Yargıtay Kararı: Kaçakçılık Suçunda Etkin Pişmanlık İndirim Oranının Düzeltilmesi ve Hukuka Aykırı Delil İddiası.
Özet: Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa muhalefet suçundan verilen mahkûmiyet kararında, sanığa soruşturma aşamasında etkin pişmanlık ihtarı yapılmamasına rağmen bozma sonrası bu iradeyi göstermesi üzerine, yerel mahkemenin etkin pişmanlık indirimi olarak 1/3 oranını uygulamakla hata ettiği, yasal olarak 1/2 oranında indirim yapılması gerektiği tespit edilerek, Yargıtay tarafından hapis ve adli para cezasının bizzat düzeltilmesiyle hükmün onanmasına karar verilmiş; ancak bir karşı oyda, suç konusu eşyaya hukuka aykırı yöntemlerle el konulduğu ve başlangıç şüphesi eksikliği nedeniyle delillerin hukuka aykırı olduğu savunulmuştur.
7. Ceza Dairesi         2022/4773 E.  ,  2025/14048 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2021/504 E., 2021/676 K.
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM : Mahkûmiyet, eşya müsaderesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 5/2 maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3. maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2 maddesine yapılan ekleme gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği, 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesinin "Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" hükmünü içerdiği, sanığa soruşturma aşamasında etkin pişmanlık
konusunda ihtarat yapılmadığı, soruşturma aşamasında etkin pişmanlıktan faydalanma imkanı olduğu bildirilmeyen sanığın bozma ilamından sonra suça konu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katını yatırarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma iradesini ortaya koyduğu gözetilerek, 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi gereği cezada 1/2 oranında indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde 1/3 oranında indirim yapılmak suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, hukuka aykırı bulunmuş ise de, bahse konu hukuka aykırılı Yargıtay tarafından giderilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, sanık müdafiin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesi gereği, hükmün 5. paragrafında bulunan, sanık hakkında 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin uygulandığı bendinden ''1/3 oranında indirilerek 8 ay hapis ve 1 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına'' ibaresi çıkartılarak yerine ''1/2 oranında indirim yapılarak 6 ay hapis ve 1 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına" ibaresinin eklenmesi, devamında yer alan bentten "6 ay 20 gün ve 1 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına" ibaresinin çıkartılarak, yerine "5 ay hapis ve 1 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına" ibaresinin eklenmesi hükmün 10. paragrafında bulunan "6 ay 20 gün hapis" ibaresinin çıkartılarak yerine "5 ay hapis" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.11.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın daire çoğunluğuyla ihtilafımız sanıktan ele geçen suça konu eşyanın hukuka aykırı yöntem ile elde edilip edilmediğine ilişkindir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2013/610-5 12... /569-2022/10 EK sayılı kararlarında da izah edildiği üzere;
Ceza muhakemesinin kurallarının uygulanmaya başlaması "Başlangıç şüphesi" ile olmaktadır. Başlangıç şüphesinin, dayandığı deliller basit, diğer aşamalarda elde edilebilecek delillere göre yetersiz veya sayıca az olmakla birlikte en azından belirti düzeyinde delillere dayanıyor olması ve bir suçun işlendiği yolunda akla ve mantığa uygun bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Bu bakımdan somut olaylara dayanmayan, soyut iddia ve tahminler başlangıç şüphesi olarak kabul edilemeyecek, buna karşılık başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmesi de gerekmeyecektir. Ortada bu nitelikte bir şüphe yokken ceza muhakemesi soruşturmasının başlatılması ve koruma tedbirlerine müracaat edilmesi hâlinde, bu işlemin kaynağı hukuki olmayacaktır.
Suç işlendiği izlenimi yaratan bir durumun ihbar, şikâyet veya resen yetkili makamlar tarafından öğrenilmesi üzerine durum derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilip, alınan talimatlar doğrultusunda konunun araştırılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresini başlatacak olan şüphenin somut olayda bulunup bulunmadığını takdir edecek, soruşturma başlatacak şüphe olduğunu değerlendirmesi durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için emrinde bulunan adli kolluk görevlileri aracılığı ile şüphelinin lehinde ve aleyhine olan bütün delilleri toplayıp, şüphelinin haklarını korumak için gerekli olan tedbirleri alacaktır. Adli kolluk görevlileri el koyduğu olayları,
uyguladığı tedbirleri Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve aldığı emirleri yerine getirmek zorundadır. Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerin tekrarlanma fırsatının olmaması, sürecin hızlı işlemesi nedeniyle adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısından aldığı talimatlara uygun bir biçimde delil toplaması, toplanan delilleri muhafaza etmesi ve yetkililere teslim etmesi gerekmektedir.
Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir.
Hukuka aykırılık bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı hâlinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 22.06.2001 tarihli ve 2-2 sayılı kararında: “Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır.
Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasa koyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır (Örneğin, E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115). Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir” denilmektedir.
Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir.
Hukuka aykırı olarak yapılan aramanın hem ceza muhakemesi hukuku, hem maddi ceza hukuku, hem de tazminat hukuku bakımından bir takım müeyyideleri ortaya çıkabilecektir.
Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır.
5271 sayılı CMK7nın 119/4.maddesinde;
Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde;
"1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenlemeyle hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de, ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki, aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur.
Hukuka aykırı aramanın maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı ise eylemin suç teşkil etmesidir. 5237 sayılı TCK'nın "haksız arama" başlıklı 120. maddesinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılacağı öngörülmüştür.
Nihayet, aramadaki hukuka aykırılıklar gerek Devletin, gerekse arama kararını veren veya uygulayan kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilecektir. Bu kapsamda 5271 sayılı CMK'nın 141/1. maddesinde aramanın amacıyla orantılı olmayacak biçimde ölçüsüz gerçekleştirilmesi durumunda kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür.
Bu açıklamalar ışığında;
15/10/2014 günü saat 20.50 sıralarında alınan ihbar üzerine kolluk ekipleri tarafından aynı gün bahse konu adrese intikal edilmiş, dışarıdan bakıldığında raflarda görünür vaziyette kaçak sigaraların bulunduğu görülmüş, içeri girildiğinde kendilerini karşılayan sanığa polis kimlik kartları gösterilmiş, sanık ile yapılan şifahi görüşmede kaçak sigaraların kendisine ait olduğunu belirterek raflarda bulunan kaçak sigaraları kendi rızası ile teslim etmesi üzerine toplamda 299 paket bandrolsüz kaçak sigara ve sanığın muhafaza altına alınması şeklindeki olayda; suçüstü hâlinin varlığından söz edilemeyeceği, bu suretle alınan ihbar üzerine 5271 sayılı CMK'nın 2/e, 1 61... sayılı PVSK'nın Ek 6. maddeleri uyarınca derhâl Cumhuriyet savcısına olayın haber verilip Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve CMK’nın 1 16... . maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri veya mahkemeden alınacak adli arama kararı uyarınca sanığın üzeri ve eşyası aranması gerekirken sanığın işyerinde bulunan suç eşyası niteliğindeki kaçak sigaralara ilişkin gerçekleştirilen arama işleminin usulüne uygun verilmiş bir yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmaksızın gerçekleştirildiği, ayrıca bu aramanın 5271 sayılı CMK’nın 119/4. maddesine aykırı olarak iki işlem tanığı olmadan zapt altına alındığı, bu durumun açıkça hukuka aykırı olduğu, suç konusu kaçak sigara ve içkilerin hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde bulunması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı, öte yandan yasak delilin uzak etkisi olarak bu delilden türeyen ikrarında karara etkisi olamayacağı gözetilerek sanığa atılı suçtan beraati gerekçesi ile sayın çoğunluğun kararlarına iştirak edilmemiştir.