Sürücünün ölümüyle sonuçlanan tek taraflı trafik kazasında, destekten yoksun kalma tazminatı davasında taksirle yaralama zamanaşımının uygulanması.
Özet: Bu hukuki evrak, 2010 yılında kendi sevk ve idaresindeki araçla meydana gelen tek taraflı trafik kazasında hayatını kaybeden sürücünün eşi ve çocuklarının sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı talebini konu almakta olup, mahkemeler sürücünün ani manevra sonucu direksiyon hakimiyetini kaybetmesiyle gerçekleşen ve araçtaki yolcunun yaralanmasına neden olan kazayı Türk Ceza Kanunundaki taksirle yaralama suçu kapsamında değerlendirmiş ve bu eylem için öngörülen sekiz yıllık ceza zamanaşımı süresi dolduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.

MAHKEMESİ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/2603 E., 2023/343 K.İLK DERECE MAHKEMESİ: Gediz Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2019/226 E.,2021/320 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVADavacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'ın 21.07.2010 tarihinde kendi sevk ve idaresindeki otomobili ile yanında oğlu olan müvekkili ... ile Uşak-İzmir Devlet Karayolu üzerinde seyir ettiği esnada önüne çıkan ve yola fırlayan başıboş köpeğe çarpmamak için yolun soluna doğru ani manevra yaparak direksiyon hakimiyetini kaybetmesi ile meydana gelen trafik kazasında vefat ettiğini, müteveffa ...'ın kullanmakta olduğu aracın kaza tarihinde davalı ... Sigorta Şirketi tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı olduğunu, müteveffanın kaza tarihinde evli ve iki çocuk babası olduğunu, müvekkili ...'ın eşi olduğunu, diğer müvekilleri ... ile...'ın ise çocukları olduğunu, müteveffanın kaza tarihinde ... Lisesinde memur olarak görev yaptığını, gerçekleşen kaza neticesinde müteveffanın eşi olan müvekkili ...'ın eşinin desteğinden yoksun kaldığını, yine aynı şekilde diğer müvekkilleri olan ... ile...'ın da babalarının desteğinden yoksun kaldıklarını beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla şimdilik 5.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu trafik kazasında müvekkili şirkete sigortalı araç sürücüsünün kendi kusuru ile vefat ettiğini, destekten yoksun kalan davacıların araç işletenine karşı tazminat talep etme haklarının bulunmadığını, araç sürücüsü olan desteğin tek taraflı kaza sonucu ölümüyle sonuçlanan olaylarda uzamış ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl ile sınırlı olduğunu, dava konusu kazanın 21.07.2010 tarihinde meydana geldiğini ve zamanaşımı süresinin 21.07.2018 tarihi itibariyle dolduğunu, davacıların müvekkili sigorta şirketine kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı başvuruda bulunmadıkları için davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine veya ... Üniversitesi Trafik Kürsüsünden kusur raporu alınmasını talep ettiklerini, destek paylarının tazminat hesabında müteveffa ...’ın destek olacağı tüm kişiler dikkate alınarak hesaplanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile müteveffa ...'ın ölümü yönünden trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluştuğu (TCK 179/2), yaralanan davacı ... yönünden ise taksirle yaralama suçunun (TCK 89/1) oluştuğu, gerçekleşen trafik kazası sonucunda iki farklı suç oluşmuş olup ceza hukukunun temel ilkelerine göre zarar ve tehlike suçunun bir arada bulunduğu durumlarda zarar suçu baz alınıp sadece zarar suçundan ceza verileceği dikkate alındığında dava konusu olayda taksirle yaralamanın (TCK 89/1) dikkate alınması gerekmekte olup TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca bu eylem ile ilgili dava zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, uzayan bu zamanaşımı somut olaya uygulandığında olay tarihi olan 21.07.2010 tarihi ile dava tarihi olan 10.05.2019 tarihleri arasında 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu görülmekle davacıların davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 21.07.2010 tarihinde müteveffa ...'ın sevk ve idaresindeki araç ile yaşanan tek taraflı trafik kazasında sürücünün vefat ettiği, araç içinde bulunan davacı küçük yolcu ...'ın yaralandığı, olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, eylemin 5237 sayılı TCK'nın 85. maddesini değil, 89/2 maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturduğu, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği, ...'ın eyleminin TCK'nın 89/2. maddesinde düzenlenen ve taksirle yaralama olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; KTK'nın 109/2. maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra açılması nedeniyle somut olayda zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğramadığını, davanın kabulü gerektiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davalı sigorta şirketi tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. fıkrasında ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir.2918 sayılı Kanun'un anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanunu'na göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür.Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 21.07.2010 tarihinde gerçekleşmiş, davacılar vekilince dava 10.05.2019 tarihinde açılmıştır. Davaya konu trafik kazası sonucunda bir kişi ölmüş olup eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 66/I-d maddesi uyarınca 15 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Buna göre davada, ceza zamanaşımı süresinin dolmamış olduğu dikkate alınarak davanın esasına ilişkin olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.VI. KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,15.09.2025 tarihinde Üye ... ve Üye ...'in karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OYDosya incelendiğinde davanın konusunun tek taraflı trafik kazası sonucu yüzde yüz kendi kusuru ile ölen sürücünün desteğinden yoksun kalma tazminat davası oldu anlaşılmaktadır. 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır. Sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir. Anılan madde uyarınca “eylemin” suç teşkil etmesi; cezai nitelik taşımasından hareketle mahkûmiyet veya takipsizlik kararı aranmaksızın ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikâyet süresinin (mülga TCK. m. 108) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.KTK’nun 109. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi, sadece eylemin ceza kanunlarına göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Zira sonuçta haksız eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil etmesi durumunda o fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır. Türk Ceza Kanunu’nda suç tanımı faile değil fiile göre yapıldığından, ceza kanunlarındaki zamanaşımı sürelerine atıf yapan 2918 sayılı Kanunun 109. maddesinin ikinci fıkrasındaki tarifin fiili tanımlaması ve maddenin bu yoruma göre değerlendirilmesi kanun sistematiği açısından da zorunludur.Yeri gelmişken belirtilmelidir ki eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil edip etmediği, kural olarak hukuk hâkimince belirlenecektir. Bununla beraber hukuk hâkimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hâkimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlı olacaktır (BK. m. 53). Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve işleten gibi diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamış; zamanaşımı süresinin hepsi için uygulanması öngörülmüştür.Dosyanın incelenmesinde davacıların desteğinin maliki ve sürücüsü olduğu aracın direksiyon hâkimiyetini kaybederek takla atması şeklinde meydana gelen olayın araç sürücüsünün ölümü ile sonuçlandığı, olayın meydana gelmesinde davacıların desteği sürücünün tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, murisin aracı kullanırken tek taraflı ve kendisinin tam kusuru ile meydana gelen eylem TCK 179. maddesinin ikinci paragrafında tanımlanan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179. maddesi:“...(1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılmaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır....” düzenlemesini içermektedir.Maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere “Madde metninde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu tanımlanmıştır...İkinci fıkrada ise kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının kişilerin hayat, sağlık veya mal varlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu suç ayrıca trafik güvenliği için öngörülmüş bakım ve onarımlar yapılmadan aracın trafiğe çıkarılması hâlinde de işlenebilir. Ancak bunun için ayrıca gerekli bakım ve onarımı yapılmamış aracın trafiğe çıkarılması suretiyle kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı açısından bir tehlikeye neden olunması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliğini taşımaktadır.”Buna göre trafik güvenliğini tehlikeye düşürme suçu bir tehlike suçu olup, mağduru ölen değil, kamu güvenliğidir.Yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında somut olayda, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun varlığı sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir ve kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.Buna göre davacının desteğinin tam kusuru ile neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı TCK'nın 179 maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK'nın 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleştiği açıktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 09.04.2019 tarih, 2017/1111 Esas, 2019/424 Karar)Bu gerekçelerle kararın onanması gerekirken çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.