Görevi kötüye kullanma suçlamalarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz incelemesinde, İçişleri Bakanlığının doğrudan zarar görmediğinden katılma talebinin reddi ve 8 yıllık zamanaşımı nedeniyle kamu davalarının düşürülmesi kararı.
Özet: Yüksek mahkeme, yerel mahkemenin görevi kötüye kullanma suçlarından sanık hakkında verdiği beraat kararları üzerine yapılan temyiz incelemesinde, İçişleri Bakanlığının suçtan doğrudan zarar görmediği için davaya katılma ve temyiz hakkının bulunmadığını, iddianamenin belirli bir eylem yönünden kesinleşmiş beraat kararı nedeniyle sonradan verilen beraat hükmünün yok hükmünde olduğunu belirterek, incelemeyi savcının diğer isnatlara ilişkin temyiz itirazlarıyla sınırlamış ve sanığa isnat edilen zincirleme şekilde icrai davranışla görevi kötüye kullanma eylemlerinin sübutu halinde 8 yıllık asli dava zamanaşımının dolduğunu tespit ederek, hükmü bozarak sanık hakkındaki kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermiştir.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/10 Esas, 2020/94 KararSUÇLAR : İhmali davranışla görevi kötüye kullanma, icrai davranışla görevi kötüye kullanma HÜKÜMLER : BeraatTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaMahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 237. maddesine göre atılı suçlardan doğrudan zarar görmeyen İçişleri Bakanlığının kamu davasına katılma ve hükümleri temyiz hakkının olmadığı, mahkemece usulsüz olarak verilen katılma kararının da temyiz hakkı vermeyeceği anlaşıldığından, vekilinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca REDDİNE, diğer taraftan Sütçüler Cumhuriyet Başsavcılığının 04.09.2012 tarihli iddianamesinin birinci paragrafında yer alan isnat yönünden mahkemenin 09.05.2013 tarihli kararıyla sanık hakkında kurulan beraat hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleştiği gözetilmeden, anılan eylem yönünden mahkemece verilen 30.12.2020 tarihli beraat hükmünün hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, hukuken varlık kazanmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesinin de olanaklı olmadığı gözetilerek incelemenin O yer Cumhuriyet savcısının, aynı iddianamenin ikinci ve üçüncü paragraflarında yer alan isnatlar yönünden sanık hakkında atılı suçlardan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:Sanığın inceleme konusu eylemlerinin sübutu halinde zincirleme şekilde icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği, bu suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan 09.05.2013 tarihli mahkumiyet hükmü ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanık hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE 10.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.