2/b kapsamındaki taşınmazlara ilişkin orman tahsis kararının iptali davasında adli yargı görevi, önceki mahkeme kararları ve bilirkişi tespitiyle belirlenen hukuki durumun değerlendirilmesi.
Özet: Davacı, 1997de orman tahdidi dışına çıkarılıp sonra orman idaresine tahsis edilen 601 parsel ile zilyetlikle edindiği ve kısmen orman idaresine tahsis edilen 612 parselin tahsis kararlarının iptalini talep etmiş; ilk derece mahkemesi, başlangıçta idari yargının görevli olduğunu belirterek davayı usulden reddetmiş, ancak Yargıtay tapu kayıtlarında değişiklik gerektirdiği için adli yargının görevli olduğuna hükmederek kararı bozmuştur; bozma sonrası ilk derece mahkemesi, 601 parselin orman vasfının mahkeme kararıyla kesinleştiği gerekçesiyle bu parsel yönünden davayı reddederken, 612 parselin bilirkişi raporuyla orman sayılmayan alan olduğunun tespit edilmesi üzerine farklı bir değerlendirme yapmıştır.
8. Hukuk Dairesi         2025/4668 E.  ,  2025/6335 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2025/16 E., 2025/172 K.
Taraflar arasında orman tahsis kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; İstanbul ili Çatalca ilçesi ... köyü 6 01... parsel sayılı taşınmazların 1997 yılında 2/B uygulamasıyla orman tahdidi dışına çıkarıldığını, 601 parsel numaralı taşınmazın tapulu olduğunu, davacının 1975 yılında 2/4 hissesini tapudan satış yolu ile kalan 2/4 hissesini noterden temlik sözleşmesiyle aldığını, 1980'li yıllarda yapılan kadastro çalışmasıyla orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun hükümsüz olduğunun bildirildiğini, 1991 yılında Orman Kadastro Komisyonunca orman vasfı taşımadığı gerekçesiyle orman tahdidi dışına çıkarıldığını, İlk Derece Mahkemesinin 1991/134 Esas numarasıyla dava açıldığını, daha sonra kanuni değişikliklerle taşınmazın davacıya doğrudan iadesi için başvuru yapıldığını, ancak taşınmazın Orman İdaresine tekrar tahsis edildiğini, İlk Derece Mahkemesinin 2004/49 Esas ve 2005/383 Karar sayılı kararı ile 601 sayılı parselin Orman İdaresi lehine tahsisen geri alındığını, 612 sayılı taşınmazı ise 1974 yılında zilyetliğe dayalı köy senedi ile aldığını, tapusunun olmadığını, içinde davacıya ait yapıların olduğunu, diğer taşınmaz gibi orman sınırları içinde olduğu belirlendikten sonra 2/B uygulamasıyla tahdit dışına çıkarıldığını, davacının iade yerine satın alma talebinde bulunduğunu, daha sonra taşınmazın kısmen Orman İdaresine tahsis edildiğini, taşınmazın çevresinde orman olmadığını, taşınmazın bir kısmında meşe ağacı bulunduğunu, parselin ifraz edilmesi gerektiğini belirterek, davacının idareye yaptığı 29.04.2015 tarihli başvurunun reddine ve taşınmazlarda tahsis olduğuna ilişkin olarak gönderilen 08.06.2015 tarihli ve 58760498-03.255.03 sayılı idare işleminin ve söz konusu tahsislerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2016 tarihli ve 2015/274 Esas, 2016/113 Karar sayılı kararıyla; dava konusu işlemin, söz konusu taşınmazların 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun)
kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığının tespitine yönelik idari nitelikte bir ön işlem olduğu, anılan taşınmazların orman sınırı içerisine alınmasına ya da 2/B olarak orman sınırı dışına çıkarılmasına ilişkin olmadığı, bu nedenle de idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından adli yargının görevli olduğu iddiası ile temyiz edilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2017/5805 Esas, 2019/6925 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekilinin talebi sonucu verilecek karar, tapu kayıtlarında değişiklik gerektireceğinden bu taleplerle ilgili olarak adli yargı kolunun görevli olduğu, İlk Derece Mahkemesince tarafların delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde idari yargı kolunun görevli olduğu gerekçesiyle, davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli ve 2020/92 Esas, 2022/142 Karar sayılı kararıyla; 601 parsel yönünden, kadastro tespitinin 1997 yılında yapıldığı, bu tespite itiraz edildiği, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/459 Esas ve 2005/383 Karar sayılı dosyası ile orman olarak dava konusu taşınmazın tescilinin yapıldığı ve ilgili kararın 2006 yılında kesinleştiği dolayısıyla burada idari işlem ile taşınmazın orman olarak tahsis edilmediği, aksine hükmen mahkeme kararı ile zaten orman olarak tescilinin sağlandığı ve bu hükmün kesinleştiği anlaşıldığından bu parsel yönünden iptali gerekir bir idari işlem bulunmadığı, aksine mahkeme ilamı ile orman olarak tescili sağlandığı gerekçesiyle bu parsel yönünden açılan davanın reddine, 612 parsel yönünden yapılan incelemede ise taşınmazın 1991 tarihinde 2/B parseli olarak tespitinin yapıldığı ve tapuda beyanlar hanesinde ''... oğlu ... kullanımındadır.'' şeklinde şerhin bulunduğu, 2010 yılında kısmen orman haline geldiğinin tespiti yapılarak orman olarak tahsisinin istenildiği anlaşılmakla, 25.10.2021 tarihli orman mühendisi bilirkişi heyet raporunda; parselin orman sayılmayan alan olduğu tespit edilerek ilgili bilirkişi raporu hükme esas alınmış olup bu parsel yönünden yapılan idari işlemin ve tahsis işleminin iptaline karar verilmiş; karar, davacı vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 04.11.2024 tarihli ve 2022/4705 Esas, 2024/6311 Karar sayılı ilamında özetle; Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2017/5805 Esas, 2019/6925 Karar sayılı ilamıyla davacı vekilinin talebi sonucu verilecek karar tapu kaydında değişiklik gerektireceğinden adli yargı kolunun görevli olduğu belirtilmişse de, kararda maddi hatanın yapıldığı, idari işlemin iptali ve tam yargı davalarının idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, konuya ilişkin olarak davacı vekilinin talepleri ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde, dava konusu taşınmazların 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurulup başvurulmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında varsa dayanak tapunun 7/(1)-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazların bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı şeklindeki faaliyetlerin, birer idari işlem olduğu, İlk Derece Mahkemesince davanın yargı yolu dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve kanuna uygun olmadığı belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın ilk olarak İdare Makemesinde açıldığını, idari yargının adli yargıya görevsizlik kararı verdiğini, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince adli yargı kolunun görevli olduğunun kabul edildiğini, yargılamanın 10 yıldır devam ettiğini, mülkiyet değişikliğine yol açacak davaların çözümünün adli yargı olduğu iddiasıyla, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar, usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
14.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.