Emekli işçinin fark kıdem, ödenmeyen ihbar, ikramiye ve ayrımcılık tazminatı taleplerini içeren yerel mahkeme kararının HMK 297 ve 321 uyarınca temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı işçi, fark kıdem, ödenmeyen ihbar ve ayrımcılık tazminatları ile ikramiye alacağı talepleriyle işverene dava açmıştır. Yerel mahkeme, emeklilik nedeniyle işten ayrılan davacının kıdem tazminatının 35 günden 30 güne indirilmesini öngören yönetmelik değişikliğinin esaslı değişiklik sayıldığı ve davacıya tebliğ edilmediği gerekçesiyle fark kıdem tazminatı talebini kabul etmiştir. Ancak, davacının emeklilik nedeniyle işten ayrılması sebebiyle ihbar tazminatı, ikramiyelerin aylık ücrete dahil edildiği gerekçesiyle ikramiye alacağı ve ücret farklılıklarının görev-sorumluluktan kaynaklanabileceği belirtilerek ayrımcılık tazminatı talepleri reddedilmiş, dava kısmen kabul edilmiştir. Karar, her iki tarafça da temyiz edilmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2012/5624 E.  ,  2012/25063 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı vekili, davacı işçinin fark kıdem, ödenmeyen ihbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı ile ikramiye alacağının davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı dernekte çalıştığını, emeklilik suretiyle işten ayrılırken kıdem tazminatının personel yönetmeliğine aykırı olarak 35 gün yerine 30 gün üzerinden ödendiğini, 2004 yılında yapılan değişiklik öncesinde yılda 8 kez verilen ikramiye miktarlarının 26.8.2004 tarihli kararla aylık ücrete eklenmesi yönünde karar alınmasına karşılık bu kararın uygulanmadığını ve dolayısıyla ikramiyelerin ödenmediğini, aynı vasıfta çalışan diğer birim uzmanlarına göre daha az ücret ödemekle iş kanununun 5 inci maddesindeki eşitlik kuralının ihlal edildiğini, birleştirilen dava dosyasında da, yönetmelik gereği şartların tahakkuku halinde 35 gün kıdem tazminatı yanında ihbar tazminatı da ödeneceğinin belirtildiğini belirterek, fark kıdem, ödenmeyen ihbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı ile ikramiye alacağının davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, Ekim 2004 ayından itibaren 22.10.2004 gün ve 233 sayılı tamim ile yılda 8 defa ve 45 gün üzerinden hesaplanan ikramiyelerin 30 güne düşen miktarlarının hesaplanarak aylık ücretlere eklendiğini, davacının kıdem tazminatının yönetmelik değişikliği ile 35 günden 30 güne indirildiğini davacı ile diğer çalışanlar arasındaki ücret farklılığının asgari geçim indirimi ve diğer özel nedenlerden oluşabileceğini, fazla çalışma olmadığını, davanın kendisini ayrıldığını, ihbar tazminatına hak kazanamayacağını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda alınan hesap raporuna itibar edilerek, davalı işverenin 12.7.2007 günlü iç tamimi ile 91 maddedeki 35 günlük süre 30 güne indirdiği ve personel yönetmeliğinin de buna göre değiştirildiğini ancak çalışma şartlarında esaslı değişiklik niteliğindeki bu iç tamimin davacıya tebliğine dair herhangi bir belge olmadığı, iş akdi emeklilik nedeniyle sona eren davacıya ihbar tazminatı ödenmesinin mümkün olmadığı, Kızılay derneği genel kurulunun 26.8.2004 gün ve 29 sayılı toplantısında "personele her ayın 15 günü ödenen ve yılda 8 kez verilen 45 günlük ikramiyelerin aya düşen
miktarının brüt maaşları oluşturan derece kademe karşılığının tamamı aylığın birleştirilerek ikramiyelerin de bunlara katılarak temel ücret adı altında 1.11.2004 tarihinden itibaren tek kalemde toplanmasına karar verildiği, davacının itiraz etmediği, ikramiye alacağı olmadığı, işyerinde ücret sistemi personelin aldığı görev ve sorumluluğuna göre farklı farklı belirtilmekte olup davacı ile aynı unvanda çalışan bir işçinin alacağı ücret görev ve sorumluluğu farklı olacağından farklılık arz edebileceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar taraf vekilleri tarafından cevap nedenleri ile temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının;
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, içermesi, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur.
Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK.’un “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen;
(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir” hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar”dan kastedilen HMK.’un 297. maddesindeki unsurlardır. Madde gerekçesinde tefhimin hüküm özetinin yazdırılması olduğu açıklanmıştır.
Bu nedenlerle basit yargılamada da tefhim edilecek hüküm HMK.’un 297/2. maddesindeki unsurları taşımakla birlikte HMK.’un 321. maddesi uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Ancak Mahkemelerin iş yoğunluğu ve buna bağlı olarak duruşma dosyalarının çokluğu nedeni ile gerekçenin duruşmada yazdırılamaması halinde gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.
Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu - 2007/14-778 E, 2007/611 K, Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı).
Halen yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerince verilen nihaî kararlara karşı kanun yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.
Taraflar hükmün tefhiminin HMK.’un 297/2. maddesinde sayılan unsurları taşımaması halinde hak ve borçlarını bilemeyeceklerinden temyiz süresini kaçırmamak, hak kaybına uğramamak için kararı gereksiz yere temyiz etmek zorunda kaldıkları bir gerçektir.
Bu nedenlerle hükmün tefhimi sırasında HMK.’un 297/2. maddesinde belirtildiği üzere “taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli ve zorunludur.
HMK.’un 298/2 maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması, tefhim edilen kısa karara aykırı olmaması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Asıl olan tefhim edilen kısa karardır. Gerekçeli kararın kısa karara uygun olmaması, çelişki yaratır ve gerekçeli kararın yok hükmünde olduğu anlamına gelir. Belirtmek gerekir ki, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi, Yargıtay İçtihadı Büyük Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Kararı gereğince bozma nedenidir.
Somut uyuşmazlıkta mahkemece tefhim edilen kısa kararda davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ve belirlenen kıdem tazminatının davalıdan tahsiline şeklinde hüküm kurulmuş, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında da kıdem tazminatı dışında diğer talepler yönünden açıkça reddedildiği belirtilmemiştir. Taleplerden her biri hakkında hüküm kurulmadığı gibi, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında açıkça belirtilmemiş ve hükümde tereddüde yol açılmıştır. Böylece belirtilen HMK.’un 297,2 98... . Maddelerine aykırı davranılmıştır. Kararın salt bu nedenle sair yönleri incelenmeksizin bozulması gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı salt sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 02.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.