlu olup bu sınırların geniş alanları ifade ettikleri gibi bu sınırlar arasında kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunduğu, çekişmeli taşınmazın da ancak her biri geniş alan içeren sınırlarda hayali bir nokta alınmak suretiyle ve yine hayali düz çizgilerle sınırlarının birleştirilebilen alanda kaldığı anlaşılmakta ise de bu hayali çizgilerle birleştirilen alanın tapu kayıtlarının miktarının 20 katından çok daha fazla bir alanı kapsadığı, sabit bir sınırının bulunmadığından tapu kayıtlarına miktarıyla geçerli olacak şekilde kapsam tayin edilmesinin mümkün bulunmadığı, bu haliyle ... Köyü çalışma alanında tespiti yapılan ve dava konusu edilen taşınmazların miktarıyla geçerli çiftlik tapu kayıtlarının kapsamında kaldığının ispatlanamadığı... Dava konusu 1 61... parsel sayılı taşınmazın Marmaris Sulh Hukuk Mahkemesinin 1978/11 Esas,1978/133 Karar sayılı ilamıyla oluşan tescil tapusu kapsamında kaldığı, söz konusu tescil ilamında Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğinin davalı sıfatı ile yer aldıkları ve bu hükmün taraflar açısından kesin hüküm teşkil ettiği..." denilerek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın onandığı anlaşılmıştır.4. Yukarıda verilen hukuki açıklamalar ile yargısal içtihatlar ışığında Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda alıntıladığımız ayrıntılı geniş bozma, karar düzeltme kararlarında belirtildiği üzere; davacının bayileri olan ... ve aynı tapu kaydına tutunan dava arkadaşlarının dayanmış olduğu ...-... çiftlik tapu kayıtlarına kapsam tayinin mümkün olmadığı, yıllarca süren uzun yargılamalarda Marmaris Kadastro Mahkemesince çeşitli kereler (özellikle 1996/11 E. Ve 2014/26 E. sayılı dosyalar üzerinden) kılavuz dosyalar seçilerek bu geniş yüzölçümlü, hudutları çok büyük alanları kapsayan tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmeye çalışılmışsa da; Yargıtayın önceki daireleri 1996/11 Esas sayılı dosyasının onanması akabinde özellike 7 ve 16. Hukuk Daireleri, tapu kayıtlarına kapsam tayin edilemeyeceği dikkate alınarak, Mahkememizce zilyetler lehine veya davalı tapu sahipleri lehine verilen yüzlerce kararı onadığı, bugünkü hali hazırda kadastro davalarına bakan en üst adli yargı temyiz merci olan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi de Mahkememizin en son 2014/26 Esas sayılı kılavuz olarak kabul edilen ve davacıların dayanmış olduğu tüm tapu kayıtlarının çok kapsamlı, ayrıntılı uygulanmasının yapıldığı ve hatta birden fazla farklı heyetlerden oluşan bilirkişilerden raporlar alınarak tapulara kapsam tayin edilmeye çalışıldığı, ki bilirkişilerin de aralarında tam bir ittifak göstererek raporlar sunamadıklarından birden fazla ve farklı raporların alınarak dosya arasına konulduğu, buna göre tapu kayıtların sahipleri lehine verilen birden fazla kararımızla birlikte Yargıtay 8. Hukuk Dairesince inceleme ve tetkiklerde bulunarak gelinen son aşamada kılavuz dosya ve diğer dosyalar incelenerek tapu kayıtları, bilirkişi raporları ayrıntılı değerlendirerek davacıların dayanmış olduğu kök çiftlik kayıtlarına bilimsel ve hukuki olarak kapsam tayininin mümkün olmadığının belirtildiği,Dava konusu taşınmaza benzer konumda, aynı köydeki taşınmazlara ilişkin Mahkememizce verilen davalıların/zilyetlerin dayanmış olduğu Asliye Hukuk ve Sulh Hukuk Mahkemelerince verilmiş tescil kararlarına istinaden oluşmuş tapu kayıtlarına göre davalılar/zilyetler lehine verilen tespit ve tescil kararlarının Yargıtayca onandığı, ancak davacının bayileri olan pay satın aldığı kök çiftlik tapu malikleri ... ve arkadaşlarının kök tapu kapsamının uygulanmasının yapıldığı 2014/26 Esas sayılı kılavuz dosya başta olmak verilen tüm kararların bozulduğu, davacıların kılavuz dosya üzerinden yapılan tapu uygulamasına göre Yargıtayın ilgili dairesinin Hukuk Genel Kurulunun da değinmiş olduğu kılavuz dosya üzerinden yapılan uygulamaya ilişkin değerlendirmesine göre Mahkememizce önceki Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kök tapu kapsam tayinine ilişkin yaptığı uygulamanın en son 8. Hukuk Dairesince yukarıdaki ayrıntılı izah edilen ilkelere göre belirlendiği, 8. Hukuk Dairesinin özellikle davacıların tapu kayıtlarına göre belirtmiş olduğu ilkeler dikkate alındığında dayanılan bu tapu kayıtlarının sabit bir sınırı bulunmadığından tapu kayıtlarına miktarıyla geçerli olacak şekilde kapsam tayin edilmesinin mümkün bulunmadığı, taşınmazların ... köyü çalışma alanında tespiti yapılan ve dava konusu edilen taşınmazın miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamında kaldığının ispatlanamadığı ve çiftlik tapularına dayanan davacıların taşınmazda zilyetliğinin de bulunmadığının Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin temyiz incelemesi nedeniyle bulunan çok sayıdaki dava dosyasından ve özellikle Mahkemenin kılavuz dosya olarak kabul ettiği 2014/26 Esas sayılı dava dosyasında yapılan keşif ve alınan raporların değerlendirilmesiyle belirlendiği anlaşılmıştır.Dolayısıyla gelinen aşamada; davacının pay satın aldığı bayilerinin dayanmış olduğu tapu kayıtlarının uygulanması, kapsam tayin edilmesi, geometrik olarak, hukuki olarak zemine tatbik edilmesi hukuken ve bilimsel olarak mümkün değildir. Artık 8. Hukuk Dairesinin çok ayrıntılı yaptığı incelemeler de daha önceki dairelerin ve Hukuk Genel Kurulunun kararlarında belirttiği ilkelere göre de hukuken ve bilimsel olarak tapu kayıtlarına kapsam tayinini mümkün görmemektedir. Zira Marmaris Kadastro Mahkemesince kök tapu kayıtları ile ilgili 80'e yakın dosyanın 8. Hukuk Dairesince çok ayrıntılı tetkik edilmesi ve kılavuz dosya üzerinden yapılan uygulamaya göre yukarıda ayrıntılı açıklanan hususlara göre bu kanaate varıldığı görülmüştür.Eldeki davaya gelince; dava konusu Marmaris ilçesi ... köyünde kain 3 15... parsel sayılı taşınmazın 01.09.2008 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarında, 691,06 m² yüzölçümünde, tarla vasfında, 3 15... , 2, 3 ve 79 parsel sayılı taşınmazların evvelce bir bütün olarak ...'ın ceddinden intikalen ve taksimen zilyetliğinde iken 1997 yılında ifraz edildiği, 1 numaralı parselin malik hanesi boş bırakılarak ve davalı olarak tespitinin yapıldığı, 79 parselin (A) harfi ile gösterilen kısmının istimlak sahasında kaldığı ancak bedelin ödendiğine dair belge gönderilmediği belirtilerek, 79 parsel sayılı taşınmazın zemindeki vasfına göre zilyedi ... adına tespit edildiği, davacı ...'ın ... ve müştereklerinin murisi geldisi ...’na ait olan Mart 12 90... tarihli ve 18 nolu (4000 dönüm); 19 nolu (3000 dönüm) ve 20 nolu (7000 dönüm), maliki ... adına kayıtlı tapu kayıtlarından gelen tapudan pay satın almaya dayandığı, Yukarıda (1-4. Paragraflarda) ayrıntılı izah edildiği üzere davacının bayilerinin dayanmış olduğu tapu kayıtlarının hukuken ve bilimsel olarak kapsam tayinin mümkün olmadığı, miktarıyla geçerli kapsamda kaldıklarını ispatlayamadıkları, davacının pay satın aldığı tapu kayıt malikleri bayileri olan ... ve müştereklerinin .../... tapu kayıtlarının arazide tatbikinin mümkün olmamasının Mahkememizin 2014/26 Esas sayılı kılavuz dosyası üzerinden yapılan uygulama ile sabitlik kazandığı, dolayısıyla davacının pay satın almak suretiyle dayandığı tapu kayıtlarının kılavuz dosya (2014/26 Esas) üzerinden yapılan araştırma, uygulama ile sahih, araziye uygulanabilir, geometrik ve fennen tatbikinin mümkün olmadığı anlaşıldığından davasının reddine karar verilmesi gerekir.5. Öte yandan her ne kadar Muğla ili Marmaris ilçesi ... köyü 3 15... parsel sayılı çekişmeli taşınmaz kadastro çalışması sırasında tarla vasfı ile davalı adına tespit görmüşse de; mahallinde yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarına göre dava konusu taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olmadığı; taşınmazda yakın zamanda tarım yapıldığına dair emare bulunmadığı, sadece sahiplenmek maksadı ile sürdürülen zilyetliğinde taşınmazın ekonomik amacına uygun olmadığı, taşınmazın ince uzun bir hat şeklinde karayoluna hemen bitişik olduğu, üzerinde elektrik direklerinin olduğu, işin esasında dava konusu taşınmazda geometrik olarak ve konumuna göre de tarım yapılabilecek alanın çok az olduğu, ki o alan da dahi tarım yapılmadığı, taşınmazın imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğu, uzman bilirkişi raporları ile çelişen mahalli bilirkişi beyanları ve tanık ifadelerine itibar etmenin mümkün olmadığı davalı yararına 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde düzenlenen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz mülkiyeti edinme koşullarının tahakkuk etmediği, birleşen dosya davacısı Hazinenin yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; davacının bayilerinin tapu kayıtlarının kapsamında kalmadığı Yargıtayın son içtihatlarıyla belirlenen bir hukuki gerçek olduğu, davalı tespit malikinin de taşınmazda tarımsal imar ihya anlamında zilyetliği bulunmadığı anlaşıldığından davasının kabulü ile taşınmazın ham toprak vasfı ile Hazine adına tescil edilmesi gerekir..." şeklindeki gerekçeler ile davacının davasının reddine; birleşen dosya davacısı Hazinenin davasının ise kabulüne, dava konusu 3 15... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile ham toprak vasfıyla birleşen dosya davacısı Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar, usul ve kanuna uygun olup, davacı ... vekili ile davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 345,55 TL nin temyiz eden ...'dan alınmasına,3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz eden ...'a iadesine,1086 sayılı Kanun'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİKararı temyiz eden tapu malikleri veya halefleri; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerlere ait üç adet tapu kayıtlarının olduğunu, tapu kaydı olan yerde zilyetliğe üstünlük verilemeyeceğini, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarına dayanılarak kendi adlarına tesciline karar verilmesini istediklerini, daha önce mahkemece tapu kayıtlarına dayanan davacıların tapu kayıtlarının hukuki geçerliliğini yitirdiği ve uygulama kabiliyeti bulunmadığı gerekçesi ile davalarının reddine karar verildiği, tapuya dayanan davacılar tarafından reddedilen kararların temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16... . Hukuk Dairelerince tapuya dayanan davacıların dayanak tapu kayıtlarının hukuken geçerli olduğu ve uygulanması gerektiği gerekçesiyle kararların lehlerine bozulduğu, bozma üzerine mahkeme hakimince önceki kararda direnildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca takriben 20 adet dosyada tapuya dayanan davacıların tapu kayıtlarının hukuken geçerli olduğu ve uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararlarının bozulduğu, dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde zilyetler tarafından tapu maliklerine karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dayanak tapu kayıtlarının geçersiz olduğuna ilişkin davanın reddedilerek kesinleştiği, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde davacılara ait bir kısım yerin kamulaştırıldığı, kamulaştırma bedelinin ödendiği, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde zilyetler tarafından tapu maliklerinden bedeli ödenerek bir çok yerin satın alındığı, satın alınmaya çalışıldığı veya kiralanmak istendiği, ... mahallesindeki taşınmazlara revizyon görerek bir kısım parsellerin tapu malikleri adına kesinleştiği, revizyon gören tapu kaydının iki sınırı ile ...’nü kapsayan tapu kaydının iki sınırının aynı olduğu, dolayısı ile diğer tapu kayıtlarının da hukuken geçerli olduğu, bazı davalar da tapu malikleri adına tesciline karar verilen dosyaların (örn.2022/8001 Esas) Dairemizce onandığı ve tapuya dayanan davacıların, tapu kayıtlarının hukuken geçerli olduğuna değer verilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesince yeniden taşınmazların başında keşif yapılarak taşınmazların sınırlarının belirlenerek davacıların tapusunun kapsamında kalan yerlerin tapu malikleri, ırsi veya akdi halefleri adına yazılması gerektiği kanaatinde olduğumdan kararın bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.