Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin genel kredi sözleşmesinden doğan itirazın iptali davasında, davacı bankanın delil avansını yatırmaması üzerine verilen gerekçeli karar.
Özet: Dava, bir bankanın çeşitli genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan 5.497.920,99 TL tutarındaki ticari alacağının tahsili amacıyla müteselsil kefillere karşı başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı banka, kefillerin itirazının kaldırılmasını ve takibin devamını talep ederken, davalı kefiller, kefalet sözleşmelerinin geçerlilik şartlarına uyulmadığını (kendi el yazısıyla azami miktar belirtilmemesi, eş muvafakati eksikliği gibi), borç miktarının yanlış hesaplandığını ve bir kısmının kefaletten döndüğünü ileri sürerek davanın reddini savunmaktadırlar. Mahkeme, taraflar arasındaki asıl alacak ve kefaletin geçerliliği gibi temel uyuşmazlıkların yanı sıra, delil avansının yatırılmamış olması gibi usuli bir konuyu da değerlendirmektedir.

T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████

TÜRK MİLLETİ
Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
T.C.
ANKARA GEREKÇELİ KARAR
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
...
DAVA : İtirazın İptali / Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklı
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2025
KARAR Y.TARİHİ : █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan "itirazın iptali" davasının yapılan açık yargılaması sonucunda, aşağıdaki karar tesis edilmiştir.
I-İDDİALAR
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile ... arasında akdedilen 26.08.2019, 20.12.2023 ve 21.06.2024 tarihli genel kredi sözleşmelerine istinaden adı geçene ticari kredi kullandırıldığını, söz konusu firmaya kredi kullandırılmasına ilişkin kredi sözleşmelerinde davalıların tamamının müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğunu, söz konusu kredi hesabının 15.01.2025 tarihinde kat edilmiş olduğunu, borçlu firma ve kefillere kredi alacağının ödenmesini teminen muacceliyet ihtarnamesi keşide edildiğini, borçlu firma ve kefillerine keşide edilen muacceliyet ihbarnamesine rağmen alacaklarının tahsil edilemediğini, bunun üzerine kefiller aleyhine .... sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı alınmak suretiyle ... sayılı icra dosyasıyla 5.497.920,99-TL alacağın ödenmesi istemiyle icra takibine geçildiğini, davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu beyanla; itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere davalıların icra inkar tazminatına mahkum olmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-SAVUNMALAR
2. Davalılar ... vekili cevap dilekçesinde; davacının iddiasının likit olmadığını, icra dosyasına konu borç ve faizinin yanlış hesaplandığını, davacının bir kısım teminat senetlerini tahsil etmiş olmasına rağmen dosyaya yansıtmadığını, davaya konu sözleşme incelendiğinde kefilin kendi el yazısı ile yazdığı imzaladığı azami tarihe ilişkin herhangi bir ibare bulunmadığını, ayrıca ... açısından incelendiğinde eş muvafakatinin de alınmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu, müvekkillerinin 2023 yılında kefaletten döndüklerini noter marifeti ile davacıya tebliğ ettiklerini, 2019 yılında kullanılan kredi ödemeleri ile sonlandığını, bu genel kredi sözleşmesine dayalı olarak yeni bir kredi kullanılmadığını beyanla, davanın reddine, %20 den az olmamak kaydı ile müvekkilleri için ayrı ayrı kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili aleyhine davacı tarafından icra takibi başlatıldığını, öncelikle, ödeme emri açıklama kısmında borç sebebi olarak 26.08.20219, 20.12.2023 ve 21.06.2024 tarihli kredi sözleşmelerinden bahsedildiğini, 26.08.2019 ve 21.06.2024 tarihli sözleşmelerde görüleceği gibi müvekkilinin kredinin tarafı olmadığını, icra dosyasına konu edilen alacak miktarının düşük olmasına rağmen fazla hesaplama yapıldığını, müvekkilinin borçlu şirketlerden kefillikten istifa edildiğini bildiren ihtarname davacıya gönderildiğini beyanla, davanın reddine, takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III-TARAFLARIN ANLAŞTIKLARI ve ANLAŞAMADIKLARI HUSUSLAR
A. Taraflar Arasında Uyuşmazlık Bulunmayan Hususlar
4. Taraflar arasında ... ve teminat sözleşmesi akdedildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
B. Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık Konuları
5. Takip konusu kredilerin hangi sözleşme kapsamında kullandırıldığı, kefaletin Sözleşme ve Yasa koşullarına uygun olup olmadığı, gayri nakdi krediler yönünden kefilleri de kapsayıp kapsamadığı, muacceliyet ve temerrüdün gerçekleşip gerçekleşmediği, hangi tarihte gerçekleştiği, akdi ve temerrüt faiz oranlarının sözleşme ve hukuka uygun olup olmadığı, talep edilen asıl alacak, işlemiş faiz ve masrafların Kanun ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun olup olmadığı, takip tarihi itibariyle asıl alacak ve işlemiş faiz alacağının ne kadar olduğu ve davacı tarafın gayri nakit alacağı bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
IV-ÇEKİŞMELİ VAKILAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER
6. ... sayılı icra dosyası
7. Genel Kredi Sözleşmeleri
8. Arabuluculuk son tutanağı
V- DELİLLERİN TARTIŞILMASI, YARGILAMA ve GEREKÇE
9. Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
10. Öncelikle mahkememizce delil avansı yatırılması konusunda kurulan ara kararının yerine getirilmemesi nedeni ile bu konuda değerlendirme yapılması gerekmiştir.
11. 6100 sayılı HMK'nin “Delil ikamesi için avans” başlıklı 324. maddesi;
"(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.
(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir.
12. Anılan madde gerekçesinde de; “…“Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125. maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “Dava şartları” başlıklı 119. maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125. madde hükmüdür.” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla, delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği belirtilmiştir.
13. 03.04.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. Maddesinde:
“(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder.
(2) Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır.
(3) Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.
(4) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” düzenlemesi yer almaktadır.
14. Yönetmeliğin 45. maddesinde, gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır.
15. Yukarıda açıklandığı üzere, Yönetmelikte gider avansının içinde delil avansı için gerekli giderler de gösterilmiştir. Gider avansının yatırılmaması hâlinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir (Yön. m. 45/3); delil avansının yatırılmaması hâlinde ise, o delilden vazgeçilmiş sayılır (Yön. m. 45/3). Bu durumda Yönetmeliğin 45. maddesinin birinci fıkrası ile dördüncü ve beşinci fıkraları arasında uyum bulunmadığından, HMK’nın 324. maddesi gözetilerek Yönetmeliğin 45. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının öncelikle uygulanması gerekir (.... ).
16. Mahkememiz tarafından yapılan yargılamada 17.07.2025 tarihli celsede ön inceleme duruşması yapıldığı, sözkonusu duruşmada tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların belirlendiği, sözkonusu celsenin 1 (bir) numaralı ara kararı ile bilirkişi deliline dayanıldığı ve dava konusu edilen genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın belirlenmesinin çözümü teknik bilgiyi gerektirdiğinin kabulü ile bilirkişi incelemesi yapılması yönünde ara karar tesis edildiği, bir (1) numaralı ara kararın (b) bendinde bankacılık konusunda uzman bilirkişi için takdir edilen ücretin belirlendiği ve bu ücretin iki haftalık kesin süre içerisinde yatırılmasına karar verildiği, bu süre içerisinde belirlenen delil avansının yatırılmaması halinde ise bilirkişi incelemesi delilinden vazgeçmiş sayılacağı duruşmada hazır bulunan davacı vekiline ihtar edilmiştir.
17. Yapılan açıklamalar ışığında, somut olayda mahkemece davacıdan kesin süre içinde yatırılması istenilen bilirkişi masrafının delil avansı niteliğinde olduğu hususu açıktır.
18. Bu noktada, tarafların dayandığı delillerin toplanması amacıyla Mahkemece verilen kesin süreye ve kurulacak ara kararın mahiyetine değinmekte fayda vardır.
19. Türk yargı sistemine göre hukuk yargılamasında hâkim kendiliğinden bir davayı inceleyip uyuşmazlığı çözemez. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da hâkim, tarafların istekleri ile bağlı tutulmuştur (HMK, m. 24, 25, 26).
20. Taraflarca hazırlama ilkesi gereğince, kamu düzeninin gerektirdiği hâller dışında hâkimin re’sen yargılamayı sürdürmesi olanaklı olmadığından ve tarafların davayı hazırlama ve takip etmeleri gerektiğinden hâkimin davacının yapmadığı bir işlemi kendiliğinden ikmal etmesi olanaklı değildir.
21. Diğer yandan taraflarca hazırlama ilkesinden ayrık olarak, usul hukukunda hâkimin re'sen araştırma yapabileceği hâllere de yer verilmiştir. Bu gibi durumlarda olayın özelliğine göre hâkim, incelemelerin gerektirdiği masrafların taraflarca ödenmemesi hâlinde sonradan haksız çıkan taraftan alınmak üzere, Maliye Hazinesinden karşılanmak suretiyle gereğini yerine getirir (HMK m. 325).
22. Bu bağlamda, taraflarca yapılması gereken işlemler, bunlar için yasada öngörülen süreler ile bunların yargılamaya etkisine ilişkin düzenlemeler ile yargısal uygulamanın irdelenmesi gerekmektedir.
23. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Mahkemeler için konulmuş olan süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Mahkemelerin süresinden sonra yapmış oldukları işlemler de geçerlidir (....). Eş söyleyişle hâkim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukukî sonuç doğurur.
24. Şu hâlde, süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslarüstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir sürede yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.
25. Sürelerin önemli bir kısmı ise taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur (Kuru/Aydın, a.g.e., s. 612).
26. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır;
i) Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir (Cevap süresi, temyiz süresi gibi). Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanunî süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re'sen gözetilir. Başka bir ifadeyle, kanunî süreler hak düşürücü niteliktedir (...).
ii) Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nın 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir (...).
27. Yukarıda da belirtildiği üzere ilke olarak hâkimin verdiği süre kesin değildir. Kesinlik için şu iki durumdan birinin varlığı zorunludur;
i) İlk hâl, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (...). Bu hâlde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez.
ii) İkinci hâl ise, yasaya göre hâkimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar verebilmesidir (HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukukî sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekir.
28. Kesin süreye ilişkin ara kararın verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hâkimin de bağlı olduğu ve dolayısıyla hâkimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur.
29. Kısaca belirtmek gerekirse; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
30. Öte yandan, HMK’nın 94. maddesi uyarınca mahkemece kesin süreye ilişkin ara kararda, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her bir iş için ne miktar ücret yatırılacağının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, özellikle tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukukî sonucun açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut delillere göre karar verilip, gerektiğinde ret kararı verilebileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
31. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hâllerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması hâlinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir (... Karar).
32. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, uyuşmazlık genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsiline yönelik takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup yerleşik Yargıtay içtihatları nazara alındığında uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi gerektirdiği ve bankacılık konusunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektirdiği açıktır. Bu kapsamda Mahkememizce 17.07.2025 tarihli celsenin bir (1) numaralı ara kararında çözümü teknik bilgiyi gerektirdiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılacağı, bankacılık konusunda uzman bilirkişinin görevlendirileceği ve yine HMK m. 273 hükmü uyarınca görevlendirilen hususlar tek tek belirtilmiş, yine delil avansı olarak belirlenen tutarın yatırılması için öngörülen 2 haftalık sürenin kesin olduğu ile bu süre içerisinde delil avansının yatırılmaması halinde bilirkişi incelemesi yönündeki delilden vazgeçmiş sayılacağı da hazır olan davacı vekiline açıklanmış ve ihtar edilmiştir.
33. Davacı yanca mahkememizce belirlenen delil avansının belirlenen 2 haftalık kesin süre içerisinde yatırılmadığı, bir sonraki celse tarihi olan 27.11.2025 tarihinde yatırıldığı (bir sonraki duruşma günü olan) anlaşılmaktadır.
34. Mahkememizin 27.11.2025 tarihli celsesinde hazır bulunan davalı vekilince yeni bir süre verilmesine muvafakat etmediklerini, süresinde delil avansının yatırılmadığını ve kendilerince de delil avansının yatırılmayacağı beyan edilmiştir.
35. Davacının genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsiline yönelik olarak ileri sürdüğü vakıaların ancak teknik bilirkişi incelemesi ile tespit edilebilir olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf, yasal süresi içerisinde bilirkişi inceleme giderini karşılamadığından bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılır. Bilirkişi incelemesi yapılmadan mevcut kayıtlara göre, "taraflar arasında akdedildiği iddia edilen genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan nakdi ve gayrinakdi alacak" istemlerinin yerinde olup olmadığına ilişkin tespit yapılmasının mümkün olmadığından, davacı tarafın açılan davada iddiasını ispat etmediğini kabul etmek gerekir.
36. Öte yandan mahkemece delil avansı tutarı alacak ya da uyuşmazlık miktarına göre değil, bilirkişinin emek ve mesaiye göre belirlenmektedir.
37. Ayrıca talik edilen duruşma gününden önce ancak kesin olarak belirlenen süreden sonra delil avansının yatırılması halinde de yukarıda yer verilen hükümler nazara alındığında yargılamanın uzamasına neden olunmadığı söylenemeyecektir. Zira süresinde delil avansının yatırılması halinde dosya görevlendirilen bilirkişiye tevdi edilerek bilirkişinin inceleme süreci başlatılacak, raporun talik edilen duruşmadan önce sunulması halinde, talik edilen duruşma günü karar verilmesi imkanı da sağlanabilecektir.
38. Dosya içerisinde toplanan tüm deliller, verilen kesin mehile rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmaması ve tüm dosya içeriğine göre; davacı tarafın, davacı bankanın takip konusu yapmış olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının varlığı ve tutarı ancak yapılacak bilirkişi incelemesi ile anlaşabileceğinden, bilirkişi inceleme gideri yatırılmadığından, dosyadaki mevcut delillere göre davacı tarafın talepleri yönünden değerlendirme yapılması mümkün olmadığından; subut bulmadığı anlaşılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
VI-HÜKÜM
1-Davanın REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40.-TL harcın, peşin ve derkenarla alınan 93.890,75‬.-TL harçtan düşümü ile bakiye 93.275,35‬‬.-TL harcın karar kesinleştikten sonra ve talep halinde yatırana iadesine,
3-Arta kalan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
4-HMK'nun 333. maddesi gereğince varsa artan gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana İADESİNE,
5-Arabuluculuk Kanunu 18A/13 maddesi uyarınca karar tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Asagari Ücret Tarifesi uyarınca 4.700,00.-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
6-Davalılar kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T. 3, 13 maddeleri gereğince hesaplanan takdiren 30.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara ödenmesine,
Dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı yapılan inceleme sonucunda HMK 345. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren ... Mahkemesine ya da buraya gönderilmek üzere istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile .... yasa yolu açık olmak üzere 27.11.2025 tarihinde oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2025
....
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.
"5070 sayılı kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15 uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur"

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!