Tüp ligasyonu sonrası istenmeyen gebelik nedeniyle hekimin kusuru ve sağlıklı çocuğun bakım giderlerinin maddi tazminat olup olmadığı tartışmasıyla dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir hekimin gerçekleştirdiği tüp ligasyon işlemi sonrası davacının tekrar hamile kalmasıyla açılan maddi-manevi tazminat davasına ilişkindir; mahkeme, tıbbi kayıtlardaki çelişkiler ve uzmanlık gerektiren özen yükümlülüğü nedeniyle davalı hekimi kusurlu bularak, önceki bozma kararının yerinde olduğuna ve hekim hatasıyla oluşan durumda maddi ve manevi tazminat hakkı doğduğuna hükmetmiş, bölge adliye mahkemesinin direniş kararı üzerine dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir, karşı oy ise işlemin %100 gebeliği önlemediğini ve sağlıklı çocuğun zarar olup olmadığını sorgulamıştır.
3. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/... E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/.. E., ████████ K.
Taraflar arasındaki maddi- manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairenin 05.05.2025 tarihli 22024/... E., █████████ K. sayılı kararı ile; ''davalıların kusurlu olduğu ve maddi tazminat isteme koşulları oluştuğu değerlendirilip davacıların maddi tazminat talepleri hakkında uzman aktüerya bilirkişi aracılığıyla hesaplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalılara kusur atfedilmesine rağmen maddi tazminata hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olduğu" gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, kararda direnilmesine ve davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373/5 maddesi gereğince Dairemizce yapılan incelemede;
Davanın temeli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 506. maddesi). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Dosyaya kazandırılan bilgi ve belgelerden davalı hekim tarafından tutulan ameliyat notunda davacıya Pomeroy Usulü Tüp Ligasyonu yapıldığına ilişkin kaydın olmadığı, ancak aynı tarihli klinik muayene (ekipriz) raporunda ise, Pomeroy Usulü Tüp Ligasyonu yapıldığının not edildiği, davacıya Pomeroy Usulü Tüp Ligasyonu yapılıp yapılmadığı konusunda çelişki bulunduğu, davalı hekimin tüp ligasyonu işleminde kusurlu olduğu, hekim kusurlu olduğunda manevi tazminatın yanında maddi tazminata da hükmedilmesi gerektiği Dairemizin bozma ilamının yerinde olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE,
25.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, hekim hatası sonucu, istenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun bakım ve eğitim giderleri ile manevi tazminatın hekimden ve onu çalıştıran hastaneden tazmini istemidir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, somut olayda hekimin hatasının bulunup bulunmadığı ve hatası olması halinde zarar kapsamının ne olacağı konusunda toplanmaktadır.
1. Pomeroy usulü tüp ligasyonu yapan hekimin hatasının bulunup bulunmadığı konusu.
Kalıcı kontrasepsiyon veya tüp ligasyonu olarak da bilinen tüp bağlama, kadınların istenmeyen gebelikleri önlemek amacıyla uygulanan bir cerrahi yöntemdir. Davalı hekim tarafından davacıya 11.05.2012 tarihinde tüp ligasyonu yapılmış ve davalı tekrar 21.12.2015 tarihinde hamile kalmıştır. Yani aradan 3,5 yıl sonra hamile kalmıştır. Son doğumu yaptıran hekim ifadesinde önceden kalma kotel yakma izi görmediğini beyan etmiş ise de davalı hastanenin ipikrizinde yer alan ameliyat notunda pomeroy usulü tüp ligasyonu yapıldığının kayıtlı olduğu yazılıdır.
Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda, mevcut tıbbi belgelere göre pomeroy usulü tüp ligasyonu gebeliği yüzde yüz önleyecek bir yöntem olmadığı, tubal ligasyon sonrası yeniden kanallaşma olabileceği ve tekrar gebelik gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Yani aradan geçen uzun sürede önceki tüp bağlama izleri iyileşmiş ve kanallar tekrar açılmış olabilir. Kaldı ki bu hususta ayrıca uzman görüşüne başvurulabilir. 4,5 yıl sonra meydana gelen doğumdaki hekimin tüp ligasyonu işleminin yapılıp yapılmadığı yönündeki beyanı yeterli sayılamaz.
Davalı hekimin davacıda tüp ligasyonu yapıp yapmadığı dosyada kesinlik kazanmadığı, yapılsa bile gebeliği yüzde yüz önlemediği nedenleriyle kusurlu sayılması yerinde olmadığından sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
2. Zararın meydana gelip gelmediği ve zararın kapsamının nasıl belirleneceği hususu:
Somut olayda, istenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun eğitim ve bakım masrafları ile manevi tazminat talep edilmektedir. Tazminat alacağının unsurlarından birisi de “zarar” kavramıdır. Zararın meydana gelip gelmediği ve zararın kapsamı hâkim tarafından resen belirlenmelidir. İstenmeden dünyaya gelen özürlü çocuk için zarar kabul edilse de sağlıklı olarak dünyaya gelen çocuğun zarar kavramı içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği üzerinde de durulmalıdır.
Alman hukukunda, istenmeden doğan sakat çocuğun fazladan bakım giderlerinin tazminat olarak istenebileceği kabul edilmiş ise de istenmeden doğan sağlıklı çocuğun bakım giderlerinin bir “zarar” olarak kabul edilip edilemeyeceği, tazminat olarak istenip istenemeyeceği konusu (hukuki ve ahlaki açıdan) uzun yıllar tartışılmıştır. İstenmeden sağlıklı doğan bir çocuğun bakım giderleri zarar olarak değerlendirilsin mi sorusunun cevabı aranırken Alman hukukunda sadece tazminat hukuku kuralları ve ilkeleri ile sınırlı kalınmamış, Anayasa hukuku normları da değerlendirilmeye katılmıştır. Alman hukukunda çok tartışmalı olan bu konuda hâkim görüş, istenmeden doğan çocuğun bakım masraflarının maddî zarar olarak tazminini kabul etmektedir.
İstenmeden doğan çocuğun bakım giderlerinin zarar olarak tazminini reddeden görüş ise, aile hukukunun aileye yüklediği çocuğun bakım yükümü ile salt ekonomik diğer yükümlülüklerin aynı tutulamayacağını; bakım yükümü ile çocuk sahibi olmaya bağlı manevî yararın karşılıklı olarak bir arada olduğunu; ilk başta istenmemiş olsa da çocuğun sonradan kabul edilip sevildiğini ve bunun bir zarar olarak değerlendirilemeyeceğini; tazminat yükümlülüğünün kabulü halinin çocuğun istenmediği anlamına geleceğini ve bunun çocuğun ruh sağlığını etkileyeceğini; çocuk ve aile ilişkisinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, çocuğun kişisel bütünlüğünün bölünemeyeceğini ileri sürmüştür.
(ÇelikAhmetÇelik.http://www.tazminathukuku.com/gorus-bildirimleri/istenmeyen-cocuktan-dolayı tazminat.htm)
Alman LG. Duisburg’un 07.03.1974 tarihli kararına (VersR, 1975, s. 432.) konu olan olayda, davacı kadın, üreme yeteneğine son verilmesi amacıyla hekim tarafından ameliyat edilmiş, kadın ise ameliyat sonrası başka korunma tedbirlerine müracaat etmemiştir. Ancak kadın ameliyat sonrası tekrar hamile kalmış ve çocuk sahibi olmuştur. Mahkeme, ana-baba için çocuğun var olmasının zarar olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Kararda, bakım giderlerinin ise aile hukuku kuralları gereği, ana-baba tarafından karşılanması gerektiği belirtilmiştir.
Aynı şekilde ...’in 06.02.1978 tarihli kararına (NJW, 1978, s. 341 vd.) konu olan olayda ise, davacı kadının yumurtalıklarının bağlanması sonucu kısırlaştırılmasını öngören tedavi sözleşmesinde hekim, yumurtalıklardan birine bu işlemi uygulamayı ihmal etmiş ve davacı netice itibariyle ikiz çocuk dünyaya getirmiştir. Mahkeme, çocuğun bakım giderlerinin ana-baba tarafından karşılanmasının, BGB § 249 anlamında zarar oluşturmayacağını belirtmiştir. Karara göre, çocuğun doğumu ile aile arasında kurulan soybağı ilişkisi gereği, ana-baba, bakım giderlerinden muaf tutulamaz. Çünkü taraflar arasında sayısız hak ve yükümlülükler doğmaktadır. (Prof Dr ..., Anayasa Mahkemesinin 2017/... Esas sayılı “İstenmeden Dünyaya Gelen Sağlıklı Çocuk” sebebiyle ileri sürülen tazminat talebiyle ilgili olarak incelemesi)
Tazminat hukuku ve ilkeleri belirlenirken Anayasanın ve kanunların temel ilkeleri yanında ülkenin ahlak ve örf-adetlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Alman yargısında istenmeyen sağlıklı çocuk için tazminat uzun tartışmalar sonucu kabul edilmiş ise zarar kavramı ülkelerin kendi örf adetleri ve aile kavramına bakış açıları ile ilgilidir. Aile kavramının ortadan kalktığı Avrupa ile ülkemiz kıyaslandığında zarar kavramında farklı sonuçlara ulaşılabilir.
Almanya'da çocuğun bizzat kendisinin zarar olarak nitelendirilemeyeceğini, fakat çocuğun doğumu dolayısıyla ortaya çıkan bakım yükümlülüğünün zarar olarak kabul edilebileceği benimsenmiş ise de bu durumun kendi mevzuatımız açısından incelenmesi gerekmektedir.
T.C. Anayasasının 41. maddesine göre, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”
Türk Medeni Kanunu’nun 327. maddesine göre “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.” 328. maddesine göre, “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.”
Çocuk doğmadan önce istenmemiş ise de doğduktan sonra aile tarafından istenmiş ve benimsenmiştir. Bu durumda Anayasa ve Türk Medeni Kanununa göre anne ve babanın bakım yükümlülüğü doğmaktadır. Kanunlarımıza göre, her anne baba dünyaya getirdikleri çocuklarına bakmakla yükümlüdürler. Gelir durumu iyi olmayan ve çocuklarına bakmakta zorlanan ailelere devletçe sosyal yardımlar yapılmaktadır. Çeşitli nedenler ile öz ailesi yanında bakılamayan çocuklara Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çeşitli hizmetler verilmektedir (Korunmaya muhtaç çocuk, evlat edinme, koruyucu aile hizmeti gibi). Ayrıca geliri yetersiz olanlara sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından yardım yapılmaktadır. Ailelerin bu sosyal imkânlardan da faydalanma hakları vardır. Eğer aileler sosyal yardımlarla beraber tazminat da alacak olurlarsa mükerrer ödeme ve sebepsiz zenginleşme söz konusu olacaktır.
Hekim tüp bağlama işinde kusurlu bulunursa doğan çocuğa artık hekim bakacak şeklinde basına yansıyan haberler (03.02.2015 tarihli) de göz ününe alındığında anne babanın dünyaya gelen çocuklarına bakma görevi başkasına devredilemez ve anne baba bu görevinden kanuni ve ahlaki olarak muaf tutulamaz.
İstenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun ailesi tarafından benimsenip bakılması halinde aileye ilave külfet getirmesinin yanında ilave nimetleri de olacaktır. Hak ve yükümlülükler ile nimet-külfet bir arada bulunmaktadır. Aile, çocuğu ile manevi bir bağ kuracak, çocuğun da aileye maddi ve manevi katkıları olacaktır. Sağlıklı bir şekilde topluma kazandırılan çocuğun varlığının zarar olarak nitelendirilmesi toplum tarafından benimsenen ahlaki kurallara da aykırılık teşkil edecektir. Çocuk başta bazı yükümlülükler getirse de ilerleyen yıllarda katkısı daha fazla olabilecektir. Bu nedenle çocuğun aileye zararının hesaplanması mümkün olmayacaktır.
İstenmeden doğan sağlıklı çocuğun aileye ilave yükümlülükler ve masraf getireceği kabul edilmesi halinde bu zarar nasıl hesaplanacaktır. Yerel Mahkeme hekim hatası yüzünden, istenmeden dünyaya getirilen sağlıklı çocuğun bakım ve eğitim masrafları biçiminde ortaya konulan maddi zararı, çocuğun ölmesi ile anne ve babanın çocuğun desteğinden yoksun kalması gibi maddi tazminat hesabı yapmıştır. Yerleşik uygulamalara göre anne ve/veya babanın desteğinden yoksun kalan çocukların maddi tazminatı, çocuklar erkek ise 18 yaşına kadar, kız ise 22 yaşına kadar hesaplanmaktadır.
Somut olay bir destekten yoksun kalma tazminatı değildir. Bu nedenle destekten yoksun kalma tazminat ilkeleri doğrultusunda hesaplama yapılması hatalıdır. Çocuğun 22 yaşına kadar tüm bakım masraflarının hesaplanıp kusurlu bulunan hekime yükletilmesi de hatalıdır. Hasta ile hekim arasındaki sözleşme gereği hekim sorumluluklarını yerine getirememesi sonucu hasta beklentisi karşılanmadığı durumda yukarıda belirtildiği gibi zarar belirlenemiyorsa TBK 50/2 maddesi kapsamında hâkim, “uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” Bu kapsamda hâkimin zararı maddi tazminat olarak değil manevi tazminat altında belirlemesi yerinde olacaktır.
Yukarıda anlatılan gerekçeler ile BAM kararının onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!