Orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında iade koşulları ve tapu iptali tescil davasında idari süreçlerin değerlendirilmesi.
Özet: Kadastro sonrası orman sınırları dışına çıkarılarak hazine adına tescil edilen bir taşınmazın eski maliki tarafından 6292 sayılı Kanun uyarınca iadesi talebiyle açılan tapu iptali ve tescil davasında, davacının tapu iptal gerekçesinin kanun kapsamına girip girmediği ve iade koşullarını taşıyıp taşımadığı tartışılırken, yüksek mahkemenin, taşınmazın bedelsiz iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurulup başvurulmadığı ve dayanak tapunun niteliği gibi hususların birer idari işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği ilkesini vurguladığı bir hukuki uyuşmazlıktır.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/440 E., 2024/446 K.KARAR : Davanın reddineİlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:K A R A R Kadastro sonucunda, Antalya ili Merkez ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 1656 parsel sayılı 4058,00 metrekare (uygulama kadastrosu sonucunda Kepez ilçesi ... Mahallesi 281 51... parsel sayılı 4070, 88... ) yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydına istinaden cam sera ve bahçe vasfıyla davalı adına tespit ve hükmen 1992 yılında tescil edildikten sonra, Hazinenin açtığı dava sonucunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.06.1996 tarihli ve 1995/644 Esas, 1996/563 Karar sayılı kararı üzerine 16.05.1997 tarihinde Hazine adına hükmen tapuya tescil edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın, davacı adına tespit ve tescil edildiğini, ancak Hazine tarafından açılan tapu iptali ve tescil davası sonucunda 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/644 Esas ve 1996/563 Karar sayılı kararı ile taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları içerisinde kaldığı, 1976 yılında 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde çalışmasında orman sınırları dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, 26.04.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanuna göre davacının taşınmazın tapusunu iade alma hakkına sahip olduğunu, kanunda öngörülen 2 yıllık süre içerisinde 27.05.2012 tarihinde iade talebinde bulunduğunu, ancak davalı Hazine tarafından tapunun iade edilmediğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Hazine vekili, cevap dilekçesinde; Orman Genel Müdürlüğünün 06.10.2000 tarihli yazısında dava konusu taşınmazın tamamının orman sayılmayan yerde kaldığı, bu nedenle 68 31... sayılı Kanunlar kapsamında bulunmadığının bildirildiğini, davacının iade talebi üzerine düzenlenen 2015/181-03 sayılı inceleme raporunda da söz konusu taşınmazın tapusunun Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı gerekçesiyle değil, talepte bulunan şahsa ait tespitin dayanağı tapu kaydının dava konusu parsele uymadığı gerekçesiyle iptal edildiği, bu nedenle 6292 sayılı Kanunun 7 ve 345. sıra sayılı Milli Emlak Genel Tebliğinin 10. maddesi kapsamında iadeye tabi taşınmazlardan olmadığının tespit edildiğini, ayrıca talebe konu taşınmazın hükmen tesciline ilişkin kesin hükme bağlanmış konuda başka mahkemece yeniden yargılama yapılmasının usule aykırı olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen ilk kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince;İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; öncesinde davacı adına kayıtlı bulunan ve tapusu iptal edilip Hazine adına hükmen tescil edilen taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine lehine orman sınırları dışına çıkartılan yerlerde kaldığı, bu niteliği itibariyle 6292 sayılı Kanun'un 7/(1)-a kapsamında davacıya iadesi gereken taşınmazlardan olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 281 51... parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hükmün, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz iadesi gereken taşınmazlardan olması nedeniyle davanın tapu iptali ve tescili istemi yönünden kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi yargılama giderleri yönünden de 6292 sayılı Kanun'un 9/5. maddesi dikkate alınarak karar verilmiş olduğu belirtilerek, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ve işbu karar, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 09.09.2024 tarihli ve 2021/17489 E., 2024/4678 K. sayılı ilamı ile; "...dava konusu taşınmazların 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurulup başvurulmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 7/(1)-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazların bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı, taşınmazların yerine rayiç bedellerinin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin, birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacı, tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuş ise de, maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, lehine henüz sicile yansıtılmamış olan mülkiyet hakkının doğmuş olması nedeniyle, tapu iptali ile tescil niteliğinde olmayıp zaten mevcut olan ve tapu sicilinde kayıtlı olan dayanak tapu kaydı uyarınca bedelsiz iadeye ilişkin idari işlemlerin icrasına yöneliktir. Dolayısıyla işin esasının da idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu görülmektedir.Açılan davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar ile 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır.Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince davanın, yargı yolu dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve kanuna uygun görülmediği'' belirtilerek, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2. Ancak; davanın usulden reddine karar verildiğine göre, kendisini vekil ile temsil ettiren davalı Hazine lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2 maddesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, nispi vekalet ücreti takdiri isabetsiz ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, temyiz olunan kararın 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası gereğince düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle;(1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,Davacı vekilinin temyiz itirazlarının (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile kararın hüküm fıkrasının (3) nolu bendinde yer alan "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 139.083,04 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine," ibaresinin hüküm yerinden çıkarılarak, yerine "Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2 maddesi uyarınca 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazineye verilmesine," ifadesinin yazılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.