Orman vasfındaki 2/b arazisi nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında, ilk derece mahkemesi kararının usulsüz ilanen tebligatı sonrası temyiz süresinden ret kararının düzeltilmesi.
Özet: Hazinenin açtığı tapu iptali ve tescil davasında ilk derece mahkemesi taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiş, ancak davalı, bu kararın kendisine usulsüz ilanen tebligatla bildirildiğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ve dolayısıyla kararın kesinleşmediğini iddia ederek temyiz dilekçesinin süre yönünden reddi kararının düzeltilmesini talep etmiştir. Yargıtay, tebligat kanununa göre ilanen tebligatın son çare olduğunu, öncesinde kapsamlı adres araştırması yapılması gerektiğini vurgulayarak, ilk derece mahkemesince tebligat usulünün doğru uygulanıp uygulanmadığını ve bu durumun temyiz süresine etkisini değerlendirmektedir.
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : ████████ E., ████████ K.
İlk Derece Mahkemesi kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce temyiz dilekçesinin süreden reddine karar verilmiştir.
Davalı ... vekili tarafından Dairemizce verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; .. ili .. ilçesi .. köyünde bulunan 59 86... parsel sayılı taşınmazın 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidinde orman sınırları içinde kalmasına rağmen kadastro çalışmaları sonucunda davalı adına tescil edildiğini, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını, davalı adına olan tapu kaydının hukuki değerinin bulunmadığını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın 1946 yılında orman sınırları içine alındığı, tahdidin kesinleştiği, tapulama çalışmaları sırasında bu husus nazara alınmadan şahıs adına verilen tapunun geçersiz olduğu, taşınmazın daha sonra 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve Hazine adına tescilinin gerektiği belirtilerek davanın kabulüne, .. ili .. köyü 59 86... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; yargılama sırasında müvekkilinin adresinin usulünce araştırılmadan ilanen tebligat yoluna gidildiğini, keşif günü ve bilirkişi raporlarının davalıya tebliğ edilmediğini, ilanen tebliğin usulsüz olduğunu, taraf teşkili sağlanmadan müvekkilinin yokluğunda yargılama yapılarak verilen kararın kesinleştirildiğini, müvekkilinin hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, adres araştırmasının gerek kanun gerekse Yargıtay kararlarına uygun olarak yapılmadığından İlk Derece Mahkemesi kararının hukuken kesinleşmiş olduğunun kabul edilemeyeceğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dairemizin 23.09.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararının davalıya 16.07.1997 tarihinde ilanen tebliğ edildiği, temyiz dilekçesinin ise kanuni süresinden sonra 11.01.2022 tarihinde ibraz edildiği gerekçesiyle temyiz dilekçesinin süreden reddine karar verilmiştir.
V. KARAR DÜZELTME
Dairemizin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davalı ... vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Bilindiği üzere; 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 10. maddesine göre tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. 7201 sayılı Kanun'un 28. maddesi "Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır. Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. (Değişik ikinci cümle: 19.03.2003 - 4829/9 md.) Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir..." hükmünü, tebligat yapılan tarihlerde yürürlükte bulunan Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddesi ise, "Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır. Bu Tüzük hükümlerine göre tebligat yapılamıyan ve 13. madde mucibince yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamayan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresi meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına tebliğ mazbatasına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran merci, lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtasiyle tahkik ve tesbit ettirebilir. İlan, tebligatta başvurulacak son çaredir." hükmünü içermektedir.
Buna göre; İlk Derece Mahkemesince yargılamanın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan tebligat mevzuatına göre kural olarak tebligat, tebligat yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. Kişi son adreste bulunamamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği adresi araştırır. Bulamazsa, durumu, muhtarlığa onaylatmak suretiyle saptayıp tebliği çıkaran merciye bildirir. İlgili merci, kişinin adresini tapu, muhtarlık, nüfus, vergi dairesi, belediye idaresi gibi kurumlardan çok yönlü bir şekilde araştırır. Buna rağmen, adres tespit edilemezse, adres meçhul sayılarak ilanen tebligat kararı verilebilir. İlanen tebligat, başvurulacak son yoldur.
Bu itibarla; eldeki davada, davalı adına tebliğe çıkarılan dava dilekçesinin bila tebliğ iade edilmesi üzerine yöntemince adres araştırması yapılmaksızın ve yukarıda belirtilen ilkeler göz ardı edilerek ilanen tebligat yoluyla sonuca gidilmiş olması doğru olmadığı gibi, ilanen tebliğ yoluyla kararın kesinleştirilmesi de hukuka uygun bulunmamaktadır. Davalıya yapılan tebligat işlemlerinin usulsüz olduğu ve bu nedenle davalı vekilinin usulsüz tebliği öğrendiği tarihin gerekçeli karar evrakının tebliğ tarihi olarak kabulü gerektiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamında esasa ilişkin yapılan incelemede ise 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca orman alanı dışına çıkartılan ve tapusu iptal edilmeyen taşınmazlara ilişkin olarak, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7. maddesinin; "İlgililer tarafından İdareye başvurulması ve İdarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi halinde;" şeklinde başlayan birinci fıkrasının (a) bendinde; "tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak, bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması halinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir" hükmüne; aynı Kanun'un "Davalar" başlıklı 9. maddesinin ikinci fıkrasında; "Bu Kanun'a göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılmaz, açılmış ve devam eden davalar durdurulur. Durdurulan bu davalara konu taşınmazlar hakkında hak sahipleri veya ilgilileri tarafından bu Kanun'da belirtilen süreler içinde gerekli başvuruların yapılmaması veya başvuru yapılmasına rağmen, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde İlk Derece Mahkemesince bu davalara devam edilerek genel hükümlere göre karar verilir" hükmüne; aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise "bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere ilgilileri tarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvuruda bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle hakkında işlem yapılamayan taşınmazlara ilişkin olarak ikinci fıkra uyarınca açılmamış davalar açılır, durdurulan davalara devam edilir ve kesinleşmiş yargı kararları yerine getirilir." hükmüne yer verilmiş olup, 6292 sayılı Kanun'un 7/1-a maddesinde yer alan bu düzenlemenin resen gözetilmesi gerekmektedir. Zira sözü edilen maddede, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan ve 6831 sayılı Kanun'un 2/A veya 2/B madde kapsamında kalan taşınmazlar yönünden “…bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir…” şeklinde âmir hüküm getirilmiştir. Yani söz konusu düzenleme ile tapuda gerçek kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlara yönelik 6831 sayılı Kanun'un 2/A veya 2/B maddesi kapsamında kaldığı iddiasıyla dava açılıp açılmaması veya bu iddiayla açılmış davalardan vazgeçilip vazgeçilmeyeceği konusunda Hazineye herhangi bir takdir hakkı tanınmamış, bu tür bir davanın açılamayacağı veya açılmış ise vazgeçileceği yönünde emredici hüküm ihdas edilmiştir.
6292 sayılı Kanun'un 7/1-a maddesinde düzenlenen bu vazgeçme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307 ve devamı maddelerinde düzenlenen; “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” olarak tanımlanan "davadan feragat" niteliğindeki vazgeçmeyle karıştırılmamalıdır. Burada kanundan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü (davanın geri alınması niteliğinde) bir vazgeçme söz konusudur.
Ayrıca; 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca sonuçlandırılacak davada yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılması ve taraflar leh ve aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekmektedir.
Hal böyle olunda; İlk Derece Mahkemesince yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanun'un anılan ve davada uygulanması gereken emredici hükmü gereğince, davacı Hazinenin 6292 sayılı Kanun gereğince davadan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Temyiz incelemesi sonucunda Dairemizin 23.09.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamıyla temyiz dilekçesinin süreden reddine karar verilmiş ise de yazılı sebeple bozulması gerektiği maddi hata nedeniyle bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davalı ... vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin temyiz dilekçesinin süreden reddine dair ilamın kaldırılarak yukarıda belirtilen gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 23.09.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamının kararının KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
İstek halinde peşin harcın davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
16.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!