Danıştay, İçişleri Bakanlığının şüpheli ifade tutanaklarına müdafi beyanlarının eklenmemesi yönündeki genel yazısının, avukatın mesleki faaliyetlerini ve savunma hakkını kısıtladığı iddiasıyla açılan iptal davasını değerlendiriyor.
Özet: Bir baro başkanlığı tarafından, Emniyet Genel Müdürlüğünün adli işlemlerde şüpheli ifadelerinin alınması sırasında müdafi avukat beyanlarının tutanaklara geçirilmemesi yönündeki genel yazısının iptali talebiyle açılan davada, davacı bu yazının avukatın mesleki faaliyetlerini ve savunma hakkını ihlal ettiğini, Ceza Muhakemesi Kanununa aykırı olduğunu iddia ederken; davalı idareler yazının icrai olmadığını, ilgili yönetmelik değişikliğiyle davanın konusuz kaldığını ve müdafiin görevinin yalnızca hukuki yardım sağlamak olduğunu savunmuş, ancak idarenin usule ilişkin itirazları reddedilerek ve müdafiin hukuki yardımının tutanaklara geçirilmesi gerektiği vurgulanarak, söz konusu genel yazının iptalinin gerektiği yönünde bir yargısal eğilim ortaya konulmuştur.
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : █████████
Karar No : █████████
DAVACI : ... Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Huk. Müş. ...
2- ... Genel Müdürlüğü / ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN_KONUSU : Adli işlem yapan emniyet birimleri tarafından şüphelinin ifadesinin alınması sırasında ifade tutanaklarında müdafi beyanlarına yer verilmemesi hususunda 81 İl Emniyet Müdürlüğüne gönderilen İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün... tarihli, ... sayılı, "Tavsiye Kararı" konulu Genel Yazısının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu Genel Yazıyla avukatın mesleki faaliyetleri ile şüpheli veya sanığın savunma hakkı kapsamında temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiği, Genel Yazının avukatın görevini etkin şekilde ifasını engelleyeceği, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 145, 146, 147 ve 148. maddeleri ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinde yer alan düzenlemelere aykırı bulunan dava konusu Genel Yazının iptali gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN_SAVUNMASI : Davalı idareler tarafından; usul yönünden, hakkında herhangi bir işlem yapılmayan davacının dava ehliyetinin olmadığı, icrai nitelikte olmayan dava konusu Genel Yazıya karşı iptal davası açılamayacağı; esas yönünden, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesi █████/2022 tarihinde yapılan değişiklik ile “Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir." şeklinde değiştirildiğinden ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir.” ibaresi eklendiğinden davanın konusuz kaldığı; müdafinin görev ve yetkisinin, şüpheli veya sanığın haklarının korunmasını ve hukuka uygun olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla onlara hukuki yardımda bulunmaktan ibaret olduğu, somut olarak bu yetkinin, şüpheli/sanığın engellenen hakları varsa ya da psikolojik baskı altına alınmış ise bu gibi usuli durumların zapta alınmasını içerdiği, müdafinin şüpheli veya sanık yerine geçerek esas hakkında beyan vermesi ve bu ifadesini zapta geçirmesini kapsamadığı, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, davacı Baro Başkanlığı tarafından, "adli işlem yapan birimleri tarafından şüphelinin ifadesinin alınması sırasında ifade tutanaklarında müdafi avukatın beyanlarına yer verilmemesi" hususunda 81 İl Emniyet Müdürlüğüne gönderilen İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün █████/2022 tarihli ve 63210 sayılı Genel Yazısının iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarelerin usule yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 147 . maddesinde, şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde uyulacak hususlar ayrıntılı olarak sayılmış; müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceğinin, kendisine bildirileceği, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirileceği, İfade veya sorgunun bir tutanağa bağlanacağı, bu tutanakta, İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği, tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenlerinin yer alacağı hükmü yer almış; İfade alma ve sorguda yasak usuller başlıklı 148 . maddesinde," (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. (2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. (3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. (4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. (5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir." hükmüne yer verilmiş; şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi başlıklı 149. maddesinde," (1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir. (2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. (Ek cümle: 3/███████-KHK-676/1 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/1 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir.(3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz." hükmü yer almıştır.
Diğer yandan, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin işlem tarihindeki şekliyle 23. maddesinde, Şüphelinin ifadesinin alınmasında uyulacak hususlar anılan yasa maddelerine paralel olarak detaylı şekilde sayılmış, 24. maddesinde de İfade almada yasak yöntemler düzenlenmiştir.
Bu dava devam ederken Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesi █████/2022 tarihinde yapılan değişiklik ile “Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir." şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir.” cümlesi eklenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Adalet Bakanlığının yetkisinde olan bir konuda düzenleme yapıldığı, dava konusu yazının hukuka aykırı olduğu, söz konusu talimatın avukatın görevini etkin şekilde yerine getirmesini engelleyeceği ve Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek işlemin iptalinin istenildiği, davalı idareler tarafından ise; Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesi değiştirildiğinden ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir.” ibaresi eklendiğinden davanın konusuz kaldığı, müdafinin şüpheli yerine geçerek esas hakkında beyan vermesi ve ifadesini zapta geçirmesinin hukuka aykırı olduğunun savunulduğu görülmüştür.
5271 sayılı yasa ve anılan Yönetmelikte ifade almanın esasları düzenlenmiş, ifade alma sırasında müdafi tarafından yapılması yasak olan davranışlara yer verilmiş olup, bu düzenlemelere göre, müdafi tarafından yasak davranışlarda bulunulmadığı sürece savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılması amacıyla müdafinin hukuki yardımının geniş yorumlanması gerektiği, ayrıca her ne kadar ilgili mevzuatta ifade tutanaklarında müdafi beyanının yer alacağına dair düzenleme yok ise de, kolluk biriminde alınan ifade tutanağında müdafinin beyanına yer verilmesinin önünde hukuken bir engelde bulunmadığı göz önüne alındığında ifade tutanaklarında avukat beyanlarına yer verilmemesinin avukatların savunma hakkını kısıtlar nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen nedenlerle yasal dayanağı olmayan dava konusu genel yazıda hukuka uyarlık görülmemiştir.
Öte yandan, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesi █████/2022 tarihinde yapılan değişiklik ile “Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir." şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir.” cümlesi eklenmiş ve dava konusu işlem konusuz kalmış ise de, davalı idarenin, Danıştay 10. Dairesinin ara kararına verilen cevabından, anılan Yönetmelik değişikliği ve bu değişikliğin ardından dava konusu işlemin iptal edilmesi, kaldırılması veya geri alınmasına yönelik herhangi bir işlem tesis edilmediği, bu haliyle halen yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Davalı idarelerin adli işlem yapan bazı birimlerinin, şüpheli veya sanığın ifadesinin alınması sırasında ifade tutanaklarında müdafi beyanlarına yer verilmemesi yolundaki uygulamasının, müdafiin hukuki yardımda bulunma, şüpheli veya sanığın ise hukuki yardımdan yararlanma ve savunma hakkı bağlamında Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğu iddiasıyla Kamu Denetçiliği Kurumuna yapılan başvuru üzerine, anılan Kurumun █████/2021 tarihli ve Başvuru No:█████████ sayılı kararı ile başvurunun kabulüne, savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesini sağlamak amacıyla kolluk birimlerinde ifade alınması sırasında ifade tutanağında avukat beyanlarına da yer verilmesi ve bu konuda kolluk birimleri arasında uygulama birliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması hususunda İçişleri Bakanlığına tavsiyede bulunulmasına, kararın başvurana, İçişleri Bakanlığına ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına tebliğine karar verilmiştir.
Ardından, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün █████/2022 tarihli, 63210 sayılı, "Tavsiye Kararı" konulu Genel Yazısıyla; bahse konu tavsiye kararına atıfta bulunulmak ve bu kararın bağlayıcı olmadığı belirtilmek suretiyle İçişleri Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün ... tarihli ve ... sayılı yazısında vurgulandığı üzere, müdafinin görev ve yetkisinin, şüpheli veya sanığın haklarının korunmasını ve hukuka uygun olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla onlara hukuki yardımda bulunmaktan ibaret olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 147. ve 149. maddeleri ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesi uyarınca müdafiin hukuki yardımda bulunma yetkisinin, şüpheli veya sanık yerine geçerek esas hakkında beyanda bulunmasını ve ifade tutanağına "müdafi beyanı" şeklinde bir bölüm eklenmesini kapsamadığı, ayrıca anılan Yönetmeliği yürütme yetkisinin Adalet Bakanlığına ait olduğu dikkate alındığında Yönetmeliğin değiştirilmesi sonucunu doğuracak değişikliğin Bakanlıklarınca yapılmasının da uygun olmayacağı, netice itibarıyla Bakanlıklarınca Kamu Denetçiliği Kurumunun bahse konu tavsiye kararı doğrultusunda işlem tesis edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiş, bu nedenle adli işlem yapan emniyet birimleri tarafından şüphelinin ifadesinin alınması sırasında ifade tutanaklarında müdafi beyanlarına yer verilmemesi, uygulamanın bu doğrultuda yapılarak ülke çapında yeknesaklığın sağlanması hususunda 81 İl Emniyet Müdürlüğü talimatlandırılmıştır.
Bunun üzerine davacı tarafından, anılan tavsiye kararına uyulmayarak hukuka aykırı uygulamanın ülke çapına yayılması talimatlandırıldığından bahisle İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün █████/2022 tarihli ve 63210 sayılı Genel Yazısının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
1- Davalı İdarelerin Ehliyet İtirazının İncelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Genel, soyut ve objektif kurallar koyan, normatif ve tek yanlı tasarrufları ifade eden, dolayısıyla sadece belirli bir kişiye yönelik tesis edilmeyen düzenleyici işlemlere karşı menfaati ihlal edilenler tarafından dava açılabileceği tabiidir.
Bununla birlikte, dava konusu edilecek düzenleyici işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aramaktadır.
Subjektif ehliyet için gerekli olan kişisel, meşru, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte; davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi veya manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunması dava açmak için gerekli sayılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, davacı Baro tarafından, gerek müdafiin (avukatın) hukuki yardımda ve mesleki faaliyette bulunma hakkının gerekse şüpheli ve/veya sanığın hukuki yardımdan yararlanma ve savunma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla dava konusu Genel Yazının iptalinin istenildiği görülmektedir.
Bu durumda, adli kolluk sıfatıyla işlem yapan emniyet birimleri tarafından şüphelinin ifadesinin alınması sırasında ifade tutanaklarında müdafi beyanlarına yer verilmemesini düzenleyen dava konusu Genel Yazı ile avukatların meslek kuruluşu olan davacı arasında meşru, kişisel, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisi bulunduğu sonucuna varıldığından, davacının bakılan davayı açmakta subjektif ehliyeti bulunduğu açıktır.
Öte yandan, düzenleyici işlemlerin dava konusu edilmesi, bu işlemin davacı hakkında uygulanmasına bağlı bulunmadığından, davacı tarafından, hakkında herhangi bir uygulama işlemi tesis edilmeden doğrudan iptal davası açılmasına da hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davalı idarelerin aksi yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir.
2- Davalı İdarelerin Dava Konusu Genel Yazının Kesin ve Yürütülmesi Zorunlu Bir İşlem Olmadığı Yolundaki İtirazlarının İncelenmesi:
İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemler, idari makam ve mercilerin kamu gücüne dayanarak idare hukuku alanına ilişkin olarak yaptıkları ve hukuki sonuçlar doğurabilme kabiliyetini haiz, hukuka uygunluk karinesinin doğal sonucu olarak ve kural itibariyle (kanunda aksi öngörülmedikçe) re'sen icra edilebilme yeteneğini taşıyan irade açıklamalarıdır.
Başka bir ifadeyle, idarelerin ilgililerin hukukunu doğrudan etkileyen, onların hak ve yükümlülüklerinde değişiklik veya yenilik yaratan ve hukuk aleminde sonuç doğurması için başka bir işleme ya da onay mekanizmasına ihtiyacı olmayan irade açıklamalarının idari davaya konu edilmeleri mümkündür.
Dava konusu Genel Yazıyla, 81 İl Emniyet Müdürlüğüne, adli kolluk sıfatıyla işlem yapan emniyet birimleri tarafından şüphelinin ifadesinin alınması sırasında ifade tutanaklarında müdafi beyanlarına yer verilmemesi, uygulamanın bu doğrultuda yapılarak ülke çapında yeknesaklığın sağlanması hususunda talimat verildiği dikkate alındığında; bu talimatın, kamu gücüne dayanan bir irade açıklaması olduğu ve hukuk aleminde sonuç doğurması için başka bir işleme ya da onay mekanizmasına ihtiyacı olmadığı, ayrıca müdafilerin yanı sıra şüphelilerin hukukunu doğrudan etkilediği, onların hak ve yükümlülüklerinde (mevcut uygulamadaki farklılıkların ülke çapında tek yönde birleştirilmesi suretiyle) değişiklik ve yenilik yarattığı anlaşıldığından, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olduğu hususunda duraksama bulunmayan dava konusu Genel Yazının iptali istemiyle dava açılabileceği açıktır.
Bu itibarla, davalı idarelerin aksi yöndeki iddiaları yerinde görülmemiştir.
3- Davalı İdarelerin Davanın Konusuz Kaldığı İddialarının İncelenmesi:
█████/2022 tarihli ve 31900 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesi “Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir." şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir.” cümlesi eklenmiş, bu nedenle davalı idarelerce davanın konusuz kaldığı ileri sürülmüş ise de; Dairemizin █████/2023 tarihli ara kararına cevaben davalı İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından sunulan dilekçede, anılan Yönetmelik değişikliğinin ardından dava konusu Genel Yazının kaldırılması veya uygulamasının sonlandırılması yönünde taşra birimlerine herhangi bir yazı gönderilmediğinin belirtilmesi karşısında, dava konusu Genel Yazının hukuk aleminde halen varlığını koruduğunun kabulü gerektiğinden davanın konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği sonucuna varılmış, bu nedenle işin esasına geçilerek dava konusu Genel Yazının hukuka uygunluk denetimi yapılmıştır.
ESAS YÖNÜNDEN:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın;
"Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde,
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmüne;
"Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde,
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş;
Anayasanın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası bir andlaşma olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasında da, bir suç ile itham edilen herkesin sahip olduğu asgari haklar arasında, "b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek" sayılmıştır.
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;
"Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde,
"(1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,
b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,
c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,
d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı,
e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,
f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,
g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,
h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,
i) Malen sorumlu: Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişiyi, […]
İfade eder." hükmü;
"İfade ve sorgunun tarzı" başlıklı 147. maddesinde,
"(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir. […]"
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.
g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.
i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:
1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.
" hükmü;
"İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesinde,
"(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir." hükmü;
"Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi" başlıklı 149. maddesinde,
"(1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir.
(2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir.
(3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz." hükmü;
"Müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesinde,
"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
" hükmü yer almıştır.
Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun;
"Avukatlığın mahiyeti" başlıklı 1. maddesinde,
"Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.
Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder." hükmüne;
"Avukatlığın amacı" başlıklı 2. maddesinde,
"Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.
Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.
Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. […]" hükmüne yer verilmiştir.
Temel dayanağı 5271 sayılı Kanun olan ve █████/2005 tarihli, 25832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin;
"Müdafi tayini" başlıklı 20. maddesinde,
"Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiîn yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir.
Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç müdafi hazır bulunabilir.
Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında müdafiîn, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. […]" kuralı yer almış;
Dava konusu Genel Yazının tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle "İfade almanın esasları" başlıklı 23. maddesinde,
"Şüphelinin ifadesinin alınmasında aşağıdaki hususlara uyulur:
[…]
d) Müdafi sadece hukukî yardımda bulunabilir, şüphelinin ifadesi alınırken şüpheliye sorulan soruya doğrudan cevap veremez, onun yerini aldığı izlenimi veren herhangi bir müdahalede bulunamaz. Hukukî yardım maddî olayı karartabilecek müdahalelerin yapılması anlamına gelmez. Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir ve müdafiîn her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir. […]" kuralı yer almakta iken; █████/2022 tarihli ve 31900 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesi “Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir." şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir.” cümlesi eklenmiş; sonuç olarak anılan bent, "Müdafi sadece hukukî yardımda bulunabilir, şüphelinin ifadesi alınırken şüpheliye sorulan soruya doğrudan cevap veremez, onun yerini aldığı izlenimi veren herhangi bir müdahalede bulunamaz. Hukukî yardım maddî olayı karartabilecek müdahalelerin yapılması anlamına gelmez. Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir. Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir." halini almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava Konusu Düzenlemenin İncelenmesi:
Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Hukukun genel ilkeleri arasında yer alan normlar hiyerarşisi gereği, kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği kabul edilmektedir.
Ceza muhakemesinin temel amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması suretiyle kusurlu olanın cezalandırılması, masum olanın cezadan korunması ve nihai olarak adaletin tesis edilmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılması ve olayın aydınlatılmasındaki en önemli verilerden biri ise, olay hakkında doğrudan doğruya bilgi sahibi olan sanığın ifadesinin alınmasıdır. Bununla birlikte, söz konusu amaca erişirken şüpheli veya sanığın haklarının (savunma, susma, kendini suçlamama hakkı vb.) da göz ardı edilmemesi, evrensel hukuk ilkelerinin uygulanması suretiyle maddi olayın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Esasen, yukarıda aktarılan ulusal ve uluslararası kurallarla amaçlanan da budur. Anılan hükümlerle, savunma hakkı, adil yargılanma hakkının unsurları arasında sayılmış; şüpheli veya sanığın, gerektiğinde baro tarafından görevlendirilen müdafi aracılığıyla, teknik bir alan olan ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukukuna yönelik hukuki yardım alma, yani savunma hakkını gerçek ve tam anlamıyla kullanabilmesi güvence altına alınmıştır.
Savunma hakkı, temel insan hakları arasında yer alan hak arama özgürlüğünün etkin bir şekilde kullanılması için vazgeçilmez olup adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Dolayısıyla, adil yargılamanın gerçekleşmesi için savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesine imkân sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, savunma makamının temsilcisi olan avukatın, müvekkili ile görüşmesi, yanında hazır bulunması ve hukuki yardımda bulunması, savunma hakkının gerçek ve tam anlamıyla kullanabilmesi bakımından elzem olup, müdafi ile şüpheli ve/veya sanığa bu imkân ve kolaylıkların sağlanması ise kamu idarelerinin ödevidir. Hukuki yardımın içerik, kapsam ve sınırının ise; şüphelinin adli kolluk tarafından ifadesinin alınması sırasında müdafiin salt fiziken şüpheliyle aynı yerde var olması ve hazır bulunması değil, şüpheliye haklarını hatırlatıp bunları gerçek ve tam anlamıyla kullanmasını sağlaması, kısaca hareketsiz ve etkisiz bir şekilde yanında beklemesi yerine aktif ve fiili olarak, gerektiğinde müdahale etmesi, ceza mevzuatı ile Avukatlık Kanunu'nun gerektirdiği her türlü hukuki yardımda bulunması şeklinde anlaşılması ve kabul edilmesi gerektiği açıktır.
Nitekim, █████/2016 tarihli ve 29931 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin █████/2016 tarihli ve Başvuru No:██████████ sayılı kararında;
"69. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: █████████, 7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir.
70. Savunma hakkının sağladığı “güvenceler”, esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır.
[…]
72. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru vasıta ve yollardan" yararlandırılması da gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatların teknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır. Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve yollardan en önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru vasıta ve yollar" kavramının kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir.
[…]
74. Savunmanın iddia makamı karşısında dezavantajlı konuma düşmemesi için şüpheli ve sanığın kendisini bireysel olarak (bizzat) savunabilmesinin yanı sıra müdafi yardımından yararlandırılması da gerekebilir. Suç isnadı altındaki kişinin müdafi yardımına olan ihtiyacı, delillere ulaşma bakımından yaşanan güçlüklerin aşılması, hukuki bilgi eksikliği veya içinde bulunulan psikolojik durumdan kaynaklanabilir. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ilkesine işlerlik kazandırmaktadır.
75. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bakımından başka bir önemi, suç isnadı altında olan kişinin bu haktan yararlandırılması yönünden devletin pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul edilmesidir. […]
76. Anılan hakkın, ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye, kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafinin hukuki yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri, [GK], B. No: █████████, █████/2015, §§ 118, 135; Sami Özbil, B. No: ████████, █████/2014, § 64). […]"
açıklamalarına yer verilerek müdafi yardımından yararlanma hakkının, temel bir anayasal hak olduğu, kişinin bu haktan yararlandırılması konusunda devletin pozitif yükümlülüğünün bulunduğu vurgulanmış; bu pozitif yükümlülüğün ve hakkın başlangıç anı belirlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümünün █████/2018 tarihli ve Başvuru No:████████ sayılı Soytemiz - Türkiye kararında da;
"43. Mahkeme, 'bir suç ile itham edilen' herkesin avukat tarafından etkin olarak savunulması hakkının, kural olarak, avukata erişimin Mahkemenin içtihadı anlamında 'suçun' mevcut olduğu andan itibaren sağlanması gerektiğini öngördüğünü yinelemektedir (bk. yukarıda anılan İbrahim ve Diğerleri, § 253 ve Simeonovi/Bulgaristan [BD], no. ████████, § 114, 12 Mayıs 2017). Mahkeme, ayrıca Sözleşme’nin 6 § 3 (c) belirtilen “hukuki yardım” ile ilişkilendirilen özel hizmetlerin avukat yokluğunda nasıl ifa edilebileceğinin tahmin edilmesinin oldukça zor olacağından dolayı polis sorgulamalarının da dâhil olduğu soruşturma sürecinde avukatın hazır bulunmasının Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesinde öngörülen güvencelerin özünü teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. Karabil/Türkiye, no. ███████, § 44, 16 Haziran 2009, Ümit Aydın/Türkiye, no. ████████, § 47, 5 Ocak 2010; Boz/Türkiye, no. ███████, § 34, 9 Şubat 2010 ve Navone ve Diğerleri/Monako, no. ████████ ve 2 diğer başvuru, §§ 78-79, 24 Ekim 2013).
44. Dolayısıyla, bir suçu işlemekle itham edilen şahıs sadece yargılamalar sırasında değil aynı zamanda cezai yargılamalara hazırlık için önemi dikkate alındığında yargılama öncesi aşamada da avukat yardımı ile özellikle ilişkilendirilen çeşitli hizmetlere ulaşabilmelidir (bk. Dvorski /Hırvatistan [BD], no. ████████, § 78, AİHM 2015). Bu nedenle, avukat yardımından faydalanma hakkı sadece avukatın hazır bulunmasını değil aynı zamanda diğerleri arasında polis sorgulaması sırasında şüpheliye aktif olarak yardım etmesini ve şüphelinin haklarına saygı duyulmasını sağlamak amacıyla müdahalede bulunmasını da kapsamaktadır (bk. Brusco/Fransa, no. ███████, § 54 son cümlesi, 14 Ekim 2010; Aras/Türkiye (no. 2), no. ████████, §§ 39-42, 18 Kasım 2014 ve A.T./Lüksemburg, no ████████, § 87, 9 Nisan 2015)
45. Bir avukatın yardımından faydalanma hakkı, polis tarafından ifade alınmaya başlanmasından bitimine kadar olan sürecin tamamını kapsamaktadır. Alınan ifadelerin okunup şüphelinin bunları teyit ederek imzalamasının istendiği kısımlar da bu sürece dâhildir zira avukat yardımı ifade alma sürecinin bu noktasında da en az geri kalan zamanlarda olduğu kadar önemlidir. Polis tarafından ifade alındığı esnada avukatın hazır bulunması ve aktif olarak destek sağlaması, belli amaçlara hizmet eden önemli bir usul güvencesidir. Bu amaçlarından biri de şüphelinin iradesi dışında, cebir ve baskı yöntemleri kullanılarak delil elde edilmesini önlemek ve şüphelinin polis tarafından kendisine soru sorulduğunda konuşmayı veya susmayı tercih etme özgürlüğünü korumaktır. […]"
ifadelerine yer verilerek şüphelinin avukat/müdafi yardımından yararlanma hakkı ile müdafiin hukuki yardımda bulunma hak ve ödevinin anlam ve kapsamı net bir şekilde belirlenip çerçevesi çizilmiştir.
Aktarılan mevzuat hükümleri ile yargısal kararlarda belirtilen ilkeler bir bütün olarak incelendiğinde; müdafi yardımından yararlanma hakkının, adil yargılanma hakkı içinde yer aldığı, hem savunma hakkının hem de silahların eşitliği prensibinin vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçası olduğu, kişinin bu haktan yararlandırılması konusunda devletin pozitif yükümlülüğünün bulunduğu, bu hakkın kural olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk kez ifadesinin alınmasından itibaren başlayıp bu sürecin tamamlanmasına kadar sağlanması gerektiği ve sadece kolluk tarafından şüphelinin ifadesinin alınması müdafiin hazır bulunmasını değil aynı zamanda şüpheliye aktif olarak yardım etmesini ve şüphelinin haklarına saygı duyulmasını sağlamak amacıyla müdahalede bulunmasını da kapsadığı hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Esasen, 5271 sayılı Kanun'un 149. maddesinin 3. fıkrası incelendiğinde; anılan hükümde "ve" bağlacı kullanılmak suretiyle, şüpheliye tanınan hakkın, ifade alma süresince müdafiin yalnızca "yanında olması", yani hareketsiz bir şekilde yanında beklemesinden ibaret olmayıp, müdafiin etkin bir şekilde "hukuki yardımından yararlanması"nı da kapsadığı; hukuki yardımın ise, ifade sırasında müdafiin müdahalede bulunabilmesini de içerdiği sonucuna varılmaktadır. Aksi kabul, "hukuki yardım"ın, "yanında olma" ile aynı anlam ve kapsamda kabul edilmesine neden olacaktır ki bu durum, dil kuralları ile kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği kabulünün yanı sıra adil yargılanma ve savunma hakkının özüne de aykırı düşecektir.
Diğer taraftan, aynı maddenin devamında, adil yargılanma ve savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabilmesinin güvence altına alınması amacıyla, şüphelinin, müdafiin hukuki yardımından yararlanma hakkının (ve dolayısıyla müdafiin varlık sebebi olan hukuki yardımda bulunma hak ve ödevinin) ifade alma sırasında engellenmesinin veya kısıtlanmasının kanun koyucu tarafından kural olarak yasakladığı görülmektedir. Müdafi yardımından yararlanma hakkının mutlak bir hak olmadığı, istisnai ve zorunlu sebeplerin ortaya çıkması hâlinde sınırlandırılmasının mümkün olduğu kuşkusuz ise de; bu sınırın her somut olayın ve şüphelinin koşulları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiği açık olduğundan, bu hakka her zaman ve her olay bakımından aynı kati sınırın getirilmesine neden olacak şekilde idari işlemle genel ve soyut bir kural getirilmesi de mümkün değildir.
Ayrıca, müdafi beyanı, 5271 sayılı Kanun'da ifade tutanağında yer verilecek hususlar arasında sayılmamış ise de, bu hukuki boşluğun, ifade tutanağında müdafi beyanlarına yer verilmemesi şeklinde yorumlanamayacağı; bilakis müdafi beyanına yer verilmesinin savunma hakkının olağan ve doğal sonucu olduğu, aksi bir durumun düşünülemeyeceği, dolayısıyla Cumhuriyet Savcılığı ya da mahkeme nezdinde olduğu gibi kolluk birimlerinde de ifade alındıktan sonra müdafinin beyanlarına yer verilmesinin savunma hakkı bağlamında hukuki yardımda bulunmanın bir gereği olduğu tereddütsüzdür.
Sonuç itibarıyla, adil yargılanma hakkı içinde yer alan ve hem savunma hakkının hem de silahların eşitliği prensibinin vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçası olan müdafi yardımından yararlanma hakkının, adli kolluk tarafından şüphelinin ifadesinin alınması sırasında müdafiin yalnızca hazır bulunmasını değil aynı zamanda şüpheliye aktif olarak yardım etmesini ve şüphelinin haklarına saygı duyulmasını sağlamak amacıyla müdahalede bulunmasını da kapsadığı anlaşıldığından; şüphelinin, müdafiin hukuki yardımından yararlanma ve dolayısıyla savunma (adil yargılanma) hakkını Anayasa'nın 36. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 149. maddesinin 3. fıkrasına (normlar hiyerarşisi prensibine) aykırı olarak düzenleyici işlemle sınırlandıran, bir temel hak olan savunma (adil yargılanma) hakkının özüne dokunan, bu haliyle Anayasanın 13. maddesini de ihlal eden dava konusu Genel Yazıda hukuka uyarlık görülmemiştir.
Nitekim, █████/2022 tarihli ve 31900 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin son cümlesinin "Müdafi şüpheliye bütün kanunî haklarını hatırlatabilir." şeklinde değiştirilmesi ve aynı bende "Müdafiîn beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir." cümlesinin eklenmesi de aynı yaklaşımın sonucudur.
Bu itibarla, müdafiin hukuki yardımda bulunma yetkisinin, olayın esası hakkında beyanda bulunmasını ve ifade tutanağına "müdafi beyanı" şeklinde bir bölüm eklenmesini kapsamadığından bahisle adli kolluk görev ve yetkisi kapsamında şüphelinin ifadesinin alınması sonucu düzenlenen ifade tutanaklarında müdafi beyanlarına yer verilmemesi gerektiği yolunda ülke çapındaki tüm emniyet birimlerini talimatlandıran dava konusu Genel Yazının iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün █████/2022 tarihli ve 63210 sayılı Genel Yazısının İPTALİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam... TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, █████/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!