İstanbul 8. Hukuk Dairesinin, trafik kazası sonrası sigorta şirketinin temerrüdüyle oluşan munzam zarar ve enflasyon kaynaklı alım gücü kaybı istemli istinaf kararı.
Özet: Bu istinaf kararı, davacı tarafın, trafik kazası sonrası sigorta şirketinin gecikmeli tazminat ödemesi nedeniyle uğradığı munzam zararın (ek zarar) tazmini talebiyle açtığı davanın ilk derece mahkemesince reddedilmesi üzerine yaptığı itirazı değerlendirmektedir; davacı, borçlar kanununun ilgili maddeleri uyarınca temerrüt faizini aşan bu zararın tazmin edilmesi gerektiğini, özellikle enflasyonist dönemlerde ödeme gecikmelerinin alım gücü kaybına yol açarak munzam zararı doğurduğunu ve bu durumun hayatın olağan akışına uygun bir karine olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

T.C. İSTANBUL

8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: ████████
KARAR NO : █████████
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2023
NUMARASI : ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Munzam Zarar)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R
Davacı vekili dava açan dilekçesinde; müvekkiline ait ... plakalı araç ile davalı nezdinde ... Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalı ... plakalı araç arasında █████/2019 tarihinde trafik kazası meydana geldiğini, kazanın oluşumunda davalı nezdinde sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, müvekkili tarafından kazaya bağlı zararlarının giderilmesi hususunda davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığını, tazminat ödemesinin 8 iş günü içerisinde yapılması zorunlu olmasına rağmen davalının her hangi bir ödeme yapmadığını, bunun üzerine başvuru neticesinde Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından müvekkilinin tazminat talebinin kesin olarak hüküm altına alındığını, davalının temerrüdünü müteakip tazminat alacağının ancak █████/2021 tarihinde icra kanalı ile tahsil edilebildiğini, tazminatın temerrüt tarihindeki alım gücü ile tahsil tarihindeki alım gücünün aynı olmadığını, bu yönüyle müvekkilinin zarara uğradığını, Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1.maddesine göre alacaklının, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olması durumunda, borçlunun kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe, zararları gidermekle yükümlü olduğunu, sigortalısı adına borçlu olan sigorta şirketinin tazminat alacağını ödemeyerek kusuru ile borcun tahsil edilmesini engellediği için müvekkilinin uğradığı munzam zararı karşılamakla yükümlü olduğunu belirterek, alacağın zamanında tahsil edilememesinden kaynaklanan zararlara (munzam zarar) karşılık olmak üzere 500,00-TL nin (HMK.m.107) davalıdan avans faizi ile tahsiline, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekilinin istinaf başvuru sebepleri;
TBK'nın 122.maddesi kapsamında açılan davanın munzam zararın tahsili istemine ilişkin olduğu hususunun ve bu suretle davaya bakma hususunda görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun gözden kaçırılması suretiyle esas hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu,
Sigorta şirketlerinin ihbar üzerine en geç 8 iş günü içerisinde kusursuz tarafa tazminat ödemekle yükümlü olduğu, davalının; ihbarı müteakip zamanında tazminat ödemesini kasıtlı olarak yapmayarak müvekkilinin zarara uğramasına sebep olduğu, Sigorta Tahkim Komisyonu kararını müteakip geç ödemek suretiyle uhdesinde tuttuğu tazminattan kazanç sağladığı,
TBK'nın 112.maddesinde, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğunun, 118.maddesinde temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğunun, 122/1.maddesinde alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlü olduğunun belirtildiği,
TBK'nın 122/1.maddesinde belirtilen kusursuzluğun, borçlunun temerrüde düşmekteki kusursuzluğu olduğu, davalı sigorta şirketinin temerrüde düşmekte kusurlu olduğu,
Pasiflerdeki artma anlamında her zaman somut zararın aranmasının hakkaniyete uygun sonuçlar vermeyeceği, her türlü mal ve eşya fiyatlarının aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle malvarlığına dahil edilmesi gereken bir aktif değerden mahrum kalarak alacaklının zarara uğradığının hayatın olağan akışına uygun ve herkesçe bilinen bir gerçek olduğu, herkes tarafından bilinen bu gerçeğin her olayda yeniden ispatını beklemenin hukukun temel kurallarına ve mantık ilkelerine aykırılık oluşturduğu, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesi gerektiği, fiyat değişikliklerinin aşırı olmadığı hallerde ise, bu karinenin uygulanamayacağı ve somut zararın gerçekleştiğinin ispatının aranacağı, sözü edilen karinenin gerçekleştiği durumlarda yerel mahkemece; munzam zararın varlığı ve zarar miktarı konusunda fiyat artış endeksleri, döviz kurları, yatırım araçları, faiz kurları, çalışanların ücretleri gibi ekonomik göstergeler de değerlendirilmek suretiyle alınacak bilirkişi veya bilirkişi kurulu raporu ile elde edilen ve elde edilmesi gereken değerler de karşılaştırılmak suretiyle munzam zararın varlığı ve miktarının belirlenmesi gerektiği,
2023 yılı açısından Ekim ayı itibariyle bir önceki yılın Aralık ayına göre on aylık sürede gerçekleşen TÜFE'deki değişimin % 55,00 oranında arttığı, yıllık enflasyonda ise artış oranının % 61,36 olduğu, enflasyon değerlerinin tüm iddiaları doğruladığı, enflasyon, eşya fiyatlarının artışı, döviz fiyatlarının artışı ve buna bağlı olarak TL'nin değer kaybedişinin inkar edilemez ekonomik bir gerçeklik olduğu, bu vakıaların oluşumunda (enflasyon vs.) borçlunun kusuru bulunduğu, borçlunun paranın değerini kaybedici davranışları sebebiyle alacaklının zararı oluştuğu yönünde bir iddialarının bulunmadığı, ancak paranın sürekli olarak değerini kaybettiği bu enflasyonist ortamda davalının alacaklıya ödemesi gereken parayı ödemeyip uhdesinde tuttuğu, bu şekilde alacağın değerinin azalmasına sebebiyet verdiği iddialarına dayandıkları, zira; sigorta şirketine 09.10.2019 tarihli başvuru üzerine ödeme yapılmadığı için davalı şirketin temerrüde düştüğü, Sigorta Tahkim Kuruluna talepte bulunulduğu, alacağın tahkimde karar altına alınmış olmasına rağmen ödeme yapmamakta ısrar eden sigorta şirketinden ancak 10.03.2022 tarihinde icra yoluyla alacağın tahsil edilebildiği, yıllar içerisinde fiyatlarda aşırı yükselme olduğu, Yargıtay'ın kararlarının bu artışlardan önceki dönemlere ilişkin olması nedeniyle somut duruma emsal olamayacağı, delillerin toplanması ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu hususlarına yöneliktir.
Görülmekte olan dava; alacağın zamanında tahsil edilememesinden kaynaklanan zararların (munzam zarar) tahsili isteğine ilişkindir.
Dosyada yapılan incelemede; davacı tarafa ait ... plakalı araç ile davalı nezdinde ... Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalı ... plakalı araç arasında █████/2019 tarihinde trafik kazası meydana geldiği, davacı tarafça Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde yapılan başvuru ile trafik kazasına bağlı araç hasarı nedeniyle değer kaybı bedelinin tahsilinin talep edildiği, hüküm altına alınan alacağın, █████/2021 tarihinde tahsil edildiği, davacı tarafça; oluşan gerçek zararın temerrüt faizi ile karşılanmayacak tutarda fazla olduğu iddiası ile görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
(1)6335 sayılı yasanın 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemeleri'nce görülerek karara bağlanır. Aynı kanunun TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda (TTK'da) öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır.
Somut uyuşmazlıkta, ... plakalı aracın davalı nezdinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası bulunmaktadır. Her ne kadar davacının talebi TBK'nın 122.maddesi kapsamında munzam zarara ilişkin ise de, davalıya poliçe kapsamındaki yükümlülükleri hususunda kusur izafe edilerek munzam zarara hükmedilmesinin koşullarının gerçekleştiği iddia edilmiştir. Dolayısıyla da davacının bu talebinin dayanağı ... Sigorta Poliçesi olup, sigortacıya dava bu sebeple yöneltilmiştir. Sigorta hukuku 6102 sayılı TTK'nın 1401 ve devamı maddelerinde, Zorunlu Sorumluluk Sigortası ise 1483 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda dava, TTK'da düzenlenmiş olan sigorta hukukuna dayandığından TTK' nın 4/1. maddesine göre mutlak ticari dava olup ihtilafın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.
Hal böyle olunca da, davacı vekilinin; davaya bakma hususunda mahkemenin görevli olmadığı, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu yönündeki istinaf başvurusu yerinde bulunmamıştır.
(2)Hukukumuzda alacaklıya zararın varlığını, miktarını, borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur.
TBK’nın 122.maddesinde "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hakim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder" şeklinde düzenleme mevcuttur.
Para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması halinde söz konusu olan bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Munzam zarar talep edebilmek için (a) bir para borcunda borçlunun temerrüdünün var olması (b) borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının olması (c) borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması (d) borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ███████-938 - ████████ esas ve karar sayılı kararında belirtildiği üzere munzam zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerinde olup, alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlanması gerekir. Salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Hal böyle olunca da, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları kabule şayen değildir. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi halinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Bu genel açıklamalardan sonra sonuç olarak;
Toplanan delillerin, tarafların iddia ve beyanlarının, dosyanın istinaf aşamasında bulunduğu dönemde davacı tarafça sunulan beyanların ve sunulan yargısal içtihatların ilk derece mahkemesinin kararı ve gerekçesi ile birlikte istinaf başvuru sebepleri de göz önüne alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda, dosyadaki bilgi ve belgelere göre ilk derece mahkemesince delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile çıkarılan sonuç ve oluşturulan hükümde usul ve yasaya aykırılık olmamasına,
Munzam zarar; alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zarar olup, her ne kadar munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması durumunda alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebilmesi 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 122.maddesi kapsamında mümkün ise de, karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (-ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri-) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olmasına, başka bir ifadeyle munzam zararın, somut olarak ispatının gerekmesine, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacak olmasına,
Davacı tarafın munzam zarar iddiasının dayandığı alacak iddiası, trafik kazası sonucu davacının aracında meydana gelen değer kaybı bedelinin tahsili isteğine ilişkin olup, böyle bir talebin karşılanmasının kaza taraflarının kusur durumlarının, araçtaki değer kaybı bedelinin tespitini gerektirmesine, başka bir ifadeyle açıklanan taleplerin yargılamayı gerektirmesine,
Dosyaya sunulan tüm bilgi ve belgelerden; kazayı müteakip sigortacıya yapılan başvuru ile başlayan ve Sigorta Tahkim Komisyonu kararı ile hüküm altına alınıp icra takibi neticesinde tahsil olunan alacağa ilişkin süreç yönünden, tahsil tarihine kadar geçen sürenin makul olmasına ve davacı tarafça munzam zarar koşullarının görülmekte olan dava kapsamında gerçekleştiğinin az yukarıda yapılan açıklamalarda geçen hususlara uygun, somut vakıalarla ispat edilmemiş olmasına göre, yerinde olmadığı sonucuna varılan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi hükmü gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca,
1/İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2023 tarih, ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararına yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,
2/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 732,00-TL harçtan peşin yatırıldığı anlaşılan 427,60-TL harcın düşümü ile bakiye 304,40-TL istinaf ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydedilmesine,
3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
4/İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin yapan üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde Temyiz Yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.█████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!