İşçinin zimmet suçu nedeniyle haklı feshedilmesi, organik bağ kapsamında kıdem, ihbar, işçilik alacakları, mobbing ve manevi tazminat talepleri ile işverenin zarar tazmini davasının temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, müdür olarak çalışan işçinin, işveren tarafından zimmetine para geçirdiği gerekçesiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi üzerine açtığı kıdem, ihbar, yıllık izin, fazla mesai, ücret alacakları ile manevi tazminat davası ve işverenin işçinin neden olduğu zararın tazmini talepli birleşen davasının temyiz incelemesini konu almaktadır. İlk derece mahkemesi ve istinaf, ceza dosyasındaki zimmet eylemi sabit olduğundan feshin haklı olduğuna, işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığına, ancak bazı işçilik alacaklarının bulunduğuna ve işçinin işverene zararı ödemesi gerektiğine hükmetmiş, işçi vekili ise feshin haksız olduğunu, mobbinge uğradığını ve tazminatlara hak kazandığını ileri sürerek kararı temyiz etmiştir.
9. Hukuk Dairesi         ██████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi

SAYISI : █████████ E., ████████ K.
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
MAHKEMESİ : İzmir 23. İş Mahkemesi
SAYISI : ███████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada taraf vekilleri, birleşen davada davacı-birleşen dava davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ve davalının ailesinin ortağı veya yetkilisi olduğu işyerlerinde 03.11.2006-15.04.2020 tarihleri arasında en son müdür olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı neden olmadan feshedildiğini, müvekkilinin usulsüzlük yapmamasına rağmen haksız olarak şikayet edildiğini ve kendisine mobbing (psikolojik taciz) yapıldığını, alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile manevi tazminatı alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davalı-birleşen dava davacısı vekili dava dilekçesinde; davacının müvekkiline ait akaryakıt istasyonunda marketten sorumlu olarak çalıştığını, kasada açık çıkması sebebiyle yapılan incelemede zimmetine para geçirdiğini, hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ve dava açıldığını ileri sürerek zararın tazminini davacı-birleşen dava davalısından talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada, davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunmadığını, talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkili nezdindeki çalışmasının 13.12.2012-14.04.2020 tarihleri arasında olduğunu, diğer çalışmalarından müvekkilinin sorumlu olmadığını, davacının çalıştığı dönemde zimmetine para geçirdiğinin tespit edildiğini, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen davada, davacı-birleşen dava davalısı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin tüm yetkilerini yeni müdüre devrettiği esnada işyeri kasasında eksik değil fazladan para olduğunun tespit edildiğini, ceza dosyasında alınan bilirkişi heyet raporundan davacının kendi uhdesine para geçirdiğine dair bir kayda rastlanmadığının tespit edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyadaki belgelerden davacının önce ... ... bünyesinde çalışmaya başladığı, daha sonra... .. .. ve .... ... ve en son ... bünyesinde çalıştığı, ... ... ile ...’in... .. .. ve .... ...’nin ortakları olup işverenlerin akraba oldukları, davacının işe giriş çıkışlarının kısa aralıklarla birbirini takip eder şekilde ve çıkış kodlarının "22 (diğer nedenler)" olarak yapıldığı hususu da dikkate alındığında davalı ve dava dışı diğer işveren arasında organik bağ olduğu, buna göre davacı işçinin tüm hizmet süresi ve işçilik alacaklarından davalının sorumlu olduğunun kabulü ile çalışma süresinin 03.11.2006-14.04.2020 tarihleri arasında olduğu, davacı hakkında açılan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasında davacının zimmet eylemi gerçekleştirdiği sabit olmakla davalı işverenin iş sözleşmesinin feshinde haklı olduğu ve davacının kıdem ve ihbar tazminatı ile manevi tazminata hak kazanmadığı, davacının bu eylemi ile davalıyı zarara uğrattığı ve bu zararın tazmininin gerektiği, bunun yanında davacı işçinin ödenmeyen alacaklarının bulunduğu gerekçeleriyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararında hatalı bir yön bulunmadığı, kararın dosya kapsamı ile kanuna ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Müvekilinin alacaklarının tam olarak ödenmediğini, iş sözleşmesinin haksız fehedildiğini, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığını,
b. Müvekkilinin çalışma koşullarındaki mevzuata aykırılıkların giderilmesini iletmesi üzerine müvekkilini psikolojik tacizle baskılamak amacıyla başka bir çalışanın müdür olarak işyerine getirildiğini, müvekkiline psikolojik taciz yapıldığını, davacının müdürlük görevini devrederken kasada açık değil aksine fazlalık çıktığını, manevi tazminatı talebinin reddinin hatalı olduğunu,
c. Birleşen dava yönünden davalının usulüne uygun defter tutmamasına rağmen tam kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, bu hususta eksik araştırma yapıldığını ileri sürmüştür.
2. Davalı- birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Davacının çalışma süresinin hatalı olarak belirlendiğini, dava dışı şirketlerdeki çalışmalarından müvekkilinin sorumlu olmadığını,
b. Davacı işveren konumunda çalıştığından fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili alacaklarının bulunmadığını, bu alacakların reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının tüm ücretlerinin ödendiğini,
c. Davacının kullanmadığı yıllık izinlerinin bulunmadığını,
d. Giydirilmiş ücretin hatalı hesaplandığını,
e. Asıl davada müvekkili aleyhine hüküm altına alınan fer'ilerin hatalı olduğunu, ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının çalışma süresi, aylık ücretinin miktarı, iş sözleşmesinin feshi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, manevi tazminat, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili, yıllık izin ve ücret alacağına hak kazanıp kazanmadığı, bu alacakların hesaplanması, asıl davada hükmedilen vekâlet ücreti, harç ve yargılama giderlerinin miktarı, faiz ve birleşen davada da birleşen dava davalısının, birleşen dava davacısını zarara uğratıp uğratmadığı ve dava konusu zarardan sorumlu olup olmadığına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3109 Esas, █████████ Karar sayılı kararında organik bağ kavramı şu şekilde açıklanmıştır:
"...
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir veya şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması organik bağ için yeterli değildir (Baycık, G.: İşverenin Tespitinde Birlikte İstihdam ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kurumları, İş Uyuşmazlıklarında Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Değerlendirme Toplantısı (Seminer Bolu/Abant – 06... ), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, ... 2019, s. 20).
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
..."
Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir.
Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.
Somut uyuşmazlıkta; İlk Derece Mahkemesince yapılan değerlendirmede, davacının çalıştığı Şirket ortaklarının ve sahiplerinin akraba oldukları, davalı ve dava dışı diğer işverenlar arasında organik bağ olduğu gerekçesiyle davacının tüm çalışma dönemindeki işçilik alacaklarından davalının sorumluluğuna gidilmiş ise de söz konusu kabulün dosya kapsamına uygun düşmediği anlaşılmaktadır. Şöyle ki ... Kurumu kayıtlarına ve davacının da dava dilekçesindeki beyanlarına göre, davacı 03.11.2006-10.12.2007 tarihleri arasında... İnşaat-... ... isimli işyerinde ...'da ofis elemanı ve makam şoförü olarak, 10.12.2007-15.07.2009 tarihleri arasında ... ... isimli işyerinde Zonguldak'ta kurulan şantiyede işçi olarak, 27.03.2010-30.09.2010 tarihleri arasında ... ... isimli işyerinde, 09.10.2010-30.10.2012 tarihleri arasında ... ... isimli işyerinde .../...'taki şantiyede işçi olarak, 01.11.2012-17.12.2012 tarihleri arasında... .. ve .... ...'de çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacı, 13.12.2012- 14.04.2020 tarihleri arasında ise davalıya ait ... istasyonunda müdür olarak çalışmıştır. Davacının 13.12.2012 tarihinden önce çalıştığı dava dışı Şirketler ve davalı tarafından birlikte istihdam edildiğine dair delil bulunmamakta olup, davalıdan önce çalışılan işyerleri ve davacının yaptığı işler de birbirinden farklıdır. Bu nedenle davacının 13.12.2012 tarihinden önceki çalışmalarından davalının sorumlu tutulması hatalı olup kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!