Yurt dışı projelerde çalışan Türk işçinin kıdem, ihbar ve diğer işçilik alacakları davasında yabancılık unsuru karşısında Türk İş Hukukunun uygulanması gerektiği kararı.
Özet: Bir Türk işçi, Türk firmasına karşı yurt dışı projelerinde çalıştığı dönemdeki kıdem, ihbar, fazla çalışma ve tatil ücreti alacaklarının haksız fesih nedeniyle ödenmediği iddiasıyla dava açmış, davalı işveren yabancı hukuk uygulanmasını ve alacakların zamanaşımına uğradığını savunmuş; ilk derece mahkemesi ve istinaf, işçinin korunması ilkesi, işverenin Türk firması olması ve taraflar arasındaki organik bağ nedeniyle Türk İş Kanununun (4857 sayılı Kanun) uygulanmasına karar vererek, işçinin alacaklarının kısmen kabulüne hükmetmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/7833 E.  ,  2025/8333 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2023/233 E., 2025/273 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait yurt dışı projelerde fasılalarla 2007-2014 yılları arasında çelik konstrüksiyon ustası olarak çalıştığını, son net ücretinin 1.250,00-1.320,00 USD olduğunu, işyerinde haftanın yedi günü 07.00-19.00,20.00 saatleri arasında çalıştığını, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığını, karşılığı ücretlerin ödenmediğini, davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, davanın belirsiz alacak davası olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 15.08.2007-17.02.2008, 18.02.2008-09.04.2008, 10.04.2008-26.05.2008, 27.05.2008-15.08.2008, 22.07.2012-30.06.20 13... .08.2013-03.03.2014 tarihleri arasında çalıştığını, 2012-2014 arası çalışmasının ABD menşeli ... firması kadrosunda, bu firmanın emir ve talimatları altında geçtiğini, davalı Firma ile ... firması arasında mal ve hizmet sözleşmesi olduğunu, asıl işveren alt işveren ilişkisi olmadığını, hukuki bir bağ bulunmadığını, davacının 2012-2014 yılı çalışmalarının husumetten reddi gerektiğini, davacının iş görme borcunu yabancı bir ülkede ifâ etmesi sebebiyle taraflar arasındaki ilişkide yabancılık unsurunun bulunduğunu, uyuşmazlığa yabancı ülke hukukunun uygulanması gerektiğini, davacının yurt dışında elçilik projelerinde çalıştığını, iş ilişkisinin belirli süreli olduğunu, alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının 1.320,00 USD ücret almadığını, bunun bordrolar ve banka kayıtları ile sabit olduğunu, bordrolara göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.01.2019 tarihli kararı ile; davacının hizmet süresinin 15.08.2007-17.02.2008, 18.02.2008-09.04.2008, 10.04.2008-26.05.2008, 27.05.2008-15.08.2008, 22.07.2012-30.06.2013, 27.08.2013-03.03.2014 tarihleri arasında toplamda 2 yıl, 5 ay, 14 gün olduğu, iş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi ya da Şirketin yurt dışındaki yabancı Şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk iş hukukunun uygulandığı ve organik bağ içinde olan Türkiye’de ki kişi veya kişilerin işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulduğu, dava konusu somut uyuşmazlık açısından 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacının kıdemi, yaptığı iş ve emsal ücret araştırmaları dikkate alındığında gerçek ücretinin aylık 1.250,00 USD olduğu, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerine de hak kazandığı ancak bu alacakların davacı tanığının davacı ile birlikte çalıştığı süreler nazara alınarak hesaplanması gerektiği gerekçesiyle resen yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 18.01.2019 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin 13.10.2022 tarihli kararı ile; taraflar arasında yapılan hukuk seçiminin geçersiz olduğu, davacı ... davalı işverenin Türkiye'de olduğu, davalı işverenin merkezinin Türkiye'de olduğu, yabancı ülke hukukunun olayda uygulanmasının mümkün olmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20... . maddelerinde düzenlenen genel işlem şartları dikkate alındığında taraflarca hukuk seçiminde bir anlaşmaya varıldığından bahsedilemeyeceği, uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanamayacağı somut olayda davacının dava dilekçesinde ve yargılamanın tüm aşamalarında talebini Türk hukukunun uygulanması yönünde sınırlandırdığı ve hâkimin talepten başka bir şeye karar verebilmesinin mümkün olmadığı, davalı işverenin Türk hukukuna göre kurulmuş bir Türk firması olduğu, Türk vatandaşı olan davacının davalı tarafından yurt dışında çalıştırılmak üzere Türkiye'de işe alındığı, dosyadaki bilgi ve belgeler, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları, hizmet döküm cetveli incelendiğinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın en yakın irtibat hâlinde bulunduğu yer olan Türk hukukuna göre ve 4857 sayılı Kanun'un hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, yapılan açıklamalar çerçevesinde davalının Türk hukukunun uygulanmaması yönündeki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davacının brüt ücret tespitinin yerinde olduğu, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi nedeniyle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti taleplerinin kabulünün yerinde olduğu gerekçeleriyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.10.2022 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, somut olayda davalı işverenin yurt dışı projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacının ikinci ve üçüncü çalışma dönemi olan 22.07.2012-30.06.2013, 27.08.2013-03.03.2014 tarihleri arasında Dominik Cumhuriyeti'nde bulunan davalıya ait işyerinde çalıştığı, davacı tarafından iş görme ediminin fiilen söz konusu ülkede yerine getirildiği, 15.08.2007-15.08.2008 tarihleri arasında ardışık tarihlerde gerçekleşen birinci çalışma döneminde ise davacının davalı nezdinde yurt dışında çalıştığının ve ücretlerinin davalı tarafından USD olarak ödendiğinin, yurda giriş çıkış kayıtları ile banka kayıtlarından anlaşıldığı, ancak davacının bu dönemde hangi ülkede çalıştığının dosyadan tespit edilemediği, bu sebeple davacının birinci çalışma döneminde mutad işyerinin neresi olduğu açıklığa kavuşturularak ilgili dönem için uyuşmazlığa uygulanacak hukukun belirlenmesi gerektiği, tüm bu hususlar dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan ikinci ve üçüncü çalışma dönemlerinde mutad işyeri hukuku olan Dominik Cumhuriyeti hukukunun, birinci çalışma dönemi yönünden ise belirlenecek olan mutad işyeri hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılamada; davacının 15.08.2007-15.08.2008 tarihleri arasında ardışık tarihlerde gerçekleşen birinci çalışma döneminin ...'da geçtiğinin anlaşıldığı, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptal edildiği, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, bu durumda somut davada uygulanacak hukukun Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi kararı ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin yeni düzenleme sonrası ilgili bölümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının Türk vatandaşı olduğu, yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin Türkiye olduğu, davalı firmanın Türkiye'de Türk kanunlarına göre kurulmuş Türk firması olduğu, davacının çalışmak ve çalıştırılmak üzere davalı Türk firması tarafından yurt dışına götürüldüğü, iş sözleşmesi ile daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmünde tanınan yetki kapsamında sözleşmeye uygulanacak hukukun hukuka ve hakkaniyete göre belirlenmesi gerektiği, davada mutad işyeri hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağlayan hukukun Türk hukuku olduğunun anlaşıldığı, bu kapsamda uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiği, davalının yabancı hukuk çevirisini sunmaması da gözetilerek her üç çalışma dönemi için daha sıkı ilişkili hukuk olan Türk hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle bu doğrultuda yapılan değerlendirme ve hesaplama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Bozma kararına rağmen Mahkemece, davacının çalıştığı ülkenin hukukunu uygulamamasının hatalı olduğunu,
2. Davacının birinci çalışma öneminde ...'da çalıştığını, sonra Dominik Cumhuriyeti'nde çalıştığını tüm dönem alacaklarının her iki ülke hukukuna göre 3 aylık zamanaşımı süresi dolduktan sonra dava açıldığından zamanaşımından reddi gerektiğini,
3. Ücret tespitinde bordro ücretinin esas alınması gerektiğini, raporda yapılan brüt ücret hesabının hatalı olduğunu,
4. Davacının fazla çalışma ve tatil ücretlerinin eksiksiz ödendiğini, davacı tanığının husumetli olduğunu, esas alınan fazla çalışma saatlerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ile dava konusu alacak kalemlerine hak kazanılıp kazanılmadığına ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta; bozma kararında; hukuk seçimi anlaşması bulunmayan ikinci ve üçüncü çalışma dönemlerinde mutad işyeri hukuku olan Dominik Cumhuriyeti hukukunun, birinci çalışma dönemi yönünden ise belirlenecek olan mutad işyeri hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği ifade edilmiş, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyulmasına karar verilmesine rağmen Türk hukukuna göre yargılama sonuçlandırılmıştır.
Hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Bozmaya uyulduğunda, bozma kararı lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak oluştuğundan, Mahkemece bozma gerekleri yerine getirilerek karar verilmesi zorunludur.
Usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin yerleşik ilke ise Dairemizin 14.12.2022 tarihli ve 2022/16498 Esas, 2022/16753 Karar sayılı kararında;
"...
Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı karar). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı karar).
..." şeklinde açıklanmıştır.
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
Yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre; İlk Derece Mahkemesince 24.10.2023 tarihli duruşmada hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda, uyuşmazlık konusu olan 15.08.2007-15.08.2008 tarihleri arasında ardışık tarihlerde gerçekleşen birinci çalışma döneminde ... hukuku, 22.07.2012-30.06.2013, 27.08.2013-03.03.2014 tarihleri arasında geçen ikinci ve üçüncü çalışma dönemlerinde Dominik Cumhuriyeti hukuku hükümlerinin mutad işyeri hukuku olarak uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bozma gereği yerine getirilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.