İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı: Aşkın (munzam) zarar davasında, temerrüt faizini aşan zararın somut delillerle ispatının zorunluluğu Yargıtay içtihatları ışığında değerlendirilmiştir.
Özet: Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin aşkın (munzam) zarar isteminin reddine ilişkin kararını inceleyerek, temerrüt faizini aşan zararın tazmini için alacaklının sadece genel ekonomik koşullar veya soyut iddialarla değil, borçlunun temerrüdü nedeniyle malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizini aşan zararı somut delillerle ispatlaması gerektiğini, aksi takdirde munzam zarar isteminin reddedilmesi gerektiğini belirten Yargıtay içtihadı doğrultusunda, davacının istinaf başvurusunu reddederek kararı onamıştır.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: ████████
KARAR NO : █████████
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: █████/2023
NUMARASI : ████████ Esas-████████ Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat [Aşkın (munzam) zarar]
KARAR TARİHİ: █████/2026
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Aşkın (munzam) zarar istemiyle açılan davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının görev yönünden bozulması gerektiğini, davalı sigorta şirketinin yasal süresinde ödeme yapmayarak temerrüde düştüğünü, enflasyonist ortamda müvekkilinin faizle karşılanamayan gerçek bir zarara uğradığını ve mahkemenin Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarını dikkate almaksızın eksik inceleme ile davayı reddettiğini, bu gerekçelerle kararın görev yönünden kaldırılarak dosyanın görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesini, aksi halde esastan kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122. maddesi uyarınca aşkın (munzam) zarar tazmini istemine ilişkindir.
Yargıtay 4 . Hukuk Dairesinin █████/2023 tarih ve █████████Esas - █████████ Karar sayılı ilamında "...Davacı vekili, müvekkilinin yaralanmasından kaynaklanan zararının karşılanması için davalıya başvurulduğu, ancak davalı tarafından başvurunun sürüncemede bırakıldığı, bu nedenle müvekkilinin munzam zararının olduğunu belirterek munzam zarar nedeniyle tazminat talep etmiş; İtiraz Hakem Heyetince bilirkişi raporu ile belirlenen munzam zarar miktarı hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121. maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklindedir. munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir. Somut olayda; davacı vekili yalnızca davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia etmiştir. Ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmamıştır. Yine davacı vekili, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamamıştır. Bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebi soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilememiştir. Açıklanan nedenlerle İtiraz Hakem Heyetince ispatlanamayan munzam zarar isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına hükmedilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 122. maddesi: "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiştir.
Yukarıda alıntılanan Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararında da belirtildiği üzere, aşkın (munzam) zarar, borçlunun temerrüdü nedeniyle uğranılmış olan ve temerrüt faizini aşması nedeniyle borçlu tarafından karşılanmayan zararlar olması, alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebileceği ve aşkın (munzam) zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden Borçlar Kanunu'nda karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durumdur.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. Bu itibarla, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,
2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!